Schuylar Craig
Raven


Korku saçan iki karakterin bir araya geldiği filmde, Freddy yine gençlerin rüyalarını kabus haline getirmeye devam ederken gerçek dünyada da pek rahat edememektedirler çünkü gerçek dünyanın korkulu rüyası Jason da ortalarda gezmektedir.Gençlerin ne rüyada ne de gerçek dünyada rahat edemedikleri filmde Jason'u rüya alemine götüremediklerinden Freddy'i gerçek dünyaya getirmeye karar verirler. Freddy nin rüya aleminden çıkarılması ile Jason'un artık dişine göre bir rakibi vardır.




Herkes, seri katil Art the Clown'un öldüğünü ve dünyanın daha güvenli bir yer haline geldiğini düşünüyordu. Ne yazık ki gizemli bir karanlık güç ona ikinci bir hayat verir ve Art, ölümden dönerek korku, acı ve ölüm saçmaya başlar. Bu korkunç oyunu için kurban olarak genç kardeşler Sienna (Lauren LaVera) ve Jonathan'ı (Elliott Fullam) seçer. Gizemli bir varlığın şeytani fısıltılarıyla ya da kendi hasta zihninin etkisiyle hareket eden Art, çılgın bir sanatçının titizliğiyle korkunç planını uygulamaya koyulur. Kabus ile gerçeklik arasındaki sınırlar giderek bulanıklaşırken ve yeni kurbanlar acı içinde can verirken, Sienna ve Jonathan, hayatta kalmalarını sağlayabilecek bir aile sırrını keşfeder.

Seçkin bir kız okulunun bahçesinde ürkütücü bir oyuncak kutusu bulan altı öğrenci, serbest kalan iblisle bir mücadeleye girmek zorunda kalır.

Laurie Strode, kızı Karen ve torunu Allyson’ın maskeli canavar Michael Myers’ı Laurie’nin bodrumunda kafese kapatıp ateşe vermelerinden dakikalar sonra Laurie, kendisine ömür boyu eziyet eden kişiyi sonunda öldürdüğünü düşünerek hayati önem taşıyan yaralarıyla hastaneye koşar. Ama Michael, Laurie’nin kapanından kurtulmayı başardığında kan dökme ritüeli devam eder. Laurie acılarıyla savaşıp kendini ona karşı savunmaya hazırlarken tüm Hadonfield’ın durdurulamaz canavarlarına karşı ayaklanmasını sağlar. Strode kadınları, Michael’ın ilk saldırısından kurtulanlardan oluşan ve kontrolü ellerine almaya karar veren bir gruba katılırlar ve Michael’ı sonsuza dek yakalamak üzere ava çıkan yasadışı bir çeteyi oluştururlar.

1973 yılında Teksas kırsalında yolculuk eden beş arkadaş, yolda ağır bir travma geçirmiş olan genç bir otostopçuyu araçlarına alır. Yaşanan trajik bir olayın ardından yardım bulmak üzere yakındaki bir kasabaya yönelen grup, kendilerini motorlu testereli acımasız bir katil olan Leatherface ve onun sadist ailesinin tuzağında bulur. Artık tek amaçları, bu dehşet dolu kabustan sağ çıkabilmektir.

Olga ölümcül bir hastalığın pençesindedir ve zamanı da giderek daralmaktadır. Oğlu Edgar ise çaresizce gözleri önünde annesinin yavaş yavaş ölmesini izlemektedir. Ancak Edgar’ın dünyası annesinin onu yanına çağırıp ondan bir iyilik istediğinde tamamen değişir.

Camp Crystal Lake on yıllar önce esrarengiz cinayetlerin yaşandığı, terkedilmiş bir gençlik kampıdır. Bir girişimci kampı tekrar hizmete açmaya karar vererek yakışıklı delikanlılar ve güzel genç kızlardan oluşan bir kadroyu işe alır. Bir yağmur fırtınası kampı dünyanın geri kalanından soyutladığında korkunç ölümler başlar. Gençler sırayla, korkunç derecede yaratıcı şekilde cinayete kurban gitmektedir.

Mario Bava’nın A Bay of Blood filmi, slasher türünün öncüsü kabul edilen bir İtalyan korku klasiğidir. 1971 yapımı bu film, 13 karakterin vahşi şekillerde öldürülmesini konu alarak, Halloween (1978) ve Friday the 13th (1980) gibi filmlere ilham vermiştir. Basit bir konuya sahip olan film, bir koyu satın almak isteyenler ile orada yaşayanlar arasındaki cinayetler zincirini işler. Bava’nın sanat geçmişi, filmin görsel estetiğine yansırken, su altındaki cesede yapışan ahtapot gibi unutulmaz sahneler sunar. Film, dönemine göre oldukça kanlı ve yaratıcı ölüm sahneleriyle dikkat çeker. Bugün biraz eskimiş görünse de enerjisi ve korku sinemasına katkıları açısından hala büyük bir önem taşımaktadır.



