
Clara Bow
Kitty Flanders

A young flapper tricks her childhood sweetheart into marrying her. He really loves another woman, but didn't marry her for fear the marriage would end in divorce, like his parents'. Complications ensue.

Clara Bow
Kitty Flanders

Esther Ralston
Jean Waddington

Gary Cooper
Edward D. 'Ted' Larrabee

Einar Hanson
Prince Ludovico de Saxe

Norman Trevor
Duke Henri de Goncourt

Hedda Hopper
Katherine Flanders

Edward Martindel
Tom Larrabee

Julia Swayne Gordon
Princess De Saxe

Tom Ricketts
The Secretary

Albert Gran
Mr. Seymour
Iris Stuart
Mousie

Margaret Campbell
Mother Superior
Percy Williams
Manning

Joyce Coad
Little Kitty

Yvonne Pelletier
Little Jean

Sinemada gösterildiği yıllarda , tartışmalı biçimde, tamamen yanlış anlaşılmalarla dolu ve utanç verici biçimde eleştirilen, ama uzun yıllar sonra şimdi ,sadece Rossellini'nin en iyi filmlerinden biri olarak anılmakla kalmayıp, aynı zamanda modern sinemanın temel elementlerinden biri olarak hak ettiği yeri bulmuştur. Küçük bir ipucu verelim : Bir evlilik, İtalya'ya yapılan bir seyahat esnasında kötüye gider, biz de izleriz.

Orson Welles‘in başyapıtlarından “Muhteşem Ambersonlar“, aynı zamanda yönetmenin en talihsiz filmlerinden birisi. Yapımcı firmanın marifetiyle yarısından çoğu kurguda yok edilerek (148 dakikadan 88 dakikaya indirildi) gösterime sokulan “Muhteşem Ambersonlar“, aristokrat bir ailenin çöküşünü ve güç dengelerinin bozulması yüzünden bir anda sınıf düşmesini anlatıyor. George Amberson Minafer (Tim Holt) aristokrat bir ailenin, güç-budalası haline gelmiş oğlu. Bir mucit olan Eugene Morgan (Joseph Cotten) George’un annesine aşık oluyor, ancak kadın çok daha zengin bir adam olan Wilbur Minafer’ın (Donald Dillaway) büyüsüne kapılıyor. Yıllar sonra Eugene şehre geri dönüyor, üstelik yeni bir icadın, otomobilin yaratıcısı olarak... Welles’in ölümünden sonra bilgisayarla renklendirilen filmin kurgusunu ileride birçok başarılı filme imza atacak olan Robert Wise yapmıştı.

In early 19th-century England, dire financial straits reacquaint the aristocratic Anne Elliot with her wealthy ex-fiance Frederick Wentworth. The two must choose between either putting the past behind them or listening to their hearts.

Travmatik bir çocukluğun üstesinden gelerek Boston'da yeni bir hayata başlayan ve kendi işini kurma hayalinin peşinden koşan Lily Bloom'un hikayesini konu alan filmde, Bloom büyüleyici beyin cerrahı Ryle Kincaid ile şans eseri karşılaşır. Kısa sürede aralarında yoğun bir bağ oluşur ve derin bir aşk başlar. Ancak bir süre sonra ilişkilerinde sorunlar ortaya çıkar.

1981 yapımı Franco Zeffirelli filmi Endless Love'ın yeniden uyarlaması olan yapıtta iki gencin sınırları zorlayan bir aşk hikayesine tanık oluyoruz. David Axelrod ve Jade Butterfield tanışır ve başta aileleri olmak üzere tüm dünyaya meydan okuyacakları bir ilişkiye başlarlar. Zira Jade'in ailesi bu ilişkiye kesinkes karşıdır ve kolay kolay pes etmeye niyetleri yoktur. Artık ilişkilerinin önünde oldukça zorlu engeller vardır, ancak bu engeller ilişkilerini sadece daha karışık, karanlık ve saptantılı bir hale getirmeye yarar. Modern bir Rome ve Juliet hikayesi niteliğinde olan filmin başrollerini Alex Pettyfer ve Gabriella Wilde paylaşıyor...

