
Priyanka Chopra Jonas
Mira Ray
"Kaderin bir planı vardır."
Nişanlısının kaybıyla uğraşan Mira Ray, eski cep telefonu numarasına bir dizi romantik metin gönderir… numaranın Rob Burns'ün yeni iş telefonuna atandığını fark etmez. Bir gazeteci olan Rob, güzel günah çıkarma metinlerindeki dürüstlükten büyülenmiştir. Megastar Celine Dion'un profilini yazmakla görevlendirildiğinde, Mira ile şahsen nasıl tanışacağını ve kalbini nasıl kazanacağını bulmak için ondan yardım ister.

Priyanka Chopra Jonas
Mira Ray

Sam Heughan
Rob Burns

Céline Dion
Céline Dion

Sofia Barclay
Suzy Ray

Russell Tovey
Billy Brooks

Lydia West
Lisa Scott

Steve Oram
Richard Hughes

Ümit Celili
Mohsen

Nick Jonas
Joel

Celia Imrie
Gina Valentine

Arinzé Kene
John
Tom Blake
Street Musician
Laurence Varda
Cab Driver
Harry Attwell
Rendez Bartender

Amanda Blake
Female Journalist

"Garsoniyer - The Apartment" büyük bir şirkette çalışan ve yükselmek amacıyla, evini garsoniyer olarak kullanması için patronuna vermekte sakınca görmeyen ve bu arada patronun metreslerinden birine aşık olan adamın komik hikayesini konu alıyor... Sevgisine karşılık bulduğundan emin olamadığı için bir süre sesini çıkarmasa da, her şey olacağına varıyor. Kadının güzelliği aklını başından alıyor ve işini kaybetmek pahasına da olsa mücadele etmeye karar veriyor. Fakat adam, genç kadının kimi sevdiği ile ilgili şüpheleri son adımı atmaktan onu hep alıkoyuyor...

Audrey Hepburn ve Holly Golightly isimleri, Truman Capote’nin çok satan romanı eğlenceli bir romantik komedi olarak beyaz perdeye aktarıldığından beri eş anlamlı hale geldi. Holly Brazilyalı bir milyonerle evlenmeye kararlı olan fazlasıyla eksantrik bir New York Şehir kızıdır. George Peppard, varlıklı Patricia Neal tarafından finanse edilen yan komşu yazarı canlandırıyor. Holly için doğru erkeğin kim olduğunu tahmin etmek kolay iş.

Küçük bir Fransız köyündeki gündelik yaşam, yeni taşınan gizemli bir genç kadın ve kızı sayesinde bir anda değişiverir. Oldukça kasvetli ve birbirinin aynı günler geçiren kasaba halkı, anne-kızın birlikte açtıkları son derece sevimli çikolata dükkanı sayesinde, farkında olmadıkları bambaşka bir hayatla tanışırlar. Zevkin, eğlencenin, neşenin ve en önemlisi çikolatanın olduğu bir hayattır bu. Fakat kasabadaki bu değişimden memnun olmayan insanlar da vardır. Bunların en başında, ahlak bekçiliği yaparak kasabada dilediği gibi bir ortam yaratan belediye başkanı gelmektedir. Ama birbirinden lezzetli çikolataların karşısında durmak, o kadar da kolay değildir.

Londralı Will, yakışıklı, zengin, sorumsuz bir adamdır. Kadınlarla tanışmak için güzel bir mekan olabileceğini düşündüğü, boşanmış anne-babaların katıldığı toplantılara gitmeye karar verir.Kendisine çocuk sahibi ve boşanmış bir baba pozu takınan Will gittiği bu toplantılardan birinde Marcus adında, ana-babası boşanmış bir çocukla tanışır.Çocuk Will'i kendine yakın görür ve ikili arasında güzel bir arkadaş ilişkisi başlar.

Gazeteci Michael Ausiello, 14 yıllık ortağı Kit Cowan'a ölümcül kanser teşhisi konduğunda duyguların inişli çıkışlı bir yolculuğuna çıkar.

