
Albert Steinrück
Hauptwachtmeister Holk

Starring Betty Amann in her most famous leading role, Joe May's Asphalt is a luxuriously produced German Expressionist classic where tragic liaisons and fatal encounters are shaped alongside the constant roar of Berlin traffic.

Albert Steinrück
Hauptwachtmeister Holk
Else Heller
Mutter Holk

Gustav Fröhlich
Wachtmeister Albert Holk

Betty Amann
Else Kramer

Hans Adalbert Schlettow
Konsul Langen

Hans Albers
Erster Dieb

Rosa Valetti
Geschäftsführerin

Paul Hörbiger
Zweiter Dieb

Arthur Duarte
Trude Lieske

Rudolf Meinhard-Jünger

Karl Platen

Hermann Vallentin

Kurt Vespermann

Film, Stern dergisi muhabirlerinin, Christiane ile 1978 de gerçekleştirdiği röportaj bant kayıtlarından yola çıkarak 70'ler Berlinindeki uyuşturucu durumunu gözler önüne seren kitaptan uyarlanmış. 14 yaşındaki Christiane annesiyle ve kız kardeşiyle birlikte Berlin'deki bir apartman dairesinde yaşamaktadır. Şehirdeki yeni modern disko Sound onu çok etkilemiştir. Yasal olarak yaşının küçük olmasına rağmen arkadaşlarından O'nu da götürmelerini ister. Orada Detlef'le tanışır. Adım adım uyuşturucu batağında daha dibe gider.

Viyana'da yaşayan Yahudi bir kadın olan Maria Altmann, İkinci Dünya Savaşı'nın patlak vermesi ve yaşadığı yerin Nazi kuşatması altına girmesiyle ülkesini terk etmek zorunda kalır. Ülkesinden ayrı, mülteci olarak geçirdiği 60 yılın ardından Maria, Viyana'ya geri dönmeye karar verir ve bunun için geçerli bir nedeni de vardır. Zamanında Nazilerin el koydukları aile mirasını ve en önemlisi ünlü ressam Gustav Klimt'in, teyzesi Adele Bloch-Bauer’i sadece altın ve gümüş kullanarak resmettiği önemli tabloyu geri almaya kararlıdır. 80 yaşındaki Maria, yanında genç ve deneyimsiz avukatı Randy Schoenberg ile birlikte Avusturya hükümetinde sürecek bir yolculuğa atılır. Ne var ki bu yolculuk Maria'nın geçmişindeki sır ve gerçeklerin ortaya çıkacağı bir deneyime dönüşür.

Germany in the autumn of 1957: Lola, a seductive cabaret singer-prostitute exults in her power as a temptress of men, but she wants out—she wants money, property, and love. Pitting a corrupt building contractor against the new straight-arrow building commissioner, Lola launches an outrageous plan to elevate herself in a world where everything, and everyone, is for sale. Shot in childlike candy colors, Fassbinder’s homage to Josef von Sternberg’s classic The Blue Angel stands as a satiric tribute to capitalism.

Nelly Lenz, toplama kampından kurtulmayı başarmış ama işkenceden yüzü tanınmayacak hale gelmiş bir şarkıcıdır. Zorunlu olarak geçirdiği estetik ameliyat sonrasında, kendisinin bir benzerine dönüşür. Görmek için can attığı tek kişi ise kocası Johnny’dir. Karşılaştıklarında Johnny onu tanımayıp zihnini iyice bulandırır. Acaba kocası ona hâlâ âşık mıdır, yoksa sadece parasının peşinde midir?

A deadly car crash sets off three parallel stories of women at crisis points, faltering behind the doors of the same, plain Vienna apartment block.

“Performans”, hippi yaşamı ile gangster yaşamını üst üste kurgulayarak bir karakterin kimlik bölünmesini zeki ve gizemli bir dille inceliyor. Buna ulaşırken anlatısını kurgu teknikleri üzerine kurması da, suçla ilgili dertlerini söyleme şekliyle çığır açmasını sağlıyor. Sub-noir dediğimiz alt türün başlangıcı anlamına gelen yenilikçi bir gangster filmi! Aynı zamanda hippi kültürünün nasıl anlatılacağına dair bir sinema dersi.

