John S. Dickson
Himself (as Rosebudd)

Street pimps, all of them African-American, discuss their lives and work: getting started, being flamboyant, pimping in various U.S. cities, bringing a woman into their group, taking a woman from another pimp, and the rules and regulations of pimping. The men are clear: it's about money.
John S. Dickson
Himself (as Rosebudd)

Antonio Fargas
Link Brown

Heidi Fleiss
Herself (archive footage)
L. Hammond
Payroll the Pimp
Dennis Hof
Himself

Bishop Don Magic Juan
Himself

Max Julien
Himself

Rudy Ray Moore
Dolemite

Roscoe Orman
Willie Dynamite
Kenny Redd
K-Redd

Too $hort
Too $hort
Clarence Sims
Himself (as Fillmore Slim)
Andre Taylor
Himself (as Gorgeous Dre)

Film, 2010 yılında hayata veda eden ünlü İngiliz tasarımcı Lee Alexander McQueen’in efsanevi dünyasını anlatıyor. Tasarımcının çocukluk ve ilk gençlik yıllarını sarsıcı bir atmosferle aktaran belgesel, McQueen’in efsanevi şovlarının arkasındaki çarpıcı gerçeklere de odaklanıyor. 27 yaşında Givenchy‘nin başına geçen tasarımcının ikonik tarzı, onu endüstrinin gotik yüzü hâline getirirken; belgesel McQueen’i tanımak için de ideal bir ortam yaratıyor.

A heartfelt documentary focusing on the day-to-day lives of professional wrestlers, some on the rise, some on the wane, and others fighting for their lives.

Documentary sequel that offers a close-up look into the personal lives of the legendary porn stars who've survived the test of time and influenced popular culture. Blends rare interviews with erotic clips and additional appearances by Whoopi Goldberg, Steven Soderbergh and a host of adult stars, directors and trendsetters.

One of America's top documentary filmmakers turns his attention to the outrageous and nearly unbelievable story of Joyce McKinney, a former Miss Wyoming beauty queen who gained a great deal of notoriety after being accused of kidnapping a young Mormon missionary, restraining him in chains and raping him in 1977 England. The unbalanced McKinney is extensively interviewed, particularly about her ambition to write a memoir telling her side of the tale.

A documentary on the expletive's origin, why it offends some people so deeply, and what can be gained from its use.

Bir cinsel sağlık şirketi, "orgazm meditasyonu" uygulamasıyla ün ve takipçi kazanır. Ta ki üyeler, rahatsız edici suçlamalarla ortaya çıkana kadar.

Yönetmen Ursula Macfarlane (Untouchable) ile yapımcı Alexandra Lacey, Anna Nicole Smith adıyla ünlenen model ve oyuncu Vickie Lynn Hogan'ın yaşamını, ölümünü ve sırlarını insancıl bir yaklaşımla cesurca mercek altına alıyor. Anna Nicole'un 1992 yılında Playboy'a ilk kez verdiği pozlarla yakaladığı şöhret, Amerikan rüyasının timsali hâline gelmişti. Ancak 2007'deki zamansız ölümü, bu rüyanın trajik sonu oldu. "ANNA NICOLE SMITH: BENİ TANIMIYORSUNUZ" daha önce hiç yayınlanmamış görüntülere, özel kamera arşivlerine ve şimdiye dek sessizliğini korumuş önemli isimlerle yapılan röportajlara yer veriyor. Belgesel, Anna Nicole'un vücut verdiği mükemmel sarışın bomba imajının ardındaki neredeyse hiç bilinmeyen öyküsünü yeni bir bakış açısıyla ve tüm gerçekliğiyle gözler önüne seriyor.

The courtroom and publicity battles between the superstar wrestler and the notorious website explode in a sensational trial all about the limits of the First Amendment and the new no holds barred nature of celebrity life in an internet dominated society.

