
Hernán Piquín
El Aniceto

Love, passion, disappointment, pain and sadness shape this love triangle between Aniceto, Francisca and Lucía, played by dancers Hernán Piquín, Natalia Pelayo and Alejandra Baldón.

Bir gencin hayatı, kendisine nadir görülen bir kemik kanseri teşhisi konulması ile alt üst olur. Yaşadığı şoku atlatmasının ardından genç, hayatta az kalan zamanını değerli bir şekilde geçirmeye karar verir. Bu süreçte genç başkalarına ilham olmanın yolunu bulur * İnsanın burnunun direğini sızlatan tarz bir film. Zaman zaman neşeli, zaman zaman esprili ama genelde hüzünlü. Gerçek hayattan olması filme artı değer katıyor. Hele "Yaşamaya başlamak için ölmek üzere olduğunuzu öğrenmenize gerek yok" cümlesi nasıl da son noktayı koyuyor. Ailece izlenebilecek güzel bir film, En son sahnede gerçek kişilerin gösterildiği bölümleri es geçmemenizi öneririm.

I Wanna Dance With Somebody, 2012 yılında yaşamını yitiren ve müzik kariyerine 6 Grammy ödülü, 16 Billboard Müzik ödülü, 22 Amerikan Müzik ödülü ve 2 Emmy ödülü sığdırmayı başaran müzisyen Whitney Houston'ın hayatına odaklanıyor.

Her şey para için ve saygı. Ama kendi figürleriniz varsa her şey mümkün. Elgin (IMX'den Marques Houston) ve David (B2K'dan Omarion) yöredeki en iyi sokak dansı gruplarının liderleri ve yakın arkadaşdırlar. Başka bir hit grup meydan okuyunca, Elgin ve David, şöhretlerini kaybetmemek için en uçucu figürleri denerler.

Teen Spirit, hayallerine kavuşabilmek için şarkı yarışmasına katılan genç bir kızın hikayesini konu ediyor. Violet, küçük bir kasabada yaşayan utangaç bir genç kızdır. En büyük tutkusu şarkı söylemek olan genç kız hayallerinin peşinden gidebilmek için kasabadan ayrılmayı planlar. Bir şarkı yarışmasının ilanlarını gören Violet için hayalleri doğrultusunda harekete geçme zamanı gelmiştir. Ona bu zorlu macerasında karşısına çıkan bir akıl hocası yardım eder. Bu uluslararası yarışma Violet’ın sadece yeteneğinin değil dürüstlüğünün ve hırsının da teste tabi tutulmasına neden olur. Akıl hocasının desteği ile hayallerine kavuşabilmek için ter döken genç kız, yüzlerce rakibini geride bırakıp yarışmayı kazanabilecek midir?

En İyi Film başta olmak üzere tam 6 Oscar'lı bir başyapıt Ünlü yıldız Margo Channing (Bette Davis), Eve (Anne Baxter) adlı genç bir kızla tanışır Eve, Margo'nun büyük bir hayranıdır ve kısa sürede onun güvenini kazanmayı başarır; hatta onun evine taşınır Oysa masum görünüşlü bu kızın başka amaçları vardır Margo'nun yerini almak isteyen Eve, sinsi planlarını sırayla uygulamaya başlamıştır Margo'nun yıldızı sönerken Eve ise başarıdan başarıya koşmaktadır...

Sessiz sinema doneminin unutulmaz yapitlari arasinda yer alan ve kurgu ile belgesel anlayisin icice gectigi film, 1920’lerin Berlin’inde yasayan kendisini canlandiran, oyunculuk deneyimi olmayan bes genc Berlinli’nin bir Pazar gununu anlatiyor. Bir hikâye anlatmaktan ziyade o tatil gununun rahatligini pelikul uzerinde belgelemektir amaci. Kamera filmin buyuk bolumunde sokaklarda, gercek mekânlardadir. Bu baglamda hem Siirsel Gercekcilik’in hem de Italyan Yeni Gercekciligi’nin oncusu sayilir. Nazi Partisi’nin iktidara gelmesinden sadece birkac yil oncesinin Almanyasi’ni ve bambaska bir ruh halini gostermesi bir yana, yaraticilarinin tumunun III. Reich doneminde Hollywood’a kacip, orada une kavusmasiyla da ayrica sinema tarihinde onemli bir yere sahiptir…

Kişisel problemlerinden dolayı profesyonel kariyerine ara vermiş olan bir beyzbol oyuncusu, yerel bir süpermarketin manav bölümünde çalışan down sendromlu genç Produce ile arkadaş olur ve birdenbire uykusundan uyanıp canlanır. Artık hayatının bir anlamı ve amacı vardır.

When Ainara announces that she wants to become a nun, chaos arises in her family. Is this a genuine desire or has she been influenced by the religious staff at her school? Or is this life-changing decision due to her father’s inattention and her mother’s absence?

