
Christopher Gorham
John H. Groberg

Idaho'lu yedi çocuklu bir ailenin en büyük oğulları olan John Groberg kendisine verilen misyonerlik görevini yapmak üzere evinden ayrılır. Amerika’dan dünyanın diğer ucuna doğru 83 günlük uzun bir okyanus yolcululuğu yaparak tayin edildiği Asya’nın güneyinde yer alan Tonga’daki küçük bir adaya gelir. Arkasında ailesinin yanı sıra evlenmek için söz verdiği sevgilisi Jean'i geride bırakmıştır. Tamamen yerlilerden oluşan ve İngilizce bilmeyen bu insanların önce dillerini öğrenip ardından kendi kilisesini kurması gerekmektedir. Bildikleri gibi yaşayan ve geleneklerine bağlı olan ada halkı ilk önceleri 19 yaşındaki genç papazı ciddiye bile almazlar. Ancak yerlilerden birinin küçük oğlu ağaçtan düşüp öldüğü sanıldığında, onu iyileştiren John bir anda itibar görmeye başlar. Cennetten bir köşe olan bu yerde onun için yeni, zorlu ve sürprizlerle dolu bir hayat başlamıştır.

Christopher Gorham
John H. Groberg

Anne Hathaway
Jean Sabin

Joe Folau
Feki

Miriama Smith
Lavania

Gerald R. Molen
President Coombs

Nathaniel Lees
Kelepi
Alvin Fitisemanu
Tomasi

Peter Sa'ena Brown
Kuli
Whetū Fala
Asi

John Sumner
President Stone

Paula Keenan
Sister Stone

Pua Magasiva
Finau
Mary Taio
Lita

Stig Eldred
Rich Yacht Owner

Bir adam düşünün... Ömrü boyunca modern kent çevresinde yaşamış; 747'lerle dünyayı dolaşmış ve sürekli bilgisayar ortamında çalışarak yaşamını sürdürmüş. Ve bir gün bindiği uçak denize düşünce Fiji'de ıssız bir adada dört yıl tek başına yaşamak zorunda kalmış. Adada tek başına yaşayan bu adamın bilinç düzeyi tümüyle değişir mi yoksa modern dünyaya dönünce yine aynı kişi mi olur? Hayatının dönüm noktası olan bu olay yaşanmadan evvel sadece işine gömülü bir hayat sürdüren, kız arkadaşı dahil çevresinde sevdiği herkesi ihmal eden bu adam için eski hayatını sürdürmek mümkün olacakmıdır? Yoksa önünde yepyeni bir hayat mı durmaktadır?

Hindistan'dan Kanada'ya giden bir yük gemisi, içindeki hemen hemen tüm canlılarla birlikte trajik şekilde batar. Bir can kurtaran filikası, uçsuz bucaksız vahşi Pasifik Okyanusu'nun ortasında yapayalnız kalır. Sandalın hayatta kalmayı başarabilen mürettebatı ise bir sırtlan, kırık bacaklı bir zebra, bir orangutan, Richard Parker adında üç yüz kiloluk bir Bengal kaplanı ve Pi adlı 16 yaşında Hintli bir çocuktan oluşmaktadır. Pi'nin hayvanat bahçesi işleten ve hayvanlarıyla göç yoluna koyulan ailesi, batan gemide yaşamını kaybetmiştir. Pi, kurtuluş yok gibi görünen bu okyanusta, zayıf bir sandalda yanındaki hayvanlarla birlikte hayatta kalma savaşı verir ve keskin zekası ve zooloji bilgisiyle besin zincirine kurban gitmez. Ama şimdi Bengal Kaplanı ile teknede baş başa kalmıştır. Dev kaplana yem olmamak için hayvanla anlaşmanın ve yakınlaşmanın yollarını bulur. Sıra dışı yolculuk sona ermeden büyülü bir adaya varacaktır.


Jilet haline getirilmek üzere hurdaya gönderilmeden önceki son yolculuğuna çıkan dev yolcu gemisi Poseidon'un yorgun bedeni, çok zorlanınca yılbaşı gecesi denize yenik düşer. Alabora olan gemi su almaya başladığında, bir papazın örgütlediği hayatta kalanlar yaşam mücadelesine başlar.Kazazedelerin kurtulmak için tek şansı, şimdi tersyüz olmuş ve giderek su alan geminin derinliklerinden deniz seviyesinin üzerine doğru imkansız bir yolculuğa çıkmaktır. Geminin labirent gibi dehlizlerinde yaşam savaşı grubun pek uyumlu olduğu ise söylenemez: başı çeken bir papaz, İsrail'deki torunlarını görmeye giden yaşlı bir çift, bir tüccar, New York'lu bir dedektif ile eski bir olan karısı, iki çocuk, ünlü bir şarkıcı ve bir garson...

Avustralyalı azimli bir genç kız, tek başına yelkenle dünyayı dolaşan en genç kişi olma hayalinin peşinden giderken korkularıyla yüzleşir.

