
Isabelle Huppert
Claire

Bir yazar olan Jeon Manhee (Kim Min-hee), görevinde sahtekarlık yapmakla suçlanır ve işinden kovulur. Claire (Isabelle Huppert) adında bir lise öğretmeni ise Polaroid fotoğraf makinesiyle çevrede dolaşmakta ve fotoğraf çekmektedir. Bu sırada Manhee ile tanışan Claire ondan hoşlanır. Claire, tanıştıkları sahil tünelinin gizemli gücü sayesinde Manhee’nin olası geleceğini ve geçmiş kendiliklerini görebilen bir kişiye dönüşmeye başlar. Çektiği fotoğraflar sayesinde nesnelere yavaşça bakarak onları dönüştürebilme becerisi kazanmıştır. Claire bir gün Manhee ile birlikte kovulduğu kafeye gider. Claire’in gücünü orada gösterme zamanı gelmiştir.

Uzun bir aradan sonra doğduğu köye dönen Ugolin’in en büyük hayali, karanfil yetiştirmektir. Bu işten para kazanılabileceğini düşünen amcası Le Papet, yeğeni için bir tarla aramaya başlar ve komşusu Jean Cadoret’nin çiftliğinde karar kılar. 'Manon des sources' adında devam filmi mevcuttur.

Manon des Sources, Jean de Florette filminin devamıdır... Papet, Soubeyran ailesinin soyunun devamı için Ugolin'e baskı yapmaktadır. Ugolin'in gönlünde güzel Manon vardır. İşin dramatik tarafı Manon yıllar önce arazisini almak istedikleri Jean de Florette'in küçük kızıdır. Manon dağlarda keçilere çobanlık yaparak yaşamaktadır. Vahşi bir yaşam süren Manon'un sosyal ilişkileri sıfırdır. Film teması bu kez aşk ve intikam üzerine kurulmuştur. Manon, ailesinin elinden dalavereyle alınan toprakları geri kazanmak istemektedir, yalnız gerçeği bilen kendisinden başka kimse yoktur. Ugolin için hayattaki en önemli şeyler yetiştirdiği göz alıcı karanfiller ve Manon'dur. Ugolin'in filmdeki rolü ilk filmde olduğu gibi basit düşünen, saf ama amcası Papet'e uyan bir köylüdür. Saf olan aşkı derin bir umutsuzluğa düşer.

Güneş şemsiyeleriyle bezeli bir sahilde çocuklar oynuyor. Suyun sesi, gökyüzünün maviliği ve güneşin sıcaklığı hâkim. Bütün bu kalabalığın ortasında uyuyan bir çocuk Ava. Henüz 13 yaşında. Ruhu uyanıyor ancak gözleri, bir hastalık nedeniyle kapanmak üzere. Genç kızlığına adım adım yaklaşırken, önünde bekleyen sorunlarla baş edebilmek için kendince yöntemler arıyor. Prömiyerini yaptığı Cannes Eleştirmenler Haftası bölümünden ödülle dönen Ava, genç bir kızın büyüme hikâyesini girift bir anlatı üzerinden kuruyor ve dört başı mamur bir sinema duygusu yaratıyor. Yönettiği ilk uzun metrajlı filminde Léa Mysius, oldukça kompleks, görsel olarak çok maharetli bir karakter portresi çiziyor.

1962 yılında hem Cannes hem de Venedik Film Festivallerinden ödülle dönen, aynı yıl George Meliee ödülünün de sahibi olan Beşten Yediye Cleo, Vardanın yönetmenlik adına ilk başarısı. Kanser olduğu gerçeğiyle yüzleşen genç ve güzel bir Fransız pop şarkıcısı Cleonun öyküsü. Kendince geri dönüşleriyle hayatını irdelediği doksan dakikayı Cleoyla birlikte yaşıyoruz. Aynı zamanda Cleonun hayata dair sorularıyla da karşı karşıya kalıyoruz: Böyle bir zamanda ne yapılabilir?, Nasıl yapılır? Cleo, bu soruların cevaplarını ve kişisel ilişkilerini sorguluyor. Bu soruların cevaplarını hem bugünde, yaşadığı hayatta hem de yeni tanıdığı insanlarda arıyor. Kanser psikozunun, korkusunun çevrelediği filmde zaman ilerledikçe değişik insan yüzlerinin geçtiği Paris sokaklarına, içeriğini kaybetmiş hareketsiz ve durgun bir zamana dönüyoruz...