Kırsalda sakin bir yaşam süren ve Japon kültürüne özel bir ilgisi olan Trudi, kocası Rudi'nin hastalığı nedeniyle çok az ömrü kaldığını öğrenir. Bu gerçeği saklayarak birlikte Berlin'e çocuklarını ziyarete gitmelerini ister. Fakat bu ziyaret ve sonrasındaki küçük tatil Trudi için oldukça hüzünlüdür. Bu hüzün ve belki bilinmeyen bir hastalık Trudi'yi hayattan ve kocasından koparır. Rudi Japonya'yı göremeden ölen karısının acısını içine atarak, Tokyo'ya doğru bir yolculuğa çıkar. Amacı üçüncü çocuklarını ziyaret etmek ve eşinin yapmak istediği ama yapamadığı ziyareti yapmaktır. Rudi burada genç bir dansçının yardımıyla, karısının tüm hayatı boyunca hayalini kurduğu özel dansı gerçekleştirir. Bu hem onun için hem de karısı için bir aydınlanmadır.

Sevgilisi tarafından terk edilen bir kadın, eski sevgilisinin gelip eşyalarını almasını bekler. Efendisinin kendisini terk ettiğinin farkında olmayan köpeğiyle bir başına kalan kadın, terk edilmesiyle yüzleşmeye çalışır. Üç günlük bekleyiş süresince sadece 1 kere dışarıya çıkan kadın, bir bidon benzin ve bir balta alır. Bu süreçte kadın, çaresizlik hissinden, umutsuzluğa, türlü ruh halini yaşar.

Çekilmez bir evlilik hayatı olan Pilar, kocasının şiddeti altında ezilmektedir. Aşık olduğu adamın öfkelenince tanınmaz hale gelmesi Pilar’ı evi terk etme noktasına kadar getirir. Pilar, oğlunu da yanına alarak kızkardeşinin evine taşınır. Kocası Antonio’nun kendini affettirme çabalarına başlaması uzun zaman almaz. Pilar, çevresindeki insanların onu durdurma çabalarını görmezden gelir ve kocasını affetmeye karar verir.

Bu seksi ve modern gerilimde Akademi ödülü sahibi Judi Dench ve Cate Blanchett, biri iş arkadaşının suçlu sırrı yüzünden harcanan diğeri kendi karanlık saplantılarının kurbanı olan hınzırca eğlenceli, Oscar adayı performanslarını sergiliyorlar.Dench, Barbara Covett rolünde, iş dışında umutsuz ve yalnız bir hayatı olan demir bir yumrukla sınıfını yöneten bir öğretmeni canlandırıyor. Neşe saçan yeni sanat öğretmeni Sheba Hart'la tanışana kadar (Blanchett) bu böyleydi.Buna rağmen Barbara başta çok hoşlandığı yeni kafadar arkadaşı Sheba'nın bir öğrenciyle ilişkisi olduğunu öğrenince kıskançlık ve öfkesine yenilip kontrolden çıkar.

Film, ergenlik çağındaki iki genç kızın arkadaşlıklarının hikayesini anlatıyor. Kendileri dışındaki herkesi dışarıda bırakarak, kendi yarattıkları hayal dünyasında yaşamaya başlayan bu iki genç kız birbirlerine sımsıkı bağlanırlar. Birbirlerinden aslında hayli farklı olan, farklı sınıflara mensup ailelerden gelen bu iki kızı birbirine çeken nedenler izleyiciye arka fonda sunulmaktadır. İlk başta izleyici bu iki genç kızın aşırı bağlılıklarına, kendilerini ayrıcalıklı kişiler olarak görmelerine, hayallerinde sürdürdükleri film yıldızlarıyla, opera sanatçılarıyla, kraliyet ailesi üyeleriyle dostluklarına sevecenlikle yaklaşmaktan alıkoyamaz kendini.Film izleyiciyi onların bu iki kişilik dünyalarının tam da ortasına fırlatır. Onların 4. dünya adını verdikleri bu sanat ve keyif dünyasının büyüleyici atmosferine kapılmamak olanaksızdır. Öte yandan arkadaşlıkları giderek tehlikeli bir seyir izlemeye başlar ve ebeveynlerinin yanlışları bunun üzerine tuz biber eker.

Spor yazarı Erik, evsiz bir adam olan Champ'i sokaklardan kurtarmaya karar verir. Ancak bu kararırın ardında Champ'in kim olduğuna dair gizi ortaya çıkarmak vardır. Erik bunun gizli kalamayacak bir sır olduğunu ve Champ'in öldüğüne inanılan efsanevi boksör olduğunu düşünmektedir. Champ'in efsanesini diriltirken, onun bireysel macerasında babası ile olan ilişkisinin önemini anlayacaktır. Champ'in yaşamıyla ilgili gerçeklere daldıkça, kendi yaşamında geri plana attığı, yüzleşmekten korktuğu ilişkiler ortaya çıkacaktır. Erik kendi yaşamı ve ailesiyle olan ilişkisini gözden geçirecek ve uzun zamandır hiç yapmadığı bir şekilde kendisiyle yüzleşecektir.