Doğu Almanya'nın kapalı politik atmosferi içinde, partiye ve devlete sadakatleri sürekli sorgulanan insanlar, daimi bir baskı altındadırlar. Gerd Wiesler de, ünlü oyun yazarı Georg Dreyman'ı gözlemlemekle görevlendirilmiş bir yüzbaşıdır. Yazar ve sevgilisinin yaşadıkları apartmanın çatı katına yerleşen Yüzbaşı, sürekli olarak ikilinin yaşamını Bakan Hempf'e rapor etmektedir. Uzun bir süre herhangi bir olumsuzluk rapor edemez. Ta ki Bakan Hempf, Georg Dreyman'ın kız arkadaşına cinsel tacizde bulunana kadar. Sevgilisinin maruz kaldığı durum üzerine yaşadığı baskı ile ilgili sabrı taşan Georg, Doğu Almanya'daki koşulları tüm dünyanın duyması için Der Spiegel'e yazı yazmaya karar verir. Yüzbaşı için aradığı fırsat sonunda doğmuştur. Ama günler boyu izlediği bu iki insanın hayatının kendi üzerinde bıraktığı etkiler, hayatını ve varoluşunu sorgulamasına neden olacaktır. Katıldığı pek çok festivalde ödüle boğulan Başkalarının Hayatı, etkili anlatımı ve hümanist yaklaşımı ile dikkat çekiyor.

Police Lt. Leonard Diamond vies to bring a clever, well connected, and sadistic gangster to justice all the while obsessing over the gangster's girlfriend.

Luke, yetenekli bir motosiklet sürücüsüdür ve dublörlük yaptığı karnaval kumpanyası ile şehir şehir gezmektedir. New York’a döndüğünde eski sevgilisi Romina ile yeniden karşılaşır ve kendi oğlu olan Jason’ı dünyaya getirdiğini öğrenir. Luke, yollarda geçen hayatını düzene sokma ve ailesiyle yeni bir yaşam kurma kararı alır. Araba tamircisi olarak yanında çalışmaya başladığı Robin, kısa sürede Luke’un yeteneklerini keşfeder ve yapılacak bir dizi banka soygunu için kendisine ortak olmasını ister. Bu teklif, tek amacı karısı ve çocuğu için daha iyi bir hayat sağlamak olan Luke’u hırslı polis memuru Avery Crossile karşı karşıya getirecektir.


Fassbinder'in artık klasikleşen 1980 yapımı TV dizisinin ardından, Alfred Döblin'in çok önemli romanının Berlinale'de Altın Ayı için yarışan yeni uyarlaması, 1929 yılı Weimar Cumhuriyeti'nin kasvetli havasını günümüz Berlin'ine aktarıyor. Ebeveynleri Afganistan'dan Almanya'ya göç etmiş olan yönetmen Burhan Qurbani, 2014'te çektiği "We Are Young. We Are Strong." filminde gözlemlediği ırkçılığın ve yabancı düşmanlığının düzeyini bu yeni filminde iyice artırıyor. Romanın Berlin doğumlu anti-kahramanı, Akdeniz'i botla aşan Gine-Bissau göçmeni Francis'e dönüşmüş. Suça bulaşmadan hayatta kalamayacağının kısa sürede farkına varan Francis, adını da Franz'a çevirerek psikopat uyuşturucu tacirlerinden altın kalpli seks işçilerine kadar bir dizi insanla yakınlık kurarak hayatta kendine bir yer bulmaya çalışıyor.

After a string of abusive relationships, Wanda abandons her family and seeks solace in the company of a petty criminal.

Goethe’nin bilginin arayışı hakkındaki trajedisinden esinlenen “Faust” 19. yüzyılda geçiyor ve yapıta adını veren, ruhunu şeytana satan kahramanını izliyor. O bir düşünürdür, fikirlerin sözcüsü, haberleri yayan kişidir; entrikacıdır, hayalperesttir. Açlık, açgözlülük, şehvet gibi temel güdülerin yönlendirdiği adsız bir adamdır. Goethe’nin Faust’una meydan okