
Tatum O'Neal
Addie Loggins

Dolandırıcı Moses Pray buhranlı yılların hüküm sürdüğü yıllarda altın dişinin ardına sakladığı parlak gülümsemesi, bir araba dolusu gösterişli İncil'i ve dul kadınlardan oluşan bir liste dolusu isimle Kansas’ın yolunu tutar. Yanına 9 yaşında sigara içen kimsesiz Addie'yi de alır. Addie babasının kim olduğunu bilmemektedir. Bu durum, ikili arasında farklı bir bağ kurulmasına neden olmuştur. Çok geçmeden aralarına eğlenceli ama nevrotik Trixie Delight katılır, ama bu Addie'nin keyfini kaçırır. Bu ikilinin arasına kimse girmemelidir!

Tatum O'Neal
Addie Loggins

Ryan O'Neal
Moses Pray

Madeline Kahn
Trixie Delight

John Hillerman
Deputy Hardin / Jess Hardin

Jessie Lee Fulton
Miss Ollie

Noble Willingham
Mr. Robertson

Randy Quaid
Leroy

P.J. Johnson
Imogene

James N. Harrell
The Minister

Burton Gilliam
Floyd

Hugh Gillin
2nd Deputy
Desmond Dhooge
Cotton Candy Man

Art Ellison
Silver Mine Gentleman
Lila Waters
The Minister's Wife
Bob Young
Gas Station Attendant

Akıl hastanesinden çıkan Anthony, arkadaşı Dignan ve komşusu Bob ile bir çete kurar ve ufak tefek suçlarla yollarını bulmaya çalışırlar. Ancak basit gibi görünen bir soygun, planladıkları gibi ilerlemez.

Teksas'ın küçük, kırsal bir kasabasında, bir cenaze levazımatçısının yanında yardımcı olarak çalışan Bernie Tiede, kasaba halkının en sevdiği kişilerden biridir. Pazarları okulda ders verir, kilise korosunda şarkı söyler ve yardıma ihtiyacı olan herkese el uzatır. Herkes Bernie'yi sever ve takdir eder. Ters giden talihine sürekli lanet eden dul Marjorie Nugent'e banka işlerinde yardım eden Bernie, bir süre sonra kadının kendisine karşı artan ilgisi ve isteklerine yetişemez hale gelir ve günün birinde zengin Marjorie'yi öldürür.

Mafyanın uyumsuz tetikçisi Jerry (Mantegna), mafya tarafından suçunu itiraf etmesi için zorlanan bir ayakkabı tamircisi olan Gino'yu (Ameche) gözetlemek gibi düşük seviyeli işe atılır. Ancak Gino bir mafya babasıyla karıştırıldığında ve ikisi birden mafya statüsünün en üst seviyelerine fırlatıldığında işler değişir... onları hayatta tutacak tek şeyin dostluk olduğu tehlikeli bir macera!

Yıl 1998... Orta Amerika'da küçük bir kasaba ve iki liseli âşık... Carol ve Wayne... Karanlığın içinde umarsızca arabalarıyla gezmektedirler... Carol, tehlike ile iç içe, uçurumun kenarında bir yaşamı sevmektedir... Bir yokuşun sırtında yanlış yönde ilerlerken Wayne son anda direksiyonu kırarak Carol'u en büyük heyecanından yoksun bırakır... 8 yıl sonra evlidirler... Carol hemşire olmuştur ve birgün kendisine felç geçirmiş orta yaşta özel bir hasta verilir. Carol, Henry'i işlemiş olduğu suçlarla ilgili soru yağmuruna tutar ve onun renkli geçmişinden etkilenir... Kendi merakını ufak çaplı bir banka soygununu yöneterek tatmin eder. İlk işlediği suçun tadı damağında kalan Carol'un artık hiçbir şekilde geriye dönmeye niyeti yoktur.

Kült klasiği filmde Ewan McGregor, eroini ve ‘kötü arkadaş’ları ardında bırakmak isteyen Mark Renton’u oynuyor. Renton, zor da olsa (akıllardan silinmeyecek bir sahne sonunda) temizlenir ve Londra’ya gider. Ama geçmişten kurtulmak o kadar kolay değildir, hele eski arkadaşları kapısında bitiverirse!

Rainer son derece başarılı bir televizyon yapımcısıdır. Hiçbir kriter gözetmeden imza attığı aptalca ve bayağı şov programları reytinglerde bir numarada yer alır Pegah'ın neden olduğu araba kazası nedeniyle ölümden dönen Rainer, bir anda tamamen değişir. Ciddi programlar yapmaya başlar ama bu sefer de reytingler düşer. İşini bırakıp Pegah ve bir grup işsizle birlikte kendine ekip kuran Rainer, televizyondaki olumsuz gidişatı durdurmak için harekete geçer.

Obsesif-kompulsif dolandırıcı Roy, partneri Frank ile birlikte gayet profesyonel bir şekilde iş bitirmektedir. Fakat, önceden varlığından haberdar bile olmadığı kızı Angela ortaya çıkınca, hayatının kontrolünü kaybetmeye başlar. Artık onca işi, sorumluluğu ve takıntıları arasına bir de kızı karışmıştır.Eric Garcia'nın yayımlanmayan romanından uyarlandı. Yönetmenliğini Ridlet Scott'ın yapmış olması, en büyük avantajı. Ama Nicholas Cage'in ana karakteri canlandırıyor oluşu da ayrı bir beklenti yaratıyor.

Film, Kuzey Carolina'da NASCAR yarışları esnasında gerçekleştirecekleri bir soygunla yüklü bir paranın üzerine konmayı hedefleyen iki kardeşin hikâyesini konu ediniyor.

Annelerini bir trafik kazasında kaybeden 7 yaşındaki Damian ve 9 yaşındaki Anthony babaları ile birlikte yaşamaktadırlar. Bütün gününü hayal aleminde, düş gücünün ürünü olan papazlarla konuşarak geçiren Damian tren yoluna yakın bir yerde oynarken bir çanta dolusu para bulur. Damian paranın tanrı tarafından, iyilik yapmaları için gönderildiğine inanır. Damian ve ağabeyi anlamını tam olarak da bilmedikleri “vergi sorunu” yüzünden buldukları parayı polise bildirmezler, bunun yerine para ile fakirlere yardım etmeye karar verirler. Ancak bir iki ufak sorun vardır. Çantanın içindeki binlerce sterlin birkaç hafta içinde değerini yitirecektir zira İngiltere Euro'ya geçmek üzeredir. Ufaklıkların canını sıkacak bir başka sorunsa peşlerindeki kötü niyetli adamlardır. İçi para dolu çanta banka soyguncularına aittir ve soyguncular parayı her ne pahasına olursun olsun geri almaya kararlıdırlar.

Ormanda devriye gezen polisler tarafından, öldürülmüş bir adamın cesedi bulunur. Adamın karısı da tecavüze uğramıştır. Olaya tanıklık eden üç kişi vardır: Bir gezgin, oduncu ve bir haydut. İzleyici olarak mahkeme bizizdir ve tanıkların hikayelerini dinleriz. Tecavüze uğramış kadın da dahil, hepsinin anlattığı hikayeler birbirinden farklıdır. Öldürülen adamın da olaya tanıklığını izlediğimiz filmde çözülmesi zor bir bulmacayla karşı karşıyayızdır: İçlerinden birileri yalan söylemektedir ancak kim ve neden? Film, 20. yy.'ın başlarında yaşamış yazar Ryunosuke Akutagawa'nın Ormanın Sıklığı isimli kitabının uyarlaması. Ancak, toplam süresi 60 dakikayı pek geçmeyine yazarın diğer kitabı Rashômon'dan alınan kestilerin eklenmesiyle film son halini almış. Japon sinemasının ustalarından Kurosawa'nın bu filmi pek ödüllendirilmemişse de oldukça başarılı. Rashômon insan psikolojisi üzerinde duran ve yalanın sınırlarını zorlayan bir Japon draması.

Eksantrik suç dehası Profesör Marcus (Alec Guinness), Londra’nın sakin bir mahallesinde, tatlı bir yaşlı dul olan Bayan Wilberforce’un (Katie Johnson) evinde bir oda kiralar. Planı, dört suç ortağıyla (Cecil Parker, Herbert Lom, Peter Sellers ve Danny Green) birlikte mükemmel bir soygun düzenlemektir. Kendilerini bir müzik topluluğu olarak gizleyen bu çete, Bayan Wilberforce’un evini üs olarak kullanır. Ancak soygun başarıyla tamamlanmasına rağmen, Bayan Wilberforce’un masum merakı ve keskin sezgileri, planlarını altüst eder.


İngiliz rahibin ölümüyle birlikte, oğulları Daniel ve Robert ailelerin dağılmaya başladığına tanıklık eder. Ancak ölenin yası henüz bitmemişken, ortaya çıkan bir yabancının babaları hakkında söyledikleri iki genci şok edecektir: Yabancının dediğine göre, babaları gaydir. Bu sırrın ortaya çıkmaması için ortaya koydukları çaba bir süre sonra onları tam bir kaosa sürükleyecektir.

Raoul Duke ve avukatı Dr. Gonzo, bir motosiklet yarışını izlemek için Mojave Çölü'nde bir bavul dolusu uyuşturucu ve kırmızı bir üstü açık arabayla Las Vegas'a giderler. Uyuşturucu tüketimleri endişe verici bir hızla artarken, uyuşturucu bağımlısı ikili otel odalarını mahveder ve yasal yaptırımlardan korkarlar. Duke, Los Angeles'a geri dönmek için yola çıkar, ancak bir polisle yaşadığı tuhaf olayın ardından Günah Şehri'ne geri döner ve çılgın uyuşturucu serüvenine devam eder.

Aşk ve savaş üzerine alışılmadık derecede sevimli, zeki ve komik bir film. “Guguk Kuşu”, Rus askerlerin Finli keskin nişancılara taktığı addır. Eylül 1944. Finlandiya, SSCB ile bir ateşkes antlaşması imzalayarak savaştan çekilir. Ama nefretin anlamsızlığının büsbütün ortaya çıktığı bir yerde, gözden ırak bir çiftlikte kıstırılmış olan filmin ana karakterleri bu gerçekten haberdar değildir. Gizli servisin tutukladığı Rus yüzbaşı İvan ile Finli keskin nişancı Veiko talihin bir cilvesi olarak aynı yere sığınmak zorunda kalır; burası, onlara düşman değil de birer erkek gözüyle bakan Anni adlı genç Lapon kadının çiftliğidir. Üçü, birkaç gün aynı yerde birlikte yaşamak zorunda kalır. Herbiri yalnızca kendi anadilini (Fince, Rusça, Laponca) konuşabildiği için, kimi komik, kimi trajik müthiş yanlış anlamalar ortaya çıkar.

Sinemada travesti rollerini erkeklerin oynayagelmesi tabusunu yıkan Felicity Huffman’ın muhteşem performansıyla öne çıkan Transamerika; farklı bir baba/anne oğul ilişkisi anlatıyor. Muhafazakâr transseksüel Bree, ameliyatına birkaç gün kala bir oğlu olduğunu öğrenir. Doktorunun zorlamasıyla tuhaf bir yolculuğa çıkar ve oğluyla zaman geçirdikçe görüş ve düşüncelerinde köklü değişiklikler meydana gelir. Yer yer keyifli ama daha çok duygusal deneyimler yaşatan yolculukları, farklı kutuplar arasındaki uzlaşmaya dair başarılı gözlemler içeriyor.Transamerika; başta Amerika olmak üzere tüm gelişmiş ülkeleri keskin bir dille eleştiren, biraz da seyirciye oynayan bir film. Transamerika; Heidegger’in ideolojiler varlığınızın kuralları olmasın sözünü anımsatan benzersiz bir yol hikayesi. Bir keşfin, bir buluşun, bir tercihin değer yargılarını allak bullak etmesi üzerine bir film. Bol ödüllü bir komedi filmi olmaktan çok, ciddi konulara parmak basan alaycı bir manifesto…

