
Sofie Gråbøl
Ester

In a small two-room apartment in a backyard in Vesterbro, Copenhagen, 14-year-old Ester lives with her father, mother, and older brother Carl. It is a typical working-class neighborhood of the time, and the apartment lacks any modern conveniences. Coal must be fetched from a dark basement where homeless people have sought shelter and lodging for the night. Ester is a dreamer. She wants to be a writer and secretly writes poetry. She often loses track of time and place when her thoughts wander.

Sofie Gråbøl
Ester

Louise Fribo
Lisa
Carl Quist Møller
Carl

Vigga Bro
Esters mor

Torben Jensen
Esters far

Kirsten Lehfeldt
Frk. Thomsen

Lene Vasegaard
Lærerinden

Benny Poulsen
Bananen

John Hahn-Petersen
Gadebetjent

Birgit Conradi
Skolesundhedsplejerske
Litten Hansen
Esters moster

Margrethe Koytu
Vaskekone
Karina Broch Petersen
Beboer i kvarteret
Rosa Trier
Beboer i kvarteret

Eva Madsen
Ismejeridame

Tecavüzle suçlanan bir zenciyi savunan güneyli bir avukatın çevresindekilerin tepkilerine rağmen asılsız bir iddia ile suçlanan genci savunma hikayesini anlatıyor.

John Steinbeck'in Pulitzer ödüllü romanından uyarlanmış, John Ford imzalı 2 Oscarlı bir başyapıt. Hapisten çıkan Tom Joad, Oklahoma'daki ailesinin çiftliğine gider. Ancak gittiğinde görür ki banka çiftliğe el koymuştur. Zira Büyük Buhran tüm Amerika'yı etkisi altına almıştır. Ertesi gün tüm Joad Ailesi, eşyaları ile birlikte eski püskü bir kamyonla California'ya doğru yola çıkar.

Portekiz'in Fátima kentindeki üç genç çoban, tarihsel olaylara dayanarak, Meryem Ana'nın iman edenlere ilham veren ve Kilise ve hükümetin yetkililerini öfkelendiren ve onları hikayelerini geri almaya zorlayan vizyonlarını aktarıyor.

Ödüllü Brothers / Kardeşler adlı filminden sonra Susanne Bier'i sinemaya döndüren Düğünden Sonra, Danimarka'nın Oscar adayı oldu. Son James Bond filmi Casino Royale'deki kötü adam Le Chiffre'i oynayan Mads Mikkelsen, Hindistan'da kapanma tehlikesiyle karşı karşıya bir yetimhanenin yöneticisi Jabob Petersen'i canlandırmaktadır. Jacob, Danimarkalı işadamı Jorgen'den yüklü bir bağış alır, ama sözleşme imzalamak üzere Danimarka'ya gitmesi gerekmektedir. Jacob'un Danimarka'ya gelişi Jorgen'in kızının düğünüyle çakıştığı için o da davet edilir. Ancak Jacob'u bir sürpriz beklemektedir: Jorgen'in eşi, Jacob'un gençlik aşkı Helene'den başkası değildir.

Altı yaşındaki Maisie, rock yıldızı annesi Susanna ile karizmatik ancak ilgisiz sanat simsarı babası Beale´in tatsız boşanmasının sarsıntılarıyla boğuşmaktadır. Maisie’nin hayatına, boşanmanın ardından anne ve babasının yeni eşleri de girer. Ancak küçük kız, eşlerinin bencilliğini fark edip birbirlerine âşık olan üvey ebeveyniyle yakınlaşınca durum iyice çetrefilleşir.

Çok uzun yıllar kaldığı hapishaneden çıktıktan sonra bulaşıkçı olarak çalışmaya başlayan, çalıştığı yerin arkasındaki bir çöp tenekesinde terk edilmiş bir bebek bulan Russ Millings’in hikâyesini anlatıyor. Bebek için ne yapacağından pek emin olamayan Russ, bir süre sonra bu bebeğin hayatını düzene sokmak konusunda önemli bir fırsat olduğunu fark eder.

1904 yılının Ocak ayında Dublin’de, Morkan kardeşler ve yeğenleri Mary Jane’in verdiği bir davete Gretta ve Gabriel Conroy çifti de katılır. Gecenin sonunda Gretta, genç yaşta onu ölene dek sevmiş bir adamın hüzünlü hikâyesini Gabriel’e anlatır. Dışarıda kar yağarken, Gabriel pencereye yaslanır ve derin düşüncelere dalar.

A true story of politics and art in the 1930s USA, centered around a leftist musical drama and attempts to stop its production.

Clare, 1920’ler hayatını beyaz gibi davranarak yaşamaya karar veren açık tenli siyahi bir kadındır. Kendisi gibi olan okul arkadaşı Irene ise Afro-Amerikan toplumunun içinde yaşar. Yıllar sonra yeniden bir araya gelen Clare ve Irene, seçimleri nedeniyle çatışma yaşar. Renk çizgisinin zıt taraflarında yaşamayı seçen Clare ve Irene, zamanla birbirlerini kendi dünyalarına çeker.

Spor yazarı Erik, evsiz bir adam olan Champ'i sokaklardan kurtarmaya karar verir. Ancak bu kararırın ardında Champ'in kim olduğuna dair gizi ortaya çıkarmak vardır. Erik bunun gizli kalamayacak bir sır olduğunu ve Champ'in öldüğüne inanılan efsanevi boksör olduğunu düşünmektedir. Champ'in efsanesini diriltirken, onun bireysel macerasında babası ile olan ilişkisinin önemini anlayacaktır. Champ'in yaşamıyla ilgili gerçeklere daldıkça, kendi yaşamında geri plana attığı, yüzleşmekten korktuğu ilişkiler ortaya çıkacaktır. Erik kendi yaşamı ve ailesiyle olan ilişkisini gözden geçirecek ve uzun zamandır hiç yapmadığı bir şekilde kendisiyle yüzleşecektir.

İki kararlı anne, bir tanesi bir öğretmen çocuklarının şehir okulunda çöken iç dünyalarını dönüştürmeye çalışmak için çaba harcamaktadırlar. Güçlü ve engelleyici bir bürokrasiyle başa çıkmak zorundadırlar fakat eğitim sisteminde ve çocuklarının gelecekleri için gerekli değişimi yaratmak amacıyla herşeylerini riske atarlar.

Ülkesinde genellikle yetişkinlere hitap eden kitaplarıyla dikkat çeken genç bir kadın yazar, son zamanlarda hayatında değişikliklerle karşı karşıya kalacaktır. Ek iş olarak yerel bir gazetede editörlük göreviyle parasını kazanmaya çalışan genç kız, zamanla hayatına erkeklerin girmesiyle çok zor bir hal alacaktır. Genç bir kadının etrafında gelişen olayları dramatik bir yönle bizlere aktaran The Girl in the Book filmi kısıtlı kadrosuyla iyi işler başaran filmlerden birisi olarak dikkat çekiyor.

Henri Channiere'nin romanından uyarlanan bu film ihtilalden sonra hapis cezasına çarptırılan bir grup Fransız mahkumun yaşadıklarını anlatan etkileyici ve dram yüklü bir macera. Fransız Guyana'sındaki kaçışı olmayan bir adada ki hapishaneye gönderilen kelebek lakaplı Henri "Papillion" Charriere (Steve Mcqueen) sürekli olarak kaçmaya çalışmaktadır ve bu çabaları başarısız olur. Oda bundan asla vazgeçmeyecektir. Burada tanıştığı Louis Depo (Dustin Hoffman)'la oluşan dostluklarıyla birlikte onunda yardımını alan Henri hapishanenin vahşi kurallarına karşı daha büyük bir azimle mücadelesine devam eder.

Annesiyle yaşayan orta yaşlı adamdır Elling. Onu kaybedince durumla başedemez ve zaten zengin Norveç hükümeti bu tür insanlar için her an 'yardıma' hazır olduğu için kahramanımız kendini bir kliniğe yatırılmış olarak bulur. Oda arkadaşı Kjell, orta yaşlı, kafayı sekse takmış ancak hayatında bir kadınla birlikte olamamış bir adamdır. İkili en sonunda serbest kalırlar. Bir gözetmenin kontrolünde Oslo'da bir apartman dairesinde yaşamaya başlarlar. Kjell üst kattaki komşularına âşık olur. Elling'in en büyük korkusu ise tekrar kliniğe kapatılmaktır. Sonunda kendisini şiir yazmaya verir. İki asosyal kahramanın sosyal yaşama geçme çabalarıyla bireysel yalnızlığı ve dostluk ilişkisini anlatan film en iyi yabancı film dalında Oscar adayı olmuştu.

Genç bir adamın kendinden yaşça büyük evli bir kadınla İlişkisi vardır. Genç adam kadının kocasını çok kıskanmaktadır. Sonunda onu öldürmeleri gerektiğine karar verir. Kadını da buna ikna eder ve bir gece kadının kocası sarhoşken onu öldürürler. Kadın etrafına kocasının başka bir şehre, çalışmaya gittiğini yayar, ilişkileri artık daha rahat devam etmektedir, fakat 3 yıl sonra aniden...


Mutlak güç, mutlak yozlaşmayı getirir. Topluma önderlik eden dört insan, özel olarak seçilen genç kız ve oğlanları sistematik bir biçimde aşağılayarak onlardan yararlanır ve işkence eder... Bir dizi müstehcen öyküyle başlayan bu sefahat dolu işkence, dinsel bir tören havasının ardına gizlenmiştir. Filmin gelişimi cinsel sapıklıktan sadizme, işkenceden ölüme kadar amansızca uzanır. İşkencelerin alacağı bir zevk yoktur, acımaları da... Pasolini'nin son filminde bir ölüm kokusu, çöküş ve umutsuzluk sancıları içinde kıvranan insanlığa soyutlanmış son bir ağıt yatar. Faşizme karşı zehir zemberek bu film, kasvetli bir tür vasiyettir sanki...

Bir grup müttefik kaçışa imkan vermeyecek şekilde tasarlanmış özel bir kampa hapsedilir. Üç farklı tünel kazarak kurtulmayı planlayan İngiliz asker (Richard Attenborough), usta Amerikalı hırsız (James Garner) ve Polonya’lı hendek kazıcısının (Charles Brosnon) bu planı başarılı olur. Ne var ki, bu 70 tutuklunun kaçışları burayla sınırlı kalmayacaktır...Film iki bölümden oluşuyor. İlk yarıda kaçış planları ve hazırlıklarını, ikinci bölümde ise Alman hükümeti ile esir Avrupa’nın sınırlarından dışarı çıkmaya çalışan kahramanların kovalamacasını izliyoruz.

London, 1843. Ebenezer Scrooge, a bitter old man, despises the Christmas holiday. Over the course of Christmas Eve night he is visited by three ghosts to show him his past, present and future.

1938'de gergin geçen Münih Konferansı'nda artık rakip hükûmetler için çalışan eski arkadaşlar bir Nazi sırrını açığa çıkarmak için yarışan gönülsüz casuslar hâline gelir.
Daha iyi bir deneyim sunmak ve site trafiğini analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz.

0 Yorum
Yorum Yap
Yorumlar moderasyona tabidir