
Ricky Schroder
Billy Maloney

Billy ıslah okulundan döndüğünde, şehrin diğer tarafındaki farklı bir liseye gitmek zorunda kalır. Yeni bir başlangıç yapmaya çalışır, ancak eski rakibi ona kolaylık göstermez ve arkadaşı Louie onu tekrar yoldan çıkarmaya çalışır. Billy'nin tam tersi bir karakter olan kardeşi Joe, iyi bir koşucudur ve atletizm bursu kazanmaya kararlıdır. Joe, Billy'ye okulunun atletizm takımına katılmasını önerir, bu da iki kardeşi birbirine düşman eder.

Ricky Schroder
Billy Maloney

Brad Pitt
Joe Maloney

Carrie Snodgress
Rosemary Maloney

David Anthony Marshall
Louie

Thomas Mikal Ford
Coach Walsh
John Linton
Brad

Cyril O'Reilly
Coach Ryder

Jack McGee
Frank
Annie Dylan
Linda

Kent Lipham
Big Ed

Bebe Drake
Mrs. Fischer (as Be Be Drake-Massey)

Jaime Gomez
Bobby (Teammate #1)
Larron Tate
Ronnie (Teammate #2)

Ron Marquette
Paulie (Brad's Friend #1)
Andrew Zeller
Tiny (Brad's Friend #2)

Derek Vinyard (EDWARD NORTON), beyaz ırkın üstünlüğüne inanan bir grup gencin karizmatik lideridir. Nefret içindeki Derek, bir siyahı canice öldürünce hapse girer. Hapisten çıktığında artık bambaşka biridir. Geçmişinden ve yaptıklarından utanç duyar ve küçük kardeşi Danny'nin (EDWARD FURLONG) de kendisiyle aynı sonu paylaşmaması için çabalar. Bir aile içinde gelişen ve sonunda aynı aileyi parçalayan ırkçılık hakkında tartışmalı ve çarpıcı bir film. Edward Norton bu filmdeki rolüyle en iyi oyuncu dalında Oscar'a aday gösterilmiştir.


Efsanevi boksör Roberto Duran, 1968’de profesyonel olarak ringe ilk çıktığında henüz 16 yaşındaydı. 1980’de Sugar Ray’i yenerek bir rekora doğru ilerleyen Duran, rövanşta bir daha dövüşmeyeceğini söyleyerek spor camiasını şoka uğratmıştı… 2002’de emekli olan Roberto Duran ve onun efsane antrenörü Ray Archel arasındaki birbirlerinin hayatlarını değiştirecekleri ilişkiyi beyazperdeye taşıyan filmin senaristliği ve yönetmenliğini Jonathan Jakobowicz üstleniyor. Filmin başrolünde Édgar Ramírez rol alırken bu biyografik dramda kendisine Robert De Niro, John Turturro, Jurnee Smollet Bell ve Ellen Barkin eşlik ediyor.

A pair of twin brothers from East L.A. choose to live their lives differently and end up on opposite sides of the law.

Two brothers cannot overcome their opposite perceptions of life. One brother sees and feels bad in everyone and everything, subsequently he is violent, antisocial and unable to appreciate or enjoy the good things which his brother desperately tries to point out to him.

Connor O'Neil hayatında sorumluluk almaktan sürekli kaçınan ve zamanını spor karşılaşmalarında bahis oynayarak geçiren birisidir. Yakın arkadaşı olan bir bankerden borçlarını ödemek için yardım istediğinde arkadaşı ona artık karşılıksız para veremeyeceğini söyler. Çalışıp para kazanması gerektiğini öğütler ve ondan şirketinin sponsoru olduğu beyzbol küçükler takımının koçluğunu üstlenmesini ister. Hayatında kendisinden başka hiç kimsenin sorumluluğunu üzerine almamış olan Conor, istemeye istemeye görevi kabul eder. Şikago'nun en belalı mahallesinde bir okulda okuyan küçük zenci çocukların koçluğunu üstlenir. Zaman geçtikçe çocuklara ne kadar bağlandığını kendisi bile şaşırır. Bu 10 yaşından küçük çocuklar kendisine hayat dersi vermektedir. Olayın içine bir de genç öğretmenleri Diane Lane girince, işler Conor için daha da ilginç olmaya başlar. Sonunda Conor aydınlanmanın ve kendini bulmanın değişik şekiller de ortaya çıkabileceğini öğrenmeye başlar.