Annie becomes pregnant. Since she doesn't want to keep the child, she meets a movement that performs illegal abortions. But, in the seventies, Annie will encounter allies and opponents along the way.

At Léon Blum High School in Créteil, France, a history teacher decides to have her weakest 10th grade class participate in a national history competition.

James ve ömür boyu en yakın üç arkadaşı, Batı Galler'deki çarpıcı kıyı bölgesi Barafundle Körfezi'ne akıl almaz bir geziye çıkarlar. Ardından dostluk, kahramanlık ve aşkla ilgili dokunaklı ve komik bir macera var.

Sosyal adaletsizlik ve iş güvencesi üzerine bir kitap yazmayı planlayan gazeteci Marianne Winckler, araştırma yapmak için temizlik işçisi olarak çalışmaya başlar. Bir yandan maddi güvencesizliği ve toplumsal dışlanmayı deneyimlerken, bir yandan da kadın meslektaşlarıyla dayanışmanın gücünü keşfeder.

Julien 17 yaşında , beyin felci nedeniyle tekerlekli sandalye mahkum bir gençtir. Ona duydukları sevgiye rağmen, ailesi sakatlıklarıyla uğraşmanın zorlukları yüzünden giderek dağılıyor. Julien, babasıyla bağ kurmak için kendisine, daha önce babasının da yarıştığı bir triatlon olan Nice'deki Ironman yarışında (Fransız Rivierası) kendisiyle yarışmaya devam etmesini istiyor.

Marsilya'da denize nazır bir villada yaşayan Martin ölüm döşeğindedir. Üç kardeş hastalanan babalarının son zamanlarında yanında olabilmek için yıllar sonra yeniden bir araya gelir. Paris’te kendisine farklı bir dünya kuran Angèle, geçmişte yaşadıkları travma sonrası bir daha dönmemek üzere ayrıldığı eve yeniden gelmiş olmanın tedirginliği içerisindedir. Angele ile kendisinden genç bir kadına aşık olan Joseph ve ailenin butik restoranını işletmeye çalışan Armand aralarındaki bağın sarsılmasına neden olan olayla yüzleşmek zorunda kalır. Çocuklarını yıllar sonra etrafına toplayan Martin, onlara aşıladığı ideallerin ne kadarını koruyabildiklerini anlamak için onları test eder. Bu sırada ansızın hayatlarına giren davetsiz bir misafir evin tüm dengesinin değişmesine neden olur.

A successful photographer gives up everything to devote himself to writing and discovers poverty.

Deneysel fotoğraflar çekmeye başlayan bir anne, 9 yaşındaki kızının erotik fotoğraflarını da çekmeye başlar.

Liane, 19 years old, daring and fiery, lives with her mother and little sister under the dusty sun of Fréjus in the South of France. Obsessed with beauty and the need to become “someone”, she sees reality TV as her opportunity to be loved... Fate smiles upon her when she auditions for “Miracle Island”.

Mathieu lives in Paris, Alice in a small seaside resort in Western France. He is a famous actor, about to turn fifty. She is a piano teacher in her forties. They were in love fifteen years ago, then separated. Time has passed. They each went their ways and slowly healed. When Mathieu goes try to overcome his melancholia in a thermal spa, he stumbles upon Alice.

Rene Clement’in bu başyapıtı Nazi bombardımanı sırasında tüm ailesin yitiren beş yaşındaki bir kız çocuğu ile on yaşındaki bir erkek çocuğunu savaşın bunaltıcı atmosferindeki çocuksu hayatlarına bir bakış atıyor. Arka planda dönemin gündelik hayatıyla.

