
Jake Gyllenhaal
Jamie Randall

"Tek gecelik ilişkilere mi bağımlısınız yoksa birbirinize mi bağımlısınız?"
Özgür ruhlu bir genç kadın olan Maggie, karşı konulmaz bir cazibeye sahip olan Jamie ile karşılaştığında sonucun aşk olacağına başta kimse inanmamıştır. Jamie ilaç endüstrisinin kurtlarından biridir ve kadınlar üzerinde kullandığı çekim gücünü kendi işinde de kullanmaktan çekinmez. Maggie ise bağlanmaktan korkan ve özgürlüğüne düşkün bir kadın olarak Jamie'den çok daha hassas bir konuma sahiptir. Ancak ikisinin ilişkisi ilerledikçe ikisi de gerçek bir ilaçla karşılaşır: Aşk...

Jake Gyllenhaal
Jamie Randall

Anne Hathaway
Maggie Murdock

Oliver Platt
Bruce Winston

Hank Azaria
Dr. Stan Knight

Josh Gad
Josh Randall

Gabriel Macht
Trey Hannigan

Judy Greer
Cindy

Jill Clayburgh
Nancy Randall

George Segal
Dr. James Randall

Kate Jennings Grant
Gina

Katheryn Winnick
"Lisa"

Kimberly Scott
Gail

Peter Friedman
California Man

Nikki DeLoach
Christy

Natalie Gold
Dr. Helen Randall

Şehir Işıkları, görme engelli genç bir kızla evsiz bir gencin hikayesini anlatıyor. Kör bir çiçekçiye aşık olan ve sokaklarda yaşayan iyi niyetli bir serseri, kıza kendisini varlıklı biri olarak tanıtır. Bir milyonerin hayatını kurtarmıştır ve onun kendisine yardım edeceğine güvenmektedir. Adamı ziyaret edip sevdiği kızın gözlerini ameliyat ettirebilecek kadar para ödünç alabileceğini düşünür. Ama zengin insanlar aslında ikiyüzlü bir yaşam sürmektedirler. Mesaj sessiz, fakat evrenseldir: aşkın gözü kördür...

New York'lu komedyen yazar Alvy Singer aşkın peşinden gitmek istese de, yaşadığı entellektüel ortamda aradığını bulabileceği konusunda oldukça umutsuzdur. En az kendisi kadar nörotik olan şarkıcı Annie Hall ile tanışması ise önyargılarını sona erdirir. Yoğun olduğu kadar farklı olan bir ilişki yaşamaya başlarlar. Annie Hall'u etkileyici kılan, aşk üzerine öncekilerden farklı şeyler söylemeye çalışması. Komedi ve romantizm karışımı film, 70ler de gezinmek isteyenler ya da klişe aşk tasvirlerinden sıkılmışlar için iyi bir alternatif.

Stil ve varlığın, mizah ve insanlığın muhteşem bir bileşimi! 42 yaşındaki Manhattan yerlisi Isaac Davis işinden nefret etmektedir. 17 yaşında Tracy adında hiç sevmediği kız arkadaşı ve evlilikleri hakkında bir kitap yazan Jill adında lezbiyen bir eski karısı vardır. Ve Isaac onu boğazlamak istemektedir. Ancak en iyi arkadaşının seksi ve entellektüel metresi Mary ile tanışınca, Isaac tepeden tırnağa şehvetle dolar * Manhattan, New York aşığı Allen’ın kendi şehrine, semtine yazdığı bir aşk mektubu gibidir, kendi dünyasına bir güzellemedir. Manhattan, 70’ler sonu Amerikası’nın güvensizliğini başarıyla yakalamış bir film. Eskisinden daha çok kazanan, daha fazla özgürlüğe ve seçme hakkına sahip olan şehirliler, suçluluk ve güvensizlik duygularıyla boğuşuyorlar. Bu zeka eseri, dengeli, aynı zamanda hüzünlü siyah/beyaz komedi en sevilen filmler arasındaki yerini hep korudu.

Eşini kaybetmiş Sam Baldwin, oğlu Jonah ile birlikte sakin bir hayat sürmektedir. Ulusal bir radyo kanalında yayın yapmaya başlayınca hayatında bazı değişiklikler olacaktır; çok sayıda kadın hayrana sahip olmak gibi...Sam'in yaşadığı yerden hayli uzak olan Annie de Sam'in hayranlarından biridir. Evlenmek üzere olduğu halde kafası bu konuyla ilgili karışık olan Annie, Sam'e göndermeyeceğini bildiği bir mektup yazar. Ardından dayanamaz ve etkilendiği bu erkekle tanışmaya karar verir.

Elliot, kaygısız bir New York delikanlısıdır. Bir gün kanser hastası olduğunu öğrenmesiyle hayatı alt üst olur. Ama çok geçmeden ihtiyacı olan huzuru metroda tanıştığı Mia'da bulur ve birbirlerine deli gibi aşık olurlar. Artık Mia, Elliot için her şeyini feda etmeye hazırdır.

Hediyelik eşya dükkanında çalışan Alfred Kralik ve yeni işe giren Klara Novak, tanışır tanışmaz birbirlerinden nefret ederler. Kralik’in de Novak’ın da ilgilendikleri birer mektup arkadaşı vardır. Gel gör ki birbirinden nefret eden bu iki insan, aslında birbirlerine tatlı mektuplar yazmaktadırlar…

Kızının nişanlandığını söylemesi ile son davetlinin düğünden ayrılmasına kadar geçen sürede kızını çok seven bir babanın ayakta kalma çabasını anlatan bu klasik komedide Akademi Ödüllü Spencer Tracy ve Elizabeth Taylor başrolleri paylaşıyor. Kızı Kay, Buckley Dunstan ile nişanlandığını ilan ettiğinde avukat Stanley T. Banks böyle bir şeye hiç hazırlıklı olmadığını fark eder. Buna karşın, Kay'in evleneceğini öğrenmek karısı Ellie ile oğlu Tommy'yi son derece mutlu eder. Bir "oğul" sahibi olması, artık büyümüş ve kendi hayatını yaşayan minik kızını kaybedecek olan Stanley için bir teselli değildir. Belki her şey yoluna girecek, tabii eğer Stanley, Buckley'yi kabul edebilir ve düğünü atlatabilirse. Peki, düğün masraflarını kim karşılıyor? Tabii ki, gelinin babası.

THE FIRST TIME, iki gencin bir hafta sonu boyunca yaşadıklarını anlatan bir lise hikayesidir. Mezun olmak üzere olan son sınıf öğrencisi Dave ile farklı bir okulun birinci sınıfından Aubrey bir gece bir partide tanışırlar. Sıradan bir konuşmayla başlayan ilişkileri bir anda daha yakın daha romantik ve hazır olduklarından çok daha karmaşık bir hal alır...

Hiç beklemediği bir zamanda kanser teşhisi konulan Abbie (Gugu Mbatha-Raw), kısa süre önce nişanlandığı ve ondan başka kimseyle çıkmamış nişanlısı Sam (Michiel Huisman) için "yerini dolduracak" bir kız arkadaş aramaya koyulur.

Milla’nın yeni aşkı başta ailesi olmak üzere herkesi telaşlandırır. Çünkü Milla daha 15 yaşındadır, kanser hastasıdır, üstelik sevgilisi ondan yaşça büyük, evsiz bir torbacıdır. Her şey felakete doğru mu sürüklenecek yoksa Milla yaşama tutkusunu çevresindekilere de aşılayabilecek midir? Avustralyalı tiyatro ve televizyon yönetmeni Shannon Murphy’nin bu renkli ve enerjik ilk sinema filminde güleç yüzlü Milla’yı Sharp Objects ile parlayan ve Küçük Kadınlar’da hatırı sayılır ağırlıkta bir rol üstlenen Eliza Scanlen canlandırıyor. Dizi oyuncusu Toby Wallace ise Venedik’te kazandığı ödülle sinema dünyasına büyük girişini yapıyor.

Emekliliğine günler kalmış olan saygın psikiyatrist Dr. Jack Mickler (Marlon Brando),Zorro gibi giyinmiş bir genci (Johnny Depp) tam intihar edecekken kurtarır ve çalıştığı Psikiyatri kliniğine getirir. Bu genç kendisinin efsanevi Don Juan olduğunu ve ilk aşkını aramak üzere New York'a geldiğini söylemektedir. Dr.Mickler kendisine tanınan 10 günlük süre içerisinde gencin hayat hikâyesini dinler ve gittikçe onun gerçekten Don Juan olduğuna inanmaya başlar. Bu on gün içinde ondan dinledikleri Dr.Mickler'in de yaşantısını da etkilemeye başlar, eşi Marilyn (Faye Dunaway) ile olan ilişkisi canlılık kazanmıştır. Dr.Mickler kişilerin kendi gerçeklerini yaşamaya çalışmalarının onların deli olmaları anlamına gelmeyeceği sonucuna varır.