Parası, işi ve geleceğe dair hiçbir umudu olmayan Erin Brockovich, çok zor bir durumdadır. Hiç suçu olmadığı bir araba kazasına karışan Erin, bir anda kendisini daha da kötü olayların içinde bulur. Hiçbir seçeneği kalmayan Erin, avukatı Ed Masry'nin hukuk bürosunda çalışmak için onu ikna eder. Burada çalışırken gayrimenkul dosyalarındaki bazı tıbbi kayıtlara rastlar. Kafası karışan Erin, aradaki bağlantıyı sorgulamaya başlar. Bu konuyu araştırmak için Ed'i ikna eden Erin, yöre halkının kullandığı suyun kirli olduğunu, bu gerçeğin onlardan saklandığını ve bu sebeple orada yaşayan insanların birtakım ciddi hastalıklara yakalandıklarını öğrenir.

Birinci Dünya Savaşı'nın başlamasıyla birlikte Alman ordusu Kongo'yu işgal eder. İşgal sırasında ağabeyi ölünce Rose Mayer, alkolik bir maceraperestin teknesiyle güvenli bir ülkeye kaçmayı dener. Nehir boyunca onları sadece tropikal tehlikeler ve düşman askerleri değil, sürpriz bir aşk da beklemektedir. Afrika Kraliçesi, Katharine Hepburn ve Humphrey Bogart gibi iki efsanevi oyuncu, nefes kesici bir öykü, başarılı bir yönetmen ve Afrika'da gerçekleştirilen çekimler sayesinde, sinema tarihinin en sevilen macera filmlerinden biri olmuştur. Filmdeki unutulmaz rolü, Humphrey Bogart'a En İyi Erkek Oyuncu dalında Oscar kazandırmıştır.

Güzel ve cesur Jo tarafından yönetilen bir fırtına araştırma ekibi, Amerika'nın çeşitli yerlerinde sürekli meydana gelen ani hortum ve kasırgaların nedenlerini araştırmakta ve insanları önceden uyaracak sistemler geliştirmektedir. Grubun eski üyelerinden Bill, bu heyecanlı kovalamacadan çekilmiş ve eski aşkı Jo'nun tam zıttı bir kadınla evlenmek üzeredir.Bill'in icadı olan ve grubun Dorotyh adını verdiği içi hassas algılayıcılarla dolu bir tankın hortumun içine bırakılması gerekmektedir. Grup bunun için Bill'in de yardımını ister. Jo, Bill ve grubun diğer üyeleri, canlarını tehlikeye atarak bir fırtınaya sokularak görevlerini başarmak için ellerinden geleni yaparlar.

Bir kargo uçağı Sahara çölünde düşer. Sağ kurtulanlar ellerindeki çok az mühimmatla hayatta kalmaya çalışırlar. Hem doğa şartları hem de bedevilerin saldırılarına karşı direnmek zorundadırlar. Yiyecek ve suları tükenmek üzereyken çılgınca bir fikre kapılırlar: uçağın enkazından yeni bir uçak yapmak! James Stewart ve Richard Attenborough gibi isimleri bünyesinde barındıran, güçlü bir film.


Kaptan Billy Tyne önderliğindeki 6 kişilik ekip, uzun ve yorucu bir kılıçbalığı avından dönerler. Fakat Kaptan Tyne, çok verimsiz geçen avdan hiç de memnun değildir ve tekrar bir yolculuğa çıkarak şanslarını doğuda denemek istemektedir. Yorgun olan ekip önceleri bu fikre karşı çıksa da para kazanma isteği ağır basınca kabul ederler. Böylece 6 kişilik mürettabatı ile Andrea Gail adlı tekne doğuya doğru yol almaya başlar. Önceleri sorunsuz geçen yolculuk havanın birdenbire bozması ile değişmeye başlar. Telsiz bağlantısı kesilen tekne, yaklaşan fırtınanın büyüklüğünden habersiz şekilde geri dönmeye çalışmaktadır. Bu arada Kaptan Tyne ve ekibi, 30-35 metre yüksekliğe ulaşan dalgaları beraberinde getiren tarihin en büyük fırtınalarından birinin ortasında kalırlar.

Besteci, şarkıcı ve dansçı George M. Cohan'ın müzisyenlik kariyerini ele alan film, 2. Dünya Savaşı'nın ilk günlerinde, Cohan'ın emekli olmaya karar vermesiyle başlıyor. Başkan Roosevelt'in davetiyle bir akşam Beyaz Saray'a konuk olacak ve Altın Madalya nişanına layık görülecektir. Cohan, bu gece sahnedeki ilk günlerini hatırlamaya başlar, filmin hikayesi de onunla birlikte doğduğu güne geri döner ve bugünden başlayarak yaşadıklarını perdeye yansıtır. Gerçek hayatta ünlü şarkılarıyla kendi müzikal şovlarının yazan, yöneten ve başrolünde yer alan ünlü sanatçı George M. Cohan'ın hikayesini ele alan filmin yönetmeni Michael Curtiz.