Soğuk bir New York gecesinde Nick elinde trompeti, Grand Central tren istasyonunda ertesi gün katılacağı seçmeye hazırlanmaktadır. Otele verecek beş kuruşu yoktur. Bu sırada yanından hızla koşup geçerken telefonunu düşürüp kıran Brooke ise Boston'a giden son treni kaçırmamak için elinden geleni yapsa da başarısız olur. Son tren kalkıp da istasyon kapatılınca kendilerini soğuk New York gecesinin ortasında bulan ikilinin gidecek yeri yoktur. Nick, telefonu kırılan, üstüne de çantasını çaldıran Brooke'un kocasından önce eve varmasını sağlayıp kahraman olmak ister; bu sayede yüzleşmekten kaçtığı kendi sorunlarından da uzaklaşacağını umuyordur. Geri dönülmez bir yola girdiğini bilen Brooke ise Nick'in hayatında ufak değişiklikler yapmasına yardımcı olarak bu yeni tanıştığı adamı mutlu etmek ister. Ancak çok uzun sürecek bu gecede kahramanlarımız başka yerlerde aradıkları her şeyin aslında yanı başlarındaki kişide olduğunu fark edeceklerdir.

Hiçbir şey, sokakların ışıklarla parladığı, pencerelerin göz kamaştırdığı ve özel küçük mavi bir kutunun bir insanın hayatının akışını değiştirebileceği New York City'deki tatillerin büyüsü ve heyecanıyla kıyaslanamaz. Rachel ve Gary, yeterince mutlu bir çifttir ama onlar büyük bağlılık için tam olarak hazır değildir. Mükemmel bir çift olan Ethan ve Vanessa ise ilişkilerini resmileştirmek üzeredir. Hediyelerin basit bir karışımı, onların yollarının kesişmesine neden olduğunda, onları gerçekten olmaları gereken yere götüren bir dizi sürpriz ve beklenmedik keşifler meydana gelir.

Eşini kaybetmiş Sam Baldwin, oğlu Jonah ile birlikte sakin bir hayat sürmektedir. Ulusal bir radyo kanalında yayın yapmaya başlayınca hayatında bazı değişiklikler olacaktır; çok sayıda kadın hayrana sahip olmak gibi...Sam'in yaşadığı yerden hayli uzak olan Annie de Sam'in hayranlarından biridir. Evlenmek üzere olduğu halde kafası bu konuyla ilgili karışık olan Annie, Sam'e göndermeyeceğini bildiği bir mektup yazar. Ardından dayanamaz ve etkilendiği bu erkekle tanışmaya karar verir.

Florida'da bir balıkçı kasabasında kızkardeşi ve onun erkek arkadaşı ile yaşayan 8 yaşındaki öksüz Finnegan Bell günlerini resim yaparak ve kasabanın zengini Bayan Dinsmoor'un yeğeni Estella ile oynayarak geçirir. Duygusal olarak yaralı bir insan olan Bayan Dinsmoor yeğeni Estella'yı erkeklere karşı zor ve ulaşılmaz bir kadın olarak şekillendirmeyi kafasına koymuştur. Bir gün Finnegan hapishaneden kaçmış zincirli bir mahkuma yardım eder. Aradan 10 yıl geçer. Şimdi zaman 1990'lardır ve yer New York 'tur. Finn ve Estella artık büyümüşlerdir. Finnegan eski aşkını tekrar kazanmak için giriştiği çabada önce hayal kırıklığına uğrar ve ressamlığı bırakarak inzivaya çekilir. Bu sırada ortaya çıkan esrarengiz bir 'hami'nin yardımı rüyalarının gerçek olmasında yardımcı olacaktır.

Greg Behrendt ve Liz Tuccillo’nun çok satan kitabına dayanan film, 20’li 30’lu yaşlarında Baltimore’lu bir grup insanı konu alıyor. Söz konusu insanlar ilişki havuzunun sığ kısmından evlilik hayatının derin ve bulanık sularına doğru ilerlerken bir yandan karşı cinsin işaretlerini okumaya bir yandan da “istisna yoktur” kuralına istisna oluşturmaya çalışıyorlar.

İki romantik tükenmişlik, Jane ve Will, ortak bir arkadaşlarının düğününde hemen birbirlerine çekilirler. Vestiyerdeki feci bir birlikteliğin ardından ikili, sonraki 24 saati birlikte geçirir, bu kaçışın gerçek olma ihtimaline karşı, karışık geçmişleri ve kalp kırıklıklarını içtenlikle itiraf ederler.