İlişkileri başladıktan bir yıl sonra Calie ve Joseph, çiftliklerinde mandıra ve şarap işleri ile uğraşırken, San Francisco'daki aile işlerini yürütmek için çiftlikten ayrılır. Callie bu değişiklikten memnun olmasa da yeni hayatına alışmaya çalışır. Bu süreç Callie ve Joseph'i zorlu bir teste tabi tutar. Callie ve Joseph arasındaki bağ, karşılaştıları zorlukların üstesinden gelmeye yetecek midir?

İki romantik tükenmişlik, Jane ve Will, ortak bir arkadaşlarının düğününde hemen birbirlerine çekilirler. Vestiyerdeki feci bir birlikteliğin ardından ikili, sonraki 24 saati birlikte geçirir, bu kaçışın gerçek olma ihtimaline karşı, karışık geçmişleri ve kalp kırıklıklarını içtenlikle itiraf ederler.

Aralarında Fatih Akın'ın da bulunduğu on iki birbirinden değerli yönetmenin ve içinde Uğur Yücel'in de olduğu geniş oyuncu kadrosuyla Paris, Je T'Aime tarzındaki filmi heyecanla ve sabırsızlıkla bekliyoruz. New York'un beş ayrı bölgesinde değişik, evrensel temalı aşk hikayelerine konu oluyor. Paris Je T'Aime'in üstün başarısı, bu filmi gölgede bırakamayacağı kesin.

In 1981 New York City, a collection of twentysomethings try to cope with relationships, loneliness, desire and their individual neuroses on New Years Eve.

Charlyne, Michael Cera adında bir adama aşık olur. Peki ama aşk nedir? Charlyne Yi, Amerika'yı boydan boya gezerek çekeceği belgeselde hiçbir zaman anlayamadığı "aşk"ın izini sürecektir. Gerçekle fantastiği harmanlayan film modern aşkları yarı belgesel yarı geleneksel hikaye anlatımıyla bezenmiş bir yaklaşımla inceliyor.

Kathryn Merteuil ve Sebastian Valmont, çok zengin ve kötü niyetli iki üvey kardeştir. Kolayca baştan çıkardığı kızlardan sıkılan Sebastian, kendine son bir hedef bulur: okul müdürünün güzel ve bakire kızı Anette Hargrove. Bu yüzden, iki üvey kardeş bir bahse tutuşurlar. Her kim bahsi kazanırsa en çok istediği şeye sahip olacaktır.

Şarlo, 19. yüzyılın sonunda Klondike’de maceraperestlerle birlikte karlı dağlarda altın bulma umuduyla yola çıkar. Şiddetli bir fırtınada terk edilmiş bir kulübeye sığınır ve burada iki altın avcısıyla daha karşılaşır. Şehre eli boş döndüğünde Georgia adında bir kadınla tanışacak, aşık olacaktır.

Gerçeğin, güzelliğin, özgürlüğün ve aşkın kutlamasının yapıldığı 1900'lü yılların göz alıcı, parlak fakat kötü şöhretli gece kulübünün adıdır Moulin Rouge... Satine, bu gece kulübünün parıldayan elması, en güzel yıldızı ve şehrin en tanınmış fahişesidir. Ama gece kulübünü finanse edecek zengin bir adamın takıntısı olmakla, gerçekten aşık olduğu beş parasız bir şair arasında seçim yapmak zorunda kalacaktır.

Aileden kalma gizli tarifleriyle restoran işleten iki yakın arkadaş Sal ve Vince'in arası bilinmeyen bir nedenden dolayı yıllar önce bozulmuştur. O günden sonra Küçük Italya bir daha hiç aynı olmamış Pizza Napoli Vince'in Pizzası-En İyisi ve Sal'ın Pizzası-Daha İyisi olarak ikiye bölünmüştür. Şimdi artık aradan yıllar geçmiştir ancak ikili hâlâ birbirlerini sabote etmeye devam etmektedir. Ancak sanıldığı gibi ailenin her üyesi birbiriyle savaş halinde değildir. Pizza fırınları yanar ve en iyi pizzayı pişirmek için amansız bir yarış başlar. Nikki ve Leo'nun aşkları bu amansız yarışın kurbanı mı yoksa kazananı mı olacaktır?
Daha iyi bir deneyim sunmak ve site trafiğini analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz.




0 Yorum
Yorum Yap
Yorumlar moderasyona tabidir