Alex'in 21. doğum günüdür ve eğlence salonunda geç vardiyada mahsur kaldığı için arkadaşları ona sürpriz yapmaya karar verir. Ancak Mickey Mouse gibi giyinmiş maskeli bir katil, Alex'in hayatta kalması için kendi oyununu onlarla oynamaya karar verir.

Korku sinemasının ustalarından John Carpenter'ı üne kavuşturan filmi "Cadılar Bayramı", ilk cinayetini altı yaşında işleyen bir çocuğun onbeş yıl sonra hapisten kaçarak geçmişini tekrarlamasını anlatıyor. Azizler günü arifesinde işlediği cinayeti hayatının merkezi haline getiren ve sıradan insanları öldürerek adeta sorunlarıyla hesaplaşan gencin hikayesi.

Maceraya düşkün bir genç olan Ash, sevgilisi Linda ile ormanlık bir bölgedeki bir barakaya gider. Bu ısız yerde kimse onları rahatsız etmeyecektir. Orada, bir profesörün "Ölüler Kitabı" adlı eserden okurken kaydettiği videoyu izlemeye başlarlar. Sadece bir eğlence, bir değişiklik olsun diye seyretmeye başladıkları bu video onların başına akla gelmeyecek bir felaketi getirecektir. Videonun bahsettiği lanet, bu ıssız ormanda ortaya çıkan şeytani bir güce dönüşür ve Linda'yı etkisi altına alarak onu deadite adlı korkunç bir yaratığa dönüştürür. Sevgilisi Ash'da onun gibi bir canavara dönüşecektir. Tam bu sırada o hikayeyi okuyan profesörün kızı ve arkadaşları da kulübeye gelirler ve böylece inanılmaz korkunç olaylar başlar.

Evil Dead serisinden hatırlayacağımız, Bruce Campbell'in canlandırdığı Ash, zamanda yolculuk ederek ilkel ve karanlık çağlarda kara büyüye sahip kötülüğün ordularını yenerek, mistik bir kitabı ele geçirmek ve bir yolunu bulup kendi zamanına dönmek zorundadır. Mevzubahis kitap, hiç kuşkusuz Evil Dead'deki ile aynıdır. Ve bir kez daha kan, vahşet ve sinir bozucu bir mizah duygusu film boyunca izleyenlere eşlik edecek.

Sakin Woodsboro kasabasını şoke eden acımasız cinayetler zincirinden 25 yıl sonra yeni bir katil, Hayalet maskesini takar ve kasabanın ölümcül geçmişine ait sırlarını yeniden canlandırmak için bir grup genci hedef almaya başlar.

Cadılar Bayramı 2'de Micheal Myers, bir zamanlar sıradan bir ev iken, içindeki bitmeyen öldürme tutkusunun uyanışıyla her köşesini kana buladığı doğduğu o yere geri dönme fırsatını buluyor. Myers'ın ruhunu ele geçiren şeytan bir yerlerde sinsice gizlenmekte iken yeniden doğuşunun sırrını öğrenmek üzere olan bir grup masum genç, amansız bir kelle avının canlı hedefleri olacaklarından haberdar değildir.

300 milyon dolarlık gelir getiren tüyler ürpertici Çığlık serisinin dördüncü filminde yıldızlarla dolu orijinal kadro, on yıl sonra tekrar bir araya geliyor. Bir kişisel gelişim kitabının yazarı olan Sydney Prescott, kitabının tanıtım turunun sonunda evine, yani Woodsboro'ya döner. Orada tekrar Şerif Dewey, Gale, kuzeni Jill ve Kate Halası ile bir araya gelir. Ne yazık ki Sidney'in ortaya çıkışı Ghostface'i de geri getirecek ve Sidney, Gale ve Dewey ile birlikte Jill ve dostlarının yanı sıra tüm Woodsboro kentini tehlikeye atacaktır. Efsanevi yönetmen Wes Craven bizi uzmanlığıyla bir dizi kör, kanlı sokakta yolculuğa çıkartıyor.
Daha iyi bir deneyim sunmak ve site trafiğini analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz.



0 Yorum
Yorum Yap
Yorumlar moderasyona tabidir