
Renate Reinsve
Elizabeth

Okul tatiline kısa bir süre kala iki çocuk hakkında ortaya atılan bir suçlama ortalığı karıştırır. Ünlü bir oyuncu, eski can dostlar, ölü bir adam ve iki çocuğun karıştığı bir skandalın dilden dile yayılarak bomba gibi patlamasından endişe eden okul yetkilileri, ilgili ebeveynleri alelacele boş okula toplantıya çağırır. Şüpheyle arzunun yalan, saplantılar ve çocukluğun kırılgan masumiyeti arasında sinsice dolandığı toplantı hemencecik kontrolden çıkar. Dünyanın En Kötü İnsanı’nın başrol oyuncusu Renate Reinsve’nin çok katmanlı performansıyla öne çıktığı Armand, cinselliğin ve gerçeklik arayışının her daim bulanık sularında gezinen sürükleyici bir psikolojik dram.

Renate Reinsve
Elizabeth

Ellen Dorrit Petersen
Sarah

Endre Hellestveit
Anders

Thea Lambrechts Vaulen
Sunna

Øystein Røger
Jarle
Vera Veljović-Jovanović
Ajsa
Loke Nikolaisen
Armand

Assad Siddique
Faizal
Patrice Demonière
Emmanuel

Janne Heltberg
Anne Lise
Maria Agwumaro
Eva
Luna Elisa Diurhuus Levy
Cello Girl

Erik ve Philip, yazıya tutkun olan iki yakın arkadaştır. Özellikle Erik, yapıtlarını yayınlatabilmek için yayıncıların kapısını sürekli olarak aşındırsa da aldığı red cevabı değişmemektedir. Eric her seferinde yeni hayalkırıklıkları yaşarken Philip bir gecede hiç beklenmedik bir şekilde meşhur olur. Fakat birden altı ay sonrasına, bir akıl hastanesine gidiveririz. Philip hastaneden taburcu olmaktadır. Artık içinde yazmaya dair hiç istek kalmamıştır. Ama Eric, arkadaşının yazıya geri dönebilmesi için elinden geleni yapacaktır * orjinal bir film ve adi ile müsemma. adı, içi olan film 10 numaradır benim için. filmde sadece bu var. yaşayan = philip reprise eden= eric. çok iyi müzikler, Uzay gibi bir Norveç. ardından da bir "Oslo 31 August" iyi gider.

Reprise / Tekrar ile Altın Lale kazanan Joachim Trier’in Cannes’da galası yapılan varoluşçu son filmi, hayatı melankoli ve yalnızlık içinde tepetaklak giden akıllı, yakışıklı, hali vakti yerinde Anders’i izliyor. Anders şehir dışında bir yerde sürdürdüğü uyuşturucu tedavisini kısa süre sonra tamamlayacaktır; programın bir parçası olarak da iş görüşmesi yapmak üzere şehre inmesine izin verilir. Ama hazır merkezden ayrılmışken şehirde kalır, boş boş gezer, uzun zamandır görmedikleriyle buluşur. Günün geri kalanında ve gece boyunca, geçmişteki hataların hayaletleriyle ancak aşk, yeni bir hayat olasılığı ve sabah gün aydınlandığında geleceği görme umudu sayesinde başa çıkacaktır...

Kız kardeşler Nora ve Agnes, bir zamanlar ünlü bir yönetmen olan karizmatik babaları Gustav ile yeniden bir araya gelir. Gustav, sahne oyuncusu olan Nora'ya geri dönüş filmi olmasını umduğu bir rolde oynamayı teklif eder. Nora teklifi reddettiğinde, kısa süre sonra babasının rolünü hevesli genç bir Hollywood yıldızına verdiğini öğrenir. Aniden iki kız kardeş, babalarıyla olan karmaşık ilişkilerini yönetmek ve karmaşık aile dinamiklerinin ortasına düşen bir Amerikan yıldızıyla başa çıkmak zorunda kalır.

Richard Jewell, 1996 Atlanta Olimpiyatları’nda Centennial Olympic Parkı’nda yaşananlara odaklanıyor. 1996 yılında düzenlenen Yaz Olimpiyatları sırasında Centennial Olympic Parkı’nda bombalı saldırı düzenlenmiştir. Yaşanan olayların suçlusu ise Richard Jewell görülür. Güvenlik görevlisi olarak çalışan Richard Jewell, saldırı sırasında onlarca insanın hayatını kurtarsa da basında çıkan haberler onun terörist olduğunu söylemektedir. Olayın ardından hayatı tepetaklak olan Jewell’in suçsuz olduğu ise birkaç ay sonra ortaya çıkar. Gerçek suçlunun ortaya çıkması ile aklanan Richard Jewell’in hayatı ise asla eskisi gibi olmaz.