Model ajansında çalışan Helen Mirren (Kate Hudson) kariyerinde hızla ilerleyen ve şehir hayatının karmaşasına alışkın bir kadındır. Terfi edilmek üzereyken ablasının ve eniştesinin trafik kazasında öldüğünü öğrenir. Çocuklar hakkında hiç tecrübesi olmayan Helen, kız kardeşinin çocuklarına bakmaya başlar. Hem çocuklarla ilgilenmek hem de iş yaşamında başarılı olmak o kadar kolay değildir.

Sidney Young hem ün sahibi olmaya çalışan, hem de bu ışıltılı dünyayı hakir gören düşkırıklığına uğramış bir entelektüeldir. Alternatif dergisi Post Modern Review medyadaki ünlüleri rahatsız etmektedir. Ancak kendisine taban tabana zıt bir mufazakar New York dergisinden iş teklifi gelince, bir anda işler karışır. Kendisini New York'ta bulan Sidney, küçümsediği bu ışıltılı dünyanın artık tam göbeğindedir.

Aralarında Fatih Akın'ın da bulunduğu on iki birbirinden değerli yönetmenin ve içinde Uğur Yücel'in de olduğu geniş oyuncu kadrosuyla Paris, Je T'Aime tarzındaki filmi heyecanla ve sabırsızlıkla bekliyoruz. New York'un beş ayrı bölgesinde değişik, evrensel temalı aşk hikayelerine konu oluyor. Paris Je T'Aime'in üstün başarısı, bu filmi gölgede bırakamayacağı kesin.

Charlyne, Michael Cera adında bir adama aşık olur. Peki ama aşk nedir? Charlyne Yi, Amerika'yı boydan boya gezerek çekeceği belgeselde hiçbir zaman anlayamadığı "aşk"ın izini sürecektir. Gerçekle fantastiği harmanlayan film modern aşkları yarı belgesel yarı geleneksel hikaye anlatımıyla bezenmiş bir yaklaşımla inceliyor.

Los Angeles, New York, Paris, Roma ve Helskinki... Birbirlerinden ne kadar uzak olurlarsa olsunlar, bu şehirlerin birçok ortak öğeleri vardır. Bunlardan bir tanesi de elbette ki sokakları gündüz-gece turlayan taksi şoförleridir. Beş şehirde, beş farklı taksi şoförü, müşterileriyle ilginç bir yolculuğa çıkacaklardır. Los Angeles'ta taksiyle evine giderken iş bağlamaya çalışan bir menajer, aradığı yıldızı taksi şoföründe keşfeder… New York'ta palyaçoya benzeyen ve şair gibi konuşan Alman bir taksi şoförü direksiyonu müşterisine bırakır… Paris'te yakışıklı Afrikalı bir adamın taksisine binen kör bir kadın arasında beklemediği bir etkileşim olur… Roma'da arabasına binen rahibe günah çıkarmaya çalışan şoför, müşterisinin ölmek üzere olduğunun farkında bile değildir…

New York'lu kaçak içki satıcısı Dave the Dude ve kız arkadaşı Elizabeth "Queenie" Martin, kızı Louise'in bir İspanyol kontunun oğluyla evlendiğini öğrendikten sonra, sarhoş sokak dilencisi Apple Annie'yi sosyete hanımına dönüştürmeye çalışırlar.


Emma Morley (Anne Hathaway) ve Dexter Mayhew (Jim Sturgess) birbirlerine tamamen zıt sosyal yapılardan gelen iki genç insandır. Emma işçi sınıfı bir aileden yetişmiş, hayata dair devrimci ruhu olan bir genç kızdır. Dexter ise baba parası ile okuyan, çapkın ve eğlenceden başka bir şeyi umursamayan biridir. İkilinin yolları üniversiteden mezun oldukları gün kesişecek ve 15 Temmuz günü onlar için uzun yıllar sürecek bir arkadaşlığın başladığı gün olacaktır. Onların hayatları bazen beraber bazen uzak diyarlarda akıp giderken, her yıl 15 Temmuz'da aralarındaki ilişkinin seyrine de tanık oluruz. Mutlulukları, hüzünleri, umutlarıyla geçen 20 yılın ardından tanıştıkları mezuniyet gününün gerçek anlamını da anlayacaklardır.

1965'te yazılmış bir dizi aşk mektubu bulan bir gazeteci, gizli bir ilişkinin ardındaki gizemi çözmek için harekete geçer ve bu sırada kendisi de aşka yelken açar.
Daha iyi bir deneyim sunmak ve site trafiğini analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz.




0 Yorum
Yorum Yap
Yorumlar moderasyona tabidir