1789'da gerçekleşen devrim tüm Fransa'yı kana bular. Devrimin Paris'teki önderleri arasında Danton ve Robespierre de vardır. Bu iki dost, temellerini attıkları cumhuriyetin üzerinden dört yıl geçmeden birbirlerine düşman olur ve sonunda Danton gönüllü bir sürgüne çıkar. Ancak çevresindeki herkesi rejim düşmanı olarak gören ve vatana ihanetten giyotine gönderen Robespierre'in aşırı sert politikalarına daha fazla dayanamaz. Ölümü göze alarak Paris’e döner ve Terör Dönemi denen çılgınlığa son vermeyi dener.

Amerikalı Vicky ve Cristina İspanya’da bir yaz geçirirler ve gösterişli sanatçı (Javier Bardem) ve onun güzel fakat dengesiz eski eşi (Penélope Cruz) ile tanışırlar. Vicky (Rebecca Hall) evlenmek üzere olan muhafazakar bir kadındır. Cristina (Scarlett Johansson) ise cinsel serüvenlere açık özgür ruhlu bir kadındır. Kaderleri kesişen üç insan arasında doğan aşk ilişkisi kaotik sonuçlar doğuracaktır. Vicky Cristina Barcelona, öyküsünün geçtiği kent olmaksızın düşünülemeyecek bir film olarak karşımıza çıkıyor. Woody Allen aşk ve sanatın sınır tanımazlığını unutulmaz bir hikaye ile hatırlatıyor.

Paris Üniversitesinde İngiliz Edebiyatı Profesörü olan Marie, 25 yıllık eşi Jean ile birlikte her yaz olduğu gibi tatile çıkar. Her zamanki gibi zamanlarını deniz kenarında geçirmeye başlarlar. Marie yüzmek için denize girdiği bir gün, döndüğü zaman eşini bulamaz. Zaman geçtikçe, kocasıyla ilgili farklı düşünceler kafasında uçuşmaya başlar. Acaba kendisini terk mi etmiştir. Yoksa kayıp mı olmuştur, boğulmuş olabilir mi?...Fransız sinemasının dahi çocuğu François Ozon'dan ilgi çekici bir yapım.

1960 'lı yıllarda Avustralya 'nın ücra köşelerinden birinde bulunan bir Katolik yetimhanesinde yaşayan dört çocuğa Güney Avustralya sahilllerinden birinde tatil yapma şansı doğar.Bu çocuklara 'Aralık Çocukları' adı takılmıştır,çünkü dördü de yetimhaneye bu ayda gelmişler ve doğum günlerini de bu ayda kutlamaktadırlar.Geldikleri tatil beldesinde,çocuksuz çiftlerden birinin evlat edinmek üzere çocuk aradıkları söylentisi dolaşmaktadır.Gerçek bir aileye kavuşma umudu içerisindeki çocuklar bu çifte kendilerini beğendirebilmek için bir rekabet içine girerlerken, arkadaşlıkları da yeni bir sınavdan geçecektir.

Sophie, üst düzey bir burjuva hayatı süren Lelievre'lerin malikanesine hizmetçi olarak girer. İçine kapalı ve sessiz bir kadın olan Sophie, işverenlerinin isteklerini layıkıyla yerine getirmekte, aile de bu çekingen kadının çalışkanlığından memnun olmaktadır. Bu arada Sophie, kasaba postanesinde çalışan agresif ve hiperaktif Jeanne ile tanışır ve yakın dost olur. Aileye hizmet ettiği günlerden birinde Sophie'nin okuma yazma bilmediği ortaya çıkar. Lelievre'lerin örtük horgörüleri Sophie'yi çok kızdırır. Bu durumu Jeanne'a açması, Lelievre'ler için sonun başlangıcı olur * Ruth Rendell'in Taştan Hüküm kitabından.
Daha iyi bir deneyim sunmak ve site trafiğini analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz.







0 Yorum
Yorum Yap
Yorumlar moderasyona tabidir