İnsanın insana yaptığı zalimliğin belgelenmesi, tarihin kendisi kadar eskiye dayanır. Yine de tüm bu belgeler dünyayı, Holocaust'un (Yahudi soykırımı) zalimliklerine, insana hâlâ ürküntü veren o korkunç olaylar dizisine hazırlayamamıştır. Zamanın, hatıraları ne kadar güçlü olurlarsa olsunlar bir şekilde sildiğinin bilincinde olan sinemacı Alain Resnais (daha sonra Hiroshima, mon amour-Hiroşima Sevgilim ve L'Année dernière Marienbad-Geçen yıl Marienbad'da gibi filmlerle yönetmen olarak daha da büyük bir ün kazanır), Nazi zulmünü filme almaya karar verdi; hem bu zulüm gelecek kuşaklara aktarılabilsin hem de birbirimize neler yapabildiğimizi hatırlatan kalıcı bir yapıt olsun diye.

"Bu benim hikayem. İhtiras, şiddet, tazminat ve aşkın hikayesidir." Tupac Shakur, gecekondularda yetişmiş, şöhret ve zenginlik için büyük mücadele etmiş ve tüm zamanların en çok satan hip-hop sanatçısı haline gelmiştir. Bilgili, hassas ve her zaman doğruları söylemiş biridir. Kısacık yaşamı süresince, dünyanın her tarafından milyonlarca gence ulaşabilmiştir. Zamansız ve şok edici ölümünün ardından onun etkisi ve önemi sürekli büyümektedir. Şimdi, ilk defa, Tupac kendi dramatik yaşantısını kendisi anlatmaktadır. Orjinalinde tamamı Tupac'ın kendi sesiyle anlatılan bu yegane film, Tupac'ın annesi Afeni Shakur'un izni ve yardımlarıyla yapılmıştır. Tupac'ın müziği ve insanı elektrik gibi çarpan sahne gösterilerinin olduğu tek filmdir. Dürüst, alışkanlık yapıcı ve ilham verici bu samimi "kendi portresi" bu sıra dışı sanatçının karmaşık ruhunu da yansıtmaktadır. Şair, kahin ve devrimci... İşte Tupac yeniden karşınızda.

Polis, yeni doğum yaptığını söyleyen bir kadını durdurur; ama ne bebek ne üzerindeki kan kadına aittir. Bu gerçek suç belgeselinde sapkın yalanlar açığa çıkıyor.

In 1997, rap superstars Tupac Shakur and Christopher Wallace (aka Biggie Smalls, The Notorious B.I.G.) were gunned down in separate incidents, the apparent victims of hip hop's infamous east-west rivalry. Nick Broomfield's film introduces Russell Poole, an ex-cop with damning evidence that suggests the LAPD deliberately fumbled the case to conceal connections between the police, LA gangs and Death Row Records, the label run by feared rap mogul Marion "Suge" Knight.

Efsanevi gazeteci Gay Talese, konuklarını onlarca yıl gizlice izleyen bir motel sahibinin maskesini düşürdüğünde bomba etkisi yapan hikâye hızla bir skandala dönüşür.

Hem Martin Scorsese’nin hem de Robert De Niro’nun filmografilerindeki belki de bu en çarpıcı filmde, 70’lerin Manhattan gecelerinde taksicilik yapan Vietnam gazisi Travis’le birlikte sokaklardayız.Hikaye boyunca etrafındaki hayatla ve yolunun kesişeceği "toplumun pisliğiyle" (bir çocuk fahişe, güzel bir sarışın, başkan adayı bir senatör, gözü dönmüş bir kadın satıcısı) bir türlü iletişim kuramayacak olan Travis, en nihayetinde ipleri eline alacaktır. Üstelik gündüzleri izlemeye gittiği belden aşağı filmlerdeki "vahşi" bir stilde...Sadece eşsiz senaryosu ve oyunculuklarıyla değil, sıradışı sinematografisiyle de tüm zamanların en etkili filmlerinden biri...