Altı yaşındaki Maisie, rock yıldızı annesi Susanna ile karizmatik ancak ilgisiz sanat simsarı babası Beale´in tatsız boşanmasının sarsıntılarıyla boğuşmaktadır. Maisie’nin hayatına, boşanmanın ardından anne ve babasının yeni eşleri de girer. Ancak küçük kız, eşlerinin bencilliğini fark edip birbirlerine âşık olan üvey ebeveyniyle yakınlaşınca durum iyice çetrefilleşir.

Evliliği dağılmak üzere olan bir yargıç, dini ilkelere dayanarak kan naklini reddeden genç bir çocuğun yer aldığı bir davada karar vermelidir.

İki evli adamın paylaştığı beklenmedik itiraflar, hayatlarını ve ilişkilerini yeniden düşünmelerine neden olur. Üçlemenin ilk filmi olan Cinsellik kimlik ve arzunun sınırlarını cesur ve samimi bir dille inceliyor.

Yumruk, ekonomik bunalım yıllarında Amerika Birleşik Devletleri'nde güçlü bir sendika yaratan bir adamın hikayesidir. Hikaye büyük ölçüde gerçek kişi ve olaylara dayanmaktadır.

Brian Selznick’in aynı adlı çocuk romanından uyarlanan filmde, Ben (Oakes Fegley) ve Rose (Millicent Simmonds) gizlice hayatlarının daha farklı olmasını dileyen, iki ayrı çağdan iki farklı çocuktur. Ben, hiç tanımadığı babasının özlemini çekerken, Rose da hayranı olduğu ve yaşamını gazetelerdeki haberlerden kestiği bir kupür albümünde toparladığı bir aktrisi bulma hayali kurmaktadır. Ben’in evinde gizli bir ipucu bulması ve Rose’un onu çok heyecanlandıran bir gazete başlığını okumasıyla, her iki çocuk da hayatlarındaki eksik şeyleri bulmak için büyüleyici bir simetriye sahip olan maceralara atılır.

Randy, artık okul ve müsamere salonlarında dövüşerek geçinmeye çalışmaktadır. Özel hayatında başarısız, kızıyla arası kopuk bir adamdır. Hayranlarının sevgisiyle hayata tutunur.Bir karşılaşma esnasında kalp krizi geçirince, doktoru bir daha güreşmemesi gerektiğini söyler. Tezgâhtar olarak işe girer, kızıyla ilişkisini düzeltmeye başlar. Ancak bir süre sonra ringe geri dönmeye karar verir.

İki polis memurunu öldürmekten 15 yıl hapis cezasına çarptırılan Ruth Slater (Sandra Bullock), cezasını çektikten sonra yeni bir hayat kurmaya çalışıyor. Ancak cezaevinden çıkar çıkmaz öldürülen iki polis memurunun yakınları onu tehdit etmeye ve hayatını cehenneme çevirmeye başlar. Aksi takdirde artık eski evlerinde hoş karşılanmazlar. Bir çıkış yolu tıkanmış görünüyor, ancak nefret saldırıları artmaya devam ediyor. Şimdi, Ruth'un topluma geri dönüş yolu arayışında tek bir çıkış yolu vardır: yıllar önce gözden kaybettiği küçük kız kardeşini aramak, son çaresi olmalıdır. Ancak, kayıp aile bireyini arama, uzun yıllar hapis yattıktan sonra beklenenden daha zor hale gelir.

Üniversitede ders vermek için Amerika'ya yerleşen İngiliz Profesör Humbert Humbert 13 yaşında kızı Dolores'le birlikte yaşayan dul Charlotte'un yanında bir oda kiralar. Humbert, Lolita adını takacağı Dolores'e açıklanamaz bir tutku duymaya başlar. Yasak aşkına daha yakın olabilmek için, hiç sevmediği halde Charlotte'la evlenecek kadar ileri gider. Carlotte inanılmaz gerçeği keşfetmesinin ardından kaza sonucu ölünce, Lolita'ya hiç bir şey söylemeyen Humbert onu da yanına alarak arabayla yollara düşer. Humbert'in giderek daha da tehlikeli sularda yüzerken aklıselimi de yitirmeye başlayacaktır.