Film birlikte çalışmaya karar veren iki dolandırıcı kadının hikayesini konu ediyor. Josephine Chesterfield, zengin insanları dolandıran, çekici bir kadındır. Düzenlediği planlar sayesinde arzuladığı paraya sahip olan Josephine’in dünyası, kurnaz olduğu kadar özgür de bir ruhu olann olan Penny Rust ile tanışmasıyla bambaşka bir hal alır. Josephine gibi dolandırıcı olan Penny, onunla tanışmasıyla bu zamana kadar ne kadar da küçük işlerin peşinde koştuğunun farkına varır. Josephine ile birlikte çalışmak isteyen Penny, sonunda genç kadını ikna etmeyi başarır. Birlikte bir işe başlamadan önce Josephine, insanları daha iyi kandırabilmek için Penny’e bir dizi taktik verir. Kendisi gibi olabilmek için Penny’ye her türlü eğitimi veren Josephine, sonunda istediği gibi bir ortak yaratmayı başarır. İki cazibeli dolandırıcının hedefinde ise bir teknoloji milyarderi vardır.

Londra, 1929. Çok meşgul bir Scotland Yard dedektifi olan Frank Webber, kız arkadaşı Alice White'tan çok işiyle ilgileniyor gibi görünmektedir. Kendini görmezden gelinmiş hisseden Alice, onu şık dairesine davet eden zarif ve iyi huylu bir sanatçıyla çıkmayı kabul eder.

Genç ve başarılı bir banker olan Andy Dufresne, karısını ve onun sevgilisini öldürmek suçundan ömür boyu hapse mahkum edilir ve Shawshank hapishanesine gönderilir. İşkence, tecavüz, dayak dahil her türlü kötü koşulun hüküm sürdüğü hapishane koşullarında, Andy'nin hayata bağlı ve her daim iyi bir şeyler bulma çabası içindeki hali, çevresindeki herkesi çok etkileyecektir. Bir süre sonra parmaklıkların arkasında bile özgür bir yaşam olabileceğine bütün mahkumları inandırır. Bu mahkumlardan biri olan Ellis Boyd "Red" ve Andy, unutulmaz bir dostluk kurarak hapishaneyi bambaşka bir yer haline getirirler.

Missisipi Cezaevi’nde tutuklu, ağzı bozuk, haşin bir adi suçlu olan Everett Ulysses McGill (George Clooney), taş kırarak daha fazla zaman kaybetmek istemez. Kandırdığı iki zavallı mahkumla birlikte, toprağa gömülü bir hazineyi aramak için, prangalarından bile kurtulmadan hayatlarının en maceralı yolculuğuna çıkarlar. Üçlüyü tekrar hapisaneye tıkmak isteyen kurnaz ve esrarengiz kanun adamı Cooley ile de amansız bir kovalamacanın içine girmişlerdir. Yol boyu birbirinden ilginç sürprizlerle karşılaşan üçlü, ünlü gangster bebek yüzlü Nelson’dan, tekrar seçilmek için çılgın bir seçim kampanyası yürüten Pappy O’Daniel’a kadar pek çok sıradışı karakterle, farklı olaylar yaşarlar.
Daha iyi bir deneyim sunmak ve site trafiğini analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz.




0 Yorum
Yorum Yap
Yorumlar moderasyona tabidir