Hindiçin, aslında Kamboçya, Laos, Malezya (yarımada olan kısmı), Myanmar, Singapur, Tayland ve Vietnamı kapsayan bölgeyi tarif eden coğrafi bir terimdir. Film, Vietnamda yaşayan Eliane ile yaşamına giren ve aralarında ana - kız ilişkisi kurulan Vietnam kökenli Camillenin öyküsünü konu edinir. Sömürge günlerinde aşkı anlatan filmin konusu ise, 1930ların Fransız Yeni Çininde kauçuk ağacı fidanlığı sahibi, varlıklı Eliane, nefis karizması, babası ve yerli halktan evlat edindiği kızı Camille ile huzur içinde yaşamaktadır. Bir müzayede sırasında diğer bir karizmatik Jean-Baptiste ile tanışır ve kısa süreli bir ilişki yaşar. Bu arada Camillede başka bir gence âşık olur. Bunun üzerine Elaine, Jean-Baptistei uzaklaştırmak için gereken tüm girişimlerde bulunur ve Jean-Baptise uzak bir adaya gönderilir. Camille ise artık başka bir adamla evlidir fakat aşkın gözü kördür bir kere, sevdiği adamı bulmak için ülke çapında bir yolculuğa çıkar.

Janet Frame, 1920 ve 1930'ların Yeni Zelanda'sında, çok sayıda kız ve erkek kardeşi olan, fakir bir ailede büyür. Henüz küçük yaştayken bile kardeşlerinden farklıdır. Öğretmen olarak eğitim alır ancak anormal olduğu düşünüldüğü için sekiz yıl boyunca bir akıl hastanesinde kalır. Roman yazmaya başladığında başarı gelir.

Inspired by true and harrowing events, an ordinary man finds his world suddenly torn apart as devastating wildfires rip through the surrounding countryside. With precious moments ticking by, he must flee with his son and pregnant wife if they have any hope of surviving the rapid forces of mother nature.

Bir inanç krizinin ardından çıktığı spiritüel yolculuk, tanınmış fundamentalist vaiz Carlton Pearson'ın değer verdiği her şeyi riske atar.

Pleasantville, siyah-beyaz tonların egemenliğindeki, küçük ve kendine yeten bir kasabadır. Kasabanın insanları müthiş bir ahenk ile birbirlerine bağlıdırlar. Bu kasabada asla kötülük hüküm sürmeyecek gibidir. Ancak ortada bir problem vardır: Pleasantville, bir televizyon dizisinin kurguladığı bir kasabadır. David ise bir 90’lar çocuğudur. Hayatına dair en büyük hobisi Pleasantville’i izlemek ve dizi hakkındaki her şeyi bilmektir. Bir gün esrarengiz bir televizyon tamircisi, David’in evine tuhaf bir televizyon kumandası bırakır. David, bu kumanda sayesinde ablası Jennifer’ı da yanlışlıkla yanına alarak Pleasantville’in içerisine girmeyi başaracaktır. Gary Ross’un özellikle teknik dallarda Oscar’a aday olan filmi büyük bir beğeni toplayıp kült mertebesine ulaşmıştı. Filmin başrollerinde ise Tobey Maguire, Reese Witherspoon, Jeff Daniels, William H. Macy ve Joan Allen gibi ünlü simaları görmek mümkün.

İkinci Dünya Savaşı sırasında Vogue dergisinin beğenilen bir savaş muhabiri olan manken fotoğrafçı Elizabeth 'Lee' Miller'ın hikayesi.

Umudunu Kaybetme’de, Chris Gardner iki yakasını bir araya getirmeye çalışan bir aile babasıdır. Ailesini ayakta tutmak için cesurca çabalamasına rağmen beş yaşındaki oğlu Christopher’ın annesi, maddi zorlukların yarattığı sürekli baskı altında direncini kaybetmek üzeredir. Artık dayanamayacağını anlayınca istemeye istemeye evi terk eder. Artık bekar bir baba olan Chris, yılmadan, bildiği tüm satış becerilerini kullanarak daha iyi kazandıran bir işin peşine düşer. Prestijli bir borsa şirketinde stajyerlik bulur ve ücret almasa da programın sonunda iş ve parlak bir gelecek elde edeceğini umarak kabul eder. Parasal güvencesi olmayan Chris ve oğlu, kısa süre sonra oturdukları daireden çıkartılırlar ve düşkünler evi, otobüs durağı, tuvalet; geceyi geçirmek için bulabildikleri her yerde kalırlar.

P.T. Barnum'ın hayatından esinlenen film, bir vizyonerin 1800’lü yıllarda yoktan başlayarak hırsı ve hayal gücüyle nasıl dünya çapında harika bir şov ve sirk konsepti yaratmasını anlatıyor.
Daha iyi bir deneyim sunmak ve site trafiğini analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz.

0 Yorum
Yorum Yap
Yorumlar moderasyona tabidir