Manuel, üyelerinin tamamı Afrikalı Amerikalı erkeklerden oluşan bir motosiklet kulübünün başkanıdır. Çoğunlukla beyaz yakalı çalışanlardan oluşan bu grup, gece ve hafta sonları takım elbiselerini ve kravatlarını çıkarıp deri kıyafetler ve motosiklet kasklarıyla yollara çıkar.

Evli ve iki çocuk sahibi olan Emma ile Antonio, bir yıl önce ayrılmışlardır. Antonio, beraber yaşamış oldukları evde artık tek başına oturmaktadır. Emma ise, çocuklarını da alarak annesinin yanına yerleşmiştir. Bir akşam, Antonio’nun dairesinden silah sesleri duyulur. Komşular tarafından çağırılan polisler kapıyı kırarak daireye girmeye hazırlanırken; Mükemmel Bir Gün, o ana kadar geçen son 24 saati anlatır bizlere.

17 yaşındaki Samantha okulda harika bir arkadaş grubuna ve mükemmel sevgiliye sahiptir. Ancak bir gün her şey değişir. Geçirdiği bir kaza sonucu Samantha esrarengiz bir şekilde, tekrar tekrar aynı günü yaşamaya başlar. Her sabah aynı güne uyanan Samantha, gün boyunca herkesin ne yaptığını biliyor fakat ne denerse denesin sonunda günü baştan yaşamaya başlıyor. Hayatınızı kökünden değiştirmek ve gerçek aşkı bulmak için tek bir gün bile farklılık yaratabilir mi?

A 12-year-old boy manages to flee a Communist concentration camp on his own, through sheer will and determination. All he has in his possession is a loaf of bread, a letter to deliver to someone in Denmark, and a compass to help get him there.

İki yargıtay hakimi öldürülmüştür. Yanlız bir hukuk öğrencisi, cinayetlerin devletin en üst kademeleri hakkında çok gizli bilgiler içerdiği tahmin edilen bir dosyayla ilgili olduğundan şüphelenmektedir. Kararlı bir araştırmacı gazeteciyle beraber bu gizemi çözdüklerini herkese açıklamak istemektedirler - tabii o kadar uzun yaşayabilirlerse. Yarış başlamıştır, ve bu yarışta ikiden fazla koşucu vardır. Onlar artık canlı birer hedeftir.

15. Yüzyıl Paris'inde yaşayan bir kukla ustası, Notre Dame kilisesinin çan çalıcısı, kambur ama altın kalpli ve mutsuz Quasimodo'nun hikayesini anlatıyor. Paris'in adaletinden sorumlu katedral onu kiliseye alarak hem dış dünyaya kapatmıştır hem de hizmetçi gibi kullanıyordur. Kasabaya gelen bir çingene topluluğuyla ortalık daha da şenleniyor ve Quasimodo çingene güzeli Esmeralda'ya aşık oluyor. Ama Katedral'in gözüde Esmeralda'dadır...

Max Paris'te yaşamaktadır. Bir gün şans eseri kafede en büyük aşkı Lisa'yı görür. Lisa ile tekrar görüşebilme saplantısı yüzünden o günlerde planladığı Tokyo gezisi ve hatta evlilik hazırlıkları hikaye olur çıkar. Lisa'nın yaşadığı yeri öğrenir, sinsi gibi apartmanda saklanmaya başlar. Lisa'ya benzeyen başka bir kadın; Alice, Max'i görür ve cinsel ilşkiye girerler. Şu halde işler biraz karışır tabii. Bu da yetmezmiş gibi Alice, Max'in samimi arkadaşı Lucien'in kız arkadaşı çıkar, iyice alt üst olur ortalık.

New York'ta geçen 3 insan hikayesi: birincisi, sadece yüksek sesli müzik ve güzel yardımcısının yanında işini yapabilen bir ressam; ikincisi, ayrılmış annesiyle babasını bir araya getirmeye çalışan 12 yaşında zengin bir çocuk, üçüncüsü ise ne kadar büyüse de annesinin etkisinden çıkamayan bir adam...
Daha iyi bir deneyim sunmak ve site trafiğini analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz.


0 Yorum
Yorum Yap
Yorumlar moderasyona tabidir