Marisa Tomei (My Cousin Vinny) ve Christian Slater (Murder in the First) bu yürekleri ısıtan, dürüst ve ustaca işlenmiş modern çağ romantik hikayesinde olağanüstü performans sergiliyorlar. Rosie Perez'in de (White Men Can't Jump) yardımcı rolde yer alarak kendisine özgü enerji ve yeteneğini kattığı Untamed Heart, "tam olması gerektiği gibi" (Roger Ebert, "Siskel & Ebert"), Tomei, Caroline adında aşk hayatı sürekli mutsuz devam eden bir garsonu canlandırıyor. Slater ise Adam rolünde restaurantın Caroline'a gizli bir hayranlık besleyen fakat ona duygularını açamayan başka bir çalışanını canlandırmakta. Ama her şey soğuk bir gecede değişir, Caroline eve dönerken hayatı tehlikeye girer ve Adam onu kurtarır. Beklemediği beyaz atlı prensine ilgi duymaya başlayan Caroline, duyarlı adımlarla onun yalnız dünyasına girer. İkisi bir arada sinemadaki en unutulmaz aşk hikayelerinden birisine dönüşecek bir güven ve anlayış bağı oluşturuyorlar.

An embittered woman seeks escape in marriage, only to fall for her husband’s best friend.

San Francisco businessman Harry Graham and his wife and business partner, Eve, are in the process of adopting a child. When private investigator Mr. Jordan uncovers the fact that Graham has another wife, Phyllis, and a small child in Los Angeles, he confesses everything.

1950'li yılların Harlem'inde genç bir kadın, babasının dükkanında, gelecek vadeden bir saksafoncuyla tanışır. Aşkları, değişen zamanların, coğrafyaların ve profesyonel başarıların ötesine geçen nefes kesici, romantik bir hikayeye dönüşür.

Üniversiteden önce pişman olmadan ve kalp kırmadan ayrılmak üzere bir anlaşma yapan Clare ve Aidan, aşka bir şans daha verecek mi?

Amerikalı bir eczacı olan Martin (Nicholas Hoult) ve İspanyol bir fizyoterapist olan Gabi (Laia Costa)'nin Los Angeles'ta gecenin geç saatlerinde buluşması popüler bir "arkadaşlık uygulaması" aracılığıyla gerçekleşir. İkisi de birbirlerinden çok etkilenir ve bir süre "takılmak" isterler ancak aralarındaki güçlü cinsel çekim bir süre sonra mutlu ve sadık bir ilişkiye dönüşür. Yine de Gabi "yeniliklere" takık olduğunu itiraf etmiştir, onun için her zaman trend, son moda olan daha cezbedicidir. Böyle bir kişi ilişkisine sadık kalabilecek midir? Film, "Bazen aşk yetersiz kalır" mesajını sosyal medyanın kaydadeğer etkileri üzerinden sunuyor.

Daphne, Los Angeles'ta yaşayan 30'lu yaşlarındaki bir kadındır. Daphne, geçirdiği bir yılın ardından hayatındaki aşka ve kalp kırıklıklarına yön vermeye çalışıyordur. Daphne, bir partiye katılır ve partinin ardından arkadaşları Jack ve Frank ile hayatı garip bir şekilde birleşmeye başlayacaktır. Bu süreç boyunca genç kadın, gittiği mekanlarla ve yaşadığı ani olaylarla hayatındaki sırları çözmeye başlayacaktır.

Beklenmedik bir aşk üçgeni, başarısız bir baştan çıkarma tuzağı ve yanlış anlaşılma sonucu yaşanan bir karşılaşma. üç kadın karakteri tasvir etmek ve seçimleri ile pişmanlıkları arasındaki yörüngeleri izlemek için üç bölüm halinde anlatılıyor.

Yaşadığı sakatlığın sonrasında tenisi bırakmak zorunda kalan Tashi, kendisini bir aşk üçgeninin içerisinde bulur.

Bir tenis maçında topun çizgiye yaklaştığı anlar vardır. Biraz da şansın yardımıyla top içeri düşebilir ve kazanırsın… Ya da ileri gider ve kaybedersin… Gerçek bu kadar basit midir? Tenis öğretmeni Chris hayatı boyunca şansı yaver gittiği için kıskanılmıştır. Özellikle en yakın arkadaşı Tom’un kız kardeşi Chloe ile evlenmeye kalkıp büyük bir servetin ortaklarından biri olma şansını yakalayınca...Chris’in hayatının en mutlu günleri olması gereken evlilik aşamasında hayaller, Tom’un rüyaları bile süsleyecek derecede güzel nişanlısı ile tanışınca sona erer. Hayranlık kısa süre sonra takıntı boyutunda tutkuya dönüşecek ve Chris’i zor bir seçime zorlayacaktır.

Amores Perros, 21 Grams, Babel gibi filmlere imza atan usta yazar Guillermo Arriga tarafından yazılan ve yönetilen bu film de diğer filmler gibi çoklu bölüm tarzında beyaz perdede karşımıza çıkacak. İçinde anne ve kızın bulunduğu ikiye bölünmüş olan filmde Sylvia, çocukluğu çok zor geçen genç kadınla bağ kurmaya çalışıyor.Guillermo Arriga, daha önceki filmlerinin yönetmenliğini yaptığı Alejandro González Iñárritu'dan ziyade bu filmi kendi için yazdığını ifade etti. 11 yıllık yazarlıktan sonra yönetmenliğe de soyunan Guillermo Arriga, bu yeni aşk filmiyle festivallerde yine isminden çok söz ettirdi.

Les cousins'de Claude Chabrol, Paris'te sofistike bohem kuzeniyle yaşamaya gelen taşralı bir çocuk hakkında sinsi bir ahlaki masal yaratır. Chabrol, birbirine zıt görünen bu karakterler aracılığıyla, iyi ve kötü, aşk ve kıskançlık ve modern dünyada başarı kavramlarını sorgulayan karanlık ve komik bir karakter çalışması yaratır. Chabrol'ün ilk filmi Le beau Serge'in ayna görüntüsü olan Les cousins, o filmin yıldızları Jean-Claude Brialy ve Gérard Blain'i şaşırtıcı bir şekilde tersine çevrilmiş rollerde yeniden canlandırıyor. Bu hançer keskinliğindeki dram Berlin Film Festivali'nde Altın Ayı ödülünü kazandı ve Fransız Yeni Dalgası'nın ilk dönemlerinde önemli bir yere sahip oldu.

Benjamin Braddock, anne ve babasının onun mezuniyetini kutlamak için verdiği bir partide Bayan Robinson tarafından baştan çıkartılır. Benjamin utangaç ve toydur, Bayan Robinson ise babasının yakın arkadaşlarından birinin karısıdır. Bir ilişkiye başlarlar. Ama sonra Benjamin, Bayan Robinson’ın kızı Elaine’e âşık olur.

Tüm zamanların en sıradışı aşkı... Dünya çapında 65.000 gösterim... En popüler müzik... Paris opera binasını kendisine mesken tutan Hayalet (Gerard Butler), zamanının büyük çoğunluğunu org çalarak ve opera binasını gezerek geçirir. Genç opera sanatçısı Christine’in (Emmy Rossum) açılış gecesindeki büyüleyici performansı, hem seyircileri hem de tiyatronun hayaletini derinden etkiler. Ve operanın gizemli hayaleti kendisini bu yıldızı korumaya adar. Fakat bu genç sopranoya sahip çıkmak isteyen tek güçlü erkek o değildir. Operanın sahibi Vicompte Raoul de Chagny’nin (Patrick Wilson) de gözü Chtristine’dedir. Ünlü İngiliz besteci Andrew Lloyd Webber’in “The Phantom of the Opera” adlı müzikali, ilk defa sahneye konuluşundan yaklaşık 20 yıl sonra beyaz perdeye uyarlandı. Film 77. Oscar ödüllerinde 3 dalda aday gösterildi...

Soğuk Savaş Dönemi’nde Amerika’nın zirvesine karşı 1963 yılında kurulmuş olan dünyevi bir peri masalı. Dilsiz, bir o kadar da yalnız bir kadın olan Elisa Esposito, temizlikçi olarak çalıştığı gizli ve yüksek güvenlikli devlet laboratuvarında sessizlik içinde bir tecrit hayatına kapatılmış gibidir. Elisa’nın hayatı, meslektaşı Zelda ile birlikte gizli olarak sınıflandırılmış bir "deneyi" keşfettikleri zaman sonsuza dek değişecektir.
Daha iyi bir deneyim sunmak ve site trafiğini analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz.

0 Yorum
Yorum Yap
Yorumlar moderasyona tabidir