
Anna Maria Mühe
Kati

Kati ve Steffi yıllardır birbirlerinin en iyi dostudur. Şimdi, aşk hayatları hızlanmakta, kitaplarla alakaları azalmaktadır.Gece klüplerine daha sık gitmeye başlamışlardır. Kati and Steffi have been best friends forever. Fakat Steffi babasını başka bir kadınla gördüğünde hayatı kontrol dışına çıkar. Steffi babasının metresine karşı acımasızca bir intikam planı hazırlar. Bu arada Kati de kendisinden yaşça büyük bir adamla aşk yaşamaktadır. Iki kız birbirlerinden kopmaya başladıklarında, birbirlerine her zamankinden çok ihtiyaçları olduğunu farkederler. Yeni Alman yeteneği Maria von Heland'ın yazar ve yönetmenliğini yaptığı ve yıldız adayları Anna Maria Mühe ve Karoline Herfurth'un rol aldığı BIG GIRLS DON'T CRY cesur ve şaşırtıcı bir gençlik hikayesi..

Anna Maria Mühe
Kati

Karoline Herfurth
Steffi
David Winter
Carlos
Josefine Domes
Tessa

Nina Petri
Ann

Stefan Kurt
Hans, Steffis Vater

Teresa Harder
Jeanette, Tessas Mutter

Matthias Brandt
Jost, Katis Vater

Gabriela Maria Schmeide
Ingrid, Katis Mutter

Dieter Laser
Herr Winter

Tillbert Strahl
Klaus

Jennifer Ulrich
Yvonne

Alma Leiberg
Ramona
Chiara Steinmüller
Lotte
Beata Lehmann
Polizistin

Lester Burnham, çevresindeki insanlar tarafından sevilmediğini ve horgörüldüğünü düşünmektedir. Karısı Carolyn, bunca yıllık evliliklerinden sonra sanki ondan nefret eder gibi davranmaktadır. Kızı Jane, onu küçük görmektedir. Patronu ise sürekli onun girişimlerini baltalamaktadır. Yıllardır gizlemekte olduğu tutkuları sonucunda Lester, hayatında birkaç küçük değişiklik yapmaya karar verir. Böylelikle orta yaş krizini de kolaylıkla atlatabileceğine inanmaktadır. Aldığı kararlar sonucunda giderek özgürleştikçe ve mutlu olmaya başladıkça karısıyla kızını daha çok sinirlendirmeye başlar.

Film dünyasının en etkileyici rollerinden birisinde James Dean'i, şehre yeni gelen, yalnızlık, bunalmışlık ve kızgınlığının içerisinde kendisiyle ve toplumla savaşan, İkinci Dünya Savaşı sonrası kuşağına ait efsanevi Jim rolünde buluyoruz. Bu başyapıtta ona eşlik eden Natalie Wood (kız arkadaşı) ve Sal Mineo (en yakın arkadaşı), başarılı performanslarıyla Akademi Ödülü'ne aday olmuşlardı. 40 yıldır ayakta duran bu dev yapıt, tam bir efsane.

Vada, liseye giden genç bir kızdır. Onun hayatı, okulda yaşadığı bir olaydan sonra bambaşka bir hal alır. Yaşadığı trajedinin ardından Vada'nın ailesi ve arkadaşları ile olan ilişkisi tamamen değişir. Dünyaya farklı açılardan bakmaya başlayan Vada, yaşadığı trajedinin sonuçlarıyla mücadele etmeye çalışır.

6 yaşındaki Moonee (Brooklynn Prince) ve ekibi, yetişkinlerin zorlu dünyasından tamamen uzak kendilerine ait bir dünya yaratmışlardır. Okulların tatil olmasıyla birlikte bu afacan grubun tek derdi, istedikleri gibi koşup oynayabilmek, kimseyi umursamadan eğlenebilmek ve istedikleri zaman sınırsız dondurma yiyebilmektir. Oysa yetişkinler için durum çok farklıdır. Artık çocuk olma lüksleri kalmamış yetişkinler için bu Florida yazı, zorluk, acı ve gözyaşı demektir.

Güney California'da 1970'lerin sonlarında geçen film, 1970'li yılların kadın, aile, zaman gibi kavramlarını derinlikli ve eğlenceli bir biçimde masaya yatırıyor. Santa Barbara'da geçen hikaye 50'lerinin ortalarında bekar bir annesi temel alıyor. Dorothea Fields sakin hayatında bir tek büyüttüğü küçük oğluyla yaşıyor. Kültürel değişim ve isyan çağına gelmiş olan Jason'ın hizaya gelmesi için 2 genç kadının yardımına başvuruyor; punkçı, özgür ruhlu bir sanatçı olan kiracısı Abbie ve anlayışlı ve seks bağımlısı yan komşusu Julie...Başrollerinde ünlü oyuncular Elle Fanning, Alia Shawkat ve Laura Wiggins'in yer aldığı filmi Mike Mills yazdı ve yönetti. Yarı otobiyografik olan film, yönetmen Mills'in çocukluğundan uyarlandı. Komedi-drama tarzı olan film kendini izlettirmektedir.

Sokaklarda yaşayan iki arkadaşı yol hikayesi. Sık sık uyku atakları yaşayan Mike, rüyalarında kendini hiçbir yere gitmeyen yollarda, kaybettiği annesinin peşinde görür. En yakın arkadaşı Scott ise varlıklı bir ailesi olmasına rağmen ailesini zor durumda bırakmak için sokaklardaki yaşamı seçmiştir. İki genç, uyuşturucu bağımlıları, hırsızlar ve satıcılarla dolu bir dünyada kendilerini bulmaya çalışırlar. Motosikletle Pasifik kıyılarından başladıkları bu arayış yolculuğu onları Roma'ya dek götürecektir

Genç ve işsiz annesinin yanında büyüyen Mia ve kardeşi, dar gelirli ailelerin oturduğu bir sosyal konutta yaşamaktadır. Kadınlığını gizlerken kadınsı düşler kuran, küçük kardeşiyle küfürsüz konuşmasa da bu dili sevgi aracı olarak kullanan, okuldan atılmış, arkadaştan yoksun genç kızın yaşamı, bir gün annesinin eve getirdiği yeni sevgiliyle alt üst olur. Sadece dans ederek rahatlayan ve şefkat özlemi içinde yanan Mia, bu olgun erkeğin yakınlığından çok etkilenir...

Yolları Kaliforniya'nın San Fernando Vadisi'nde kesişen iki kadının, nefes kesici güzelliğe sahip 21 yaşındaki Jane ile 85 yaşındaki Sadie'nin sıradışı dostluğunu ve dokunaklı öyküsünü anlatıyor. Jane zamanının çoğunu işe yaramaz ev arkadaşlarıyla kafa bularak harcamakta, bir yandan da köpeği Starlet'in bakımıyla uğraşmaktadır. Günlerini yalnız geçiren yaşlı dul Sadie'nin ilgi odağı ise çiçek bahçesidir. Sadie'ye ait bir eşyanın içine saklanmış eski paraları bulan Jane, hem bu huysuz kadınla arkadaş olmaya hem de onun sorunlarını çözmeye çalışır...

Tracy, iki örgülü, gelecek vaad eden, hâlâ ayıcıklarla ve Barbie bebekleriyle oynayan bir yeni ergendir. Fakat çevresinde sürekli cinsellik üzerinden yaratılmış bir atmosfer vardır; özellikle liseye başlamasıyla bu cinsellik söylemi, üzerinde büyük bir baskı oluşturmaya başlar. Tracy ilk başlarda, bu ortama uyum göstermekte zorlanır. Bir yandan Evie Zamora gibi çok popüler, bir manken kadar güzel ve çekici, kendini beğenmiş, tüm erkekleri peşinden koşturmayı başaran kızları anlayamamaktadır; bir yandan da onların dünyasına dahil olmak istemektedir. Evie'yle arkadaş olması, Tracy'nin olmayı hayal ettiği gibi biri olmasını sağlar, zamanla popüler olmak için neler yapması gerektiğini öğrenir ve herkesin ilgisini çeker. Ancak geçirdiği değişim sonucu, artık başka biri haline geldiğini, kendisine yabancılaştığını fark edecektir.

Üç genç kız, yetişkinliğe geçiş niteliği taşıyan bir tatile çıkar. İçerek, eğlenerek ve flört ederek geçirecekleri bu yaz, güya hayatlarının en güzel yazı olacaktır. Güneşli Malia sokaklarında neşeyle dolanarak başlayan yolculukları cinsellik, rıza ve kendini keşfetmenin dolambaçlı yollarına sapar.

15 yaşındaki Gracie, New Jersey'de üç erkek kardeşin içinde tek kız olarak ailesi ile birlikte mütevazi bir hayat sürmektedir. Ailenin en büyük takıntısı spordur; arka bahçede yapılan futbol maçlarının yanı sıra sabahtan akşama yapılan tek sohbette spordur. Büyük kardeşi Johnny okulun gözde futbolcularından biridir, ancak bir araba çarpması sonucu hayata veda eder.Gracie hem kardeşinin anısını taze tutabilmek, hem de spor tutkusunu yerine getirebilmek için futbol takımına girmeye karar verir. Oysa 1978'te kadın futbolcu yoktur ve Gracie öncelikle bir kadının da futbol oynayabileceğini kanıtlamak zorundadır.

Palo Alto küçük bir kasabada yaşayan bebek bakıcısı bir kızın kafa karışıklıklarını ve farklı kişilerle girdiği ilişkileri anlatan bir film. Ayrıca James Franco'nun doğum yeri olan Kaliforniya'da bir şehir... Son zamanlarda ki filmleri beklenen ilgiyi görmeyen Franco, bu yapımda herşeyi kendisi sahiplenmiş. Yapımcı kendisi, senaristliğini de Gia Coppola ile beraber yapmış. Gia Coppola bu güne kadar iki filmde oyuncu olarak rol almış ve bu ilk yönetmenlik deneyimi... Başroldeki Jack Kilmer'in da ilk filmi. O da zaten filmde ufak bir rolde gözüken Vall Kilmer'ın oğlu.

17 yaşındaki lise öğrencisi Shirley Lyner, üniversiteye gitmeyi düşünmektedir ve küçük çocukların babalarıyla görüşüp, bakıcılık için genç kızlar bulan bir servisi çalıştırmaktadır. Bir dönem yaptığı çocuk bakıcılığından, kendisi gibi kızların çalıştığı bir servisi yönetmeye geçişinde yaşadığı zorluklar ve bunlarla başa çıkmak için yaptıkları bazı anlarda gerçekten de acımasız olabilidiği anlatılıyor.

Alejandro González Inarritu'nun Babel'inde, Fas'ta turistik geziye çıkan Amerikalı evli çiftin başına gelen trajik bir olay, dünyanın farklı ülkelerindeki dört ailenin yaşamında olaylar zincirini harekete geçirir. Koşullar açısından birbirine bağlı olan ama kıtalar, kültür ve dil açısından birbirinden ayrışan karakterlerin her biri, gerçek huzur ve teselliyi sadece aile kavramının sağlayabileceğini keşfeder.

1917 New Orleans'ında, Storyville genelevinde büyüyen 12 yaşındaki Violet (Brooke Shields), fahişe annesi Hattie'nin (Susan Sarandon) gölgesinde yetişir. Müşteriler ve genelev sakinleri arasında masumiyetini kaybeden Violet, fotoğrafçı Bellocq (Keith Carradine) ile tartışmalı bir ilişki yaşar. Hattie evlenip kaçınca, Violet kaderine terk edilir. Bellocq'un onunla evlenmesi toplumda skandala yol açar. Film, Violet'in çocukluğunu kaybedişini ve toplumun çifte standartlarını sert bir dille ele alıyor. Brooke Shields'in çocuk yaşta oynadığı erotik sahneler büyük tartışma yaratmış, birçok ülkede sansürlenmiştir. Dönemin New Orleans'ını gerçekçi bir şekilde yansıtan film, masumiyetin sömürüsünü çarpıcı bir şekilde anlatıyor.

13. yüzyıla ait bir baladdan yola çıkılarak senaryosu yazılan film, ortaçağda geçen sarsıcı bir intikam hikayesi anlatıyor. Koyu hristiyan ailesi tarafından kiliseye gitmekle görevlendirilen bir genç kız, yolda tecavüze uğruyor ve öldürülüyor. Olayın ardından bir eve sığınan tecavüzcüler burada kızın ailesiyle karşılaşıyor ve kanlı bir şekilde yok ediliyorlar. Ingmar Bergman'ın az bilinen yapımları arasında olan Jungfrukällan, kanlı intikam hikayesi ile modern korku filmlerine ilham verdi. Usta yönetmen bu filminde masumiyet, hırs, paganizm ve dini inanç gibi kavramları tartışıyor.

Jodie Foster'ın yönettiği 'Little Man Tate'in başrolünde, yetenekli çocuk oyuncu Adam Hann-Byrd var. Dede (Jodie Foster) tek başına oğlu Fred'i (Adam Hann-Byrd) büyütmeye çalışıyor. Bir anda, oğlunun aslında bir dahi olduğunu keşfeden Dede, Fred'in hakettiği herşeye sahip olmasını, tüm eğitim imkanlarının kendisine sunulmasını istiyor. Dede, aynı zamanda oğlunu kötü niyetli insanlardan da korumak zorunda. Foster ilk yönetmenlik deneyiminde etkileyici bir dram sunuyor izleyiciye.

Jackie, işi, yerleştirilen güvenlik kamerası ile bir sokağı gözetlemek olan bir kadındır. Yapılan işteki tüm maksat da, o sokakta yaşayan insanların güvenliliğinin sağlanmasıdır. Her günün bildik rutinliğinin dışında, bir gün monitörde, daha evvel hiç görmediği ve bir daha da muhtemelen hiç görmek istemeyeceği bir adamın görüntüsü beliriverir. Görmezden gelemeyeceği bu adamı izlemek zorundadır. Ama artık kendisinin de, sokağın da hayatı eskisi gibi olmayacaktır.

Hayatın anlamını özgürlükte arayan kültür eleştirmeni David Kepesh (Kingsley), cinsel arzularını cezbeden iyi huylu öğrencisi Consuela Castillo (Cruz) tarafından trajik bir çıkmaza sürüklenir...

Daha iyi bir deneyim sunmak ve site trafiğini analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz.

0 Yorum
Yorum Yap
Yorumlar moderasyona tabidir