Futbolcu Santiago Munez'in hikayesi, dinamik ve aksiyon dolu bu muhteşem film ile devam ediyor. Newcastle United'ın popüler oyuncusu, her futbolcunun rüyası Real Madrid'e transfer olunca UEFA Şampiyonlar Ligi'ndeki zorlu mücadelede David Beckham, Zinedine Zidane, Raul, Guti ve Iker Casillas gibi dev oyuncularla aynı sahada oynama şansını yakalar. Zafer, alkış ve para ile tanışan Santiago, aynı zamanda başarının çirkin yüzünü de keşfeder. Tüm ömrü boyunca uğruna çalıştığı ve sevdiği her şeyi kaybetme tehlikesiyle karşı karşıyadır.

Yüzlerce küçük tesadüfün senelerce ilmek ilmek ördüğü bir aşk hikayesini anlatıyor film. Herşey mucizevi bir şekilde ama kendiliğinden gelişiyor filmde. Hayat gibi, kader gibi, aşk gibi. Filmde birçok defa karşılaştığımız yol ayrımları, bizi yormak yerine sadece kurguyu zenginleştirerek heyecanı arttırıyor. Kaderleri çok önceden çizilmiş bir erkek ve bir kadın. Onların alın yazısını birleştiren bir aşk. Aşka yol gösteren bir çizgi. Kutup çizgisi. Önce Ana 'nın babası ölüyor, sonra Otto'nun babası annesinden boşanıyor. Yalnız bu çift birleştiklerinde; gerçek aşk, aslında çocuklarının içinde filizleniyor. Aradan seneler geçiyor, anne baba ayrılıp kendilerine başka hayatlar kuruyor, Ana ve Otto birbirlerinden ayrı düşüp başka hayatlar yaşıyor ama birbirleri için yaşamaktan da hiç vazgeçmiyor. Çizgi nerede ve nasıl sona erecek?

Xavier Paris'te ekonomi okuyan bir öğrencidir. Babasının bir tanıdığı ona mezun olduktan sonra iş vereceği konusunda söz vermiştir. Maliye Bakanlığı'ndaki bu iş için bir koşul vardır; İspanyolca öğrenmesi gerekmektedir. Erasmus programının da yardımıyla Xavier annesi ve sevgilisi ile vedalaşarak İspanya'ya uçar. Önceleri kalacak yer bulmakta güçlük çeken genç adam, sonunda her biri Avrupa'nın bir başka köşesinden gelen yedi öğrencinin paylaştığı bir daireye yerleşir. Yeni arkadaşlar, yeni deneyimler, farklı uluslardan genç insanların karmaşık ama yine de uyumlu birlikteliği, bambaşka gelenek-görenekler ve yönelimler tüm bunlar Xavier'e erkekliğe geçişinden çok şey öğretir.

Başına buyruk bir hayat yaşayan Nick (Til Schweiger), iş başvurusu için gittiği akıl hastanesinde temizlik işçisi olarak işe alınır. Tuvalette kendini asmak üzere olan hastalardan Leila’yı (Johanna Wokalek) tesadüfen görüp kurtarınca Leila, Nick’e bağlılık duyar. Hastaneden kaçıp onu evine kadar takip eder ve artık onu hiç bırakmayacağını söyler. Fazlaca saf olan ama deli sayılamayacak Leila’yı ikna edemeyeceğini anlayan Nick, çok zengin olan üvey babasının iş teklifini değerlendirmek ve terk ettiği eski kız arkadaşı ile evlenecek olan erkek kardeşinin düğününe gitmek üzere Leila ile birlikte yola çıkar. Görüldüğü üzere bir romantik komedinin sahip olabileceği en iyi konulardan birine sahip olan Barfuss, bazı Hollywood aksiyonlarının silik tiplemelerinden hatırlayabileceğimiz Alman oyuncu Til Schweiger’in yönettiği, senaryosuna, prodüktörlüğüne ve editörlüğüne katkıda bulunduğu, başrolü üstlendiği sıcak, samimi, eğlenceli bir film.

Dan Ashburn (Carrel) yalnız bir baba ve yazılarında sorunları olanlara öğüt veren ünlü bir köşe yazarıdır. Bir aile toplantısında tanıştığı Beth'e (Binoche) aşık olur. Beth güzel, zarif ve eğlencelidir ancak ortada bir sorun vardır: Beth Dan'in erkek kardeşinin kız arkadaşıdır! Bu durumda acaba Dan okurlarına verdiği öğütleri kendisine uygulayabilecek midir?
Daha iyi bir deneyim sunmak ve site trafiğini analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz.





0 Yorum
Yorum Yap
Yorumlar moderasyona tabidir