Film, anne-babalarının aşk-nefret ilişkisinde arada kalan üç küçük erkek kardeşi merkezine alan, duygu dolu bir büyüme hikâyesi anlatıyor. İki kardeş, sağı solu belli olmayan babalarının izinde büyürken en küçükleri olan Jonah, kendine gitgide bağımlı kalacağı bir hayal dünyası kuracaktır.

Boksör olan Lion, kardeşi Stan’ın bir suç patronuna olan borcunu ödeyebilmek için son kez bir dövüş turnuvasına katılmaya karar verir. Kardeşler bunun için ülkeyi dolaşmak zorunda kalır ve bu süreçte onlara beklenmedik biri eşlik eder. Stan, Lion'u hayatının dövüşü için eğitirken bir dizi olay kardeşleri parçalamakla tehdit eder ancak birbirlerine olan sevgileri ve daha iyi bir hayata kavuşmak için olan inançları onların bir arada yol almasını sağlar.

Yakın iki arkadaş çok geçmeden birbirlerine düşman olacaktır. John Cusack (America's Sweethearts, Say, Anything) ve James Spader (sex, lies and videotape, Pretty In Pink) hukuk okulundan Washington'un güç mücadelesiyle dolu koridorlarına uzanan iki arkadaşın dramını canlandırıyor. Cusack, alt sınıftan kongre üyeliğine kadar tüm basamakları hızla tırmanan ve ona güvenen herkesi bu uğurda feda etmiş Peter'ı canlandırıyor. İhanet ettikleri arasında idealist arkadaşı Tim (Spader) de bulunmaktadır. Tim bir arkadaşa ihaneti asla düşünmemektedir ancak ihanete uğrayanın kendisi olması durumu değiştirecektir...

Film, on beş yaşında çıplak Tracey Berkowitz’in bir otobüsün arkasındaki bir banyo perdesinin altında, kendini köpek sanan kardeşi Sonny’yi aramasıyla başlar. Tracey’nin yolculuğu bizi kentin karanlık yüzüne, duygusal açıdan bir çukur gibi olan evine, lisedeki sert ortama, psikologuyla oynadığı kedi fare oyunları, erkek arkadaşı Billy Zero ve indie rock fantezilerine götürür. Bir de Lance var tabii ki, güya Tracey’yi kurtaracak olan ama sonunda onun başını belaya sokan Lance

Erkek kardeşler, babalar ve oğullar arasında var olan karmaşık ve derin bağları keşfedin.

Mektuplar aracılığıyla kimliği gizli bir şekilde anlatılan The Perks of Being a Wallflower, 90'lı yıllarda lise birinci sınıf öğrencisi olan Charlie'nin hikayesini anlatmaktadır. Duygusal ve utangaç olan Charlie, bir yandan değişen çevresini gözlemlerken bir yandan da en iyi arkadaşı Michael'ın yakın zamandaki intiharıyla uğraşmaktadır. İngilizce öğretmeni Bill, ona okuması için fazladan kitaplar vererek hayata katılmayı öğretmeye çalışır ve Bill'in çabaları Charlie'nin deneyimleriyle açığa çıkacaktır. Hikaye boyunca Charlie; kendisini unutmasına sebep olan kötü bir çocuklukla, kürtaj, uyuşturucu ve seksle uğraşarak, eşcinsellik ve etrafındakilerin yargılarına maruz kalarak yaşama katılmaya çalışır. Charlie çocukluğun basitliği ve yaklaşmakta olan gelecek fikri arasında sıkışıp kalmıştır, etrafındaki dünyayı izlemek ve ona katılmak arasında sıkışıp kalmıştır, arkadaşları ve ailesinin sorunlarının ortasında sıkışıp kalmıştır…

Lee Chandler, sıhhi tesisat, elektrik, kapıcılık gibi sıradan işler yaparak, tek göz bir evde yalnız başına yaşayan depresif bir adamdır. Doğup büyüdüğü ama uzun zamandır uğramadığı kentten bir gün acil bir telefon alır. Kalp hastası abisi hastaneye kaldırılmıştır ve durum ciddidir. Lee kafasında endişeler ve soru işaretleri ile yola koyulur ama hastanede onu bekleyen haber hiç de iç açıcı değildir. Abisi vefat etmiştir ve Lee yetim kalan ergen yeğenine bakmakla yükümlüdür.