Ace Rothstein, 1970'lerin Las Vegas'ında bir kumarhane işletmecisidir. İşini korumak için gereken her yola başvuran Ace, işletmesinin bol miktardaki kârının büyük kısmını patronlarıyla paylaşmaktadır. En iyi dostu Nicky Ace'in işletmenin çalışanlarına ve zaman zaman da müşterilere göz kulak olmasına yardım etmeye başlar. Ace'in amacı gelirini belli bir seviyede tutmak, patronlarla başını belaya sokmamak ve kumarhanesinin güvenilir ve sevilen bir yer olarak kalmasını sağlamaktır fakat Nicky işletmeye adımını attığı günden itibaren tüm kumar piyasasını eline geçirmeyi ve Vegas'ın kralı olmayı hayal etmektedir.

Joong-ho eski ve kirli bir dedektif polis olup finansal sorunlar yaşarken çareyi kadın satıcılığı yapmakta bulur. Çok geçmeden bu kadınlar ortalıkta bir iz bırakmadan kaybolmaya başlarlar. Joong-ho, onları bulmaya çalışırken başka bir ipucu keşefeder. Ortadan kaybolan kadınların her biri aynı müşteri tarafından çağrılmışlardır ki içlerinden biri de henüz buluşmak üzeredir o müşteri ile. Nihayet adamı bulur ancak polis adamı göz altına alır. Şimdi Joong-ho’nun yapması gereken şey ise adam gözaltından çıkmadan kadınlardan birini bulmaktır...

Henüz 22 yaşında olan Nana, aktris olma hayalleriyle evliliğini ve çocuğunu bırakır. Fakat güzel Nana için işler hiç de yolunda gitmez. Bu başladığı yeni hayatında kendini bir anda sokaklarda fahişelik yaparken bulur. Sonuç ise kamera hareketleri, kurgusu, ses ve müzik kullanımı, diyalogları ile Godard'ın eteğinde ne varsa döktüğü şiirsel bir başyapıt. Bir düş(üş)ün hikayesi...

Film, üç kişilik bir grubun Paris'te Vendome meydanında bulunan ve burjuva müşterilere hizmet veren bir mücevherciden yaptığı büyük soygunu anlatıyor. Soğuk ve serinkanlı bir hırsız olan Corey'in hapisten çıktığı gün, cinayet sanığı olan Vogel de polis şefinin gözetimindeyken bir trenden kaçar. Corey, eski bir çete patronundan zorla para alır. Eskiden bir polis olan ama şimdi kendini içkiye vermiş keskin nişancı Jansen de bu ikiliye dâhil olunca, birlikte zekice bir soygun planı yaparlar.

Ölümcül bir virüs tüm dünyayı tehdit etmektedir. 1996'da 5 milyar kişinin ölümüne neden olan bu virüs, 2035'te dünya nüfusunun yalnızca %1'ini hayatta bırakmıştır. Bu virüsün etkilerinden korunabilmek için insanlar yer altında koloniler kurarak yaşamaya başlar.Bu virüsün üstesinden gelebilmek için mahkumlardan James Cole, zaman makinesiyle geçmişe gönderilir. Yanlışlıkla 1990 yılına gönderilen Cole, bilimadamları için virüs hakkında araştırma yapar.Daha sonra zaman yolculuğunu sürdüren Cole, 1996'da akıl hastanesine alınır. Burada Dr. Kathryn Railly ile tanışan Cole, onu içinde bulundukları duruma inandırmaya başlar.

Chris Cross, 25 yıldır kasiyerdir. Bir yağmurlu gecede, Chris bir kadının adam tarafından dövüldüğünü görür. Adama şemsiyesi ile vurur, adam yere düşüp bayılınca, polisi bulup kadının yanına gelir. Geldiklerinde kadını tek başına bulurlar. Chris kendisini çok zengin bir sanatçı gibi tanıtır. Chris , Kittyi evine kadar bırakır. Chris kızdan hoşlanmaya başlar fakat evlidir. Kitty ise Chris ile tanıştıktan sonra başka planlar kurmaya başlar... Aşk , para , dolandırıcılık hukuk üzerine işlenmiş mükemmel film.
Daha iyi bir deneyim sunmak ve site trafiğini analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz.

0 Yorum
Yorum Yap
Yorumlar moderasyona tabidir