Boksör Jakc la mottanın kendi ağzından anlattığı şampiyonluklardan bar komedyenliğine uzanan hırslı hayat hikayesi.Usta yönetmen Martin Scorsese'nin yönettiği bu film protesto amacıyla siyah-beyaz çekilmiştir,aynı zamanda sinema eleştirmenleri ve yönetmenleri tarafından tüm zamanların en iyi filmleri içinde ilk 10 sıradadır.

13. yüzyıla ait bir baladdan yola çıkılarak senaryosu yazılan film, ortaçağda geçen sarsıcı bir intikam hikayesi anlatıyor. Koyu hristiyan ailesi tarafından kiliseye gitmekle görevlendirilen bir genç kız, yolda tecavüze uğruyor ve öldürülüyor. Olayın ardından bir eve sığınan tecavüzcüler burada kızın ailesiyle karşılaşıyor ve kanlı bir şekilde yok ediliyorlar. Ingmar Bergman'ın az bilinen yapımları arasında olan Jungfrukällan, kanlı intikam hikayesi ile modern korku filmlerine ilham verdi. Usta yönetmen bu filminde masumiyet, hırs, paganizm ve dini inanç gibi kavramları tartışıyor.

Farklı ailelerlerden, farklı hayatlardan gelen aynı kasabada yaşayan çocukların öyküsü

Amerikalı yönetmen Gus Van Sant'in 2003 Altın Palmiye ödüllü ünlü Colombine Lisesi katliamından esinlendiği film, sıradan gençlerin şiddet kullanmalarıyla sona eren sıradan yaşamlarına odaklanıyor. Amerika'da bir lisenin içindeki okul çağının klasik önemli olayları çerçevesinde geçen film, lisede deneyimlenen arkadaş edinme ve sosyalleşme çabaları karşısında yalnızlık temasını da anlatıyor. Sant, bizi, kesinlikle taraf tutmayan, basit bir nedensellik tuzağına düşmeyen bir anlatımla adım adım Columbine Lisesi Katliamı'na götürürüken, aynı zamanda gençlerin suça itilmelerine sebep olan toplumsal hayatı içeriden bir bakışla resmediyor...

80’lerin sonunda geçen öyküde, Donnie Darko adında 16 yaşında bir genç bazı gerçek olmayan görüntüler görmeye başlar. Özellikle de tavşan kostümlü bir adam sık sık belirir. Çevresiyle uyum sorunu yaşayan genç, ailesinin ve okulun kendisi için çizdiği yoldan ayrılıp esrarengiz misafirinin izinden gider.

Çocukların hayal gücünün sınırı yoktur. Bunun en güzel kanıtı olarak iki çocuğun, hayatın tüm gerçeklerinden uzak, kendi aralarında oluşturdukları yeni bir dünyanın öyküsü Terabithia Köprüsü. Jesse, hayal dünyası oldukça kuvvetli ve gerçek üstü hikayelere de çok meraklı bir çocuktur. Sınıflarına yeni gelen Leslie’nin de kendisiyle benzer bir dünyayı paylaştığını anlaması ile ikili arasında keyifli bir arkadaşlık başlar. Oturduklara yere çok yakın olan bir ormanın içinde sadece kendilerinin bildiği ve görebildiği, içinde devler, troller ve daha bir dolu gizemin bulunduğu, Terabithia isminde bir dünya yaratırlar. Üstelik bu dünyada önemli bir konumları da vardır. Artık kral ve kraliçe olmuşlardır.

Sean Thornton doğup büyüdüğü İrlanda'ya,yeni bir hayata başlamak üzere geri döner. Kısa zaman içinde Mary Kate Danaher ile tanışır ve evlenmeye karar verirler. Ancak buna karşı çıkan biri vardır; Mary'nin abisi Will Danaher. Sean hem Will Danaher ile mücadele eder hem de geride bırakmak istediği hatıralarıyla... The Quiet Man, 7 dalda Oscar'a aday olan ve John Ford'a en iyi yönetmen Oscarı'nı getiren çarpıcı bir drama.
Daha iyi bir deneyim sunmak ve site trafiğini analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz.

0 Yorum
Yorum Yap
Yorumlar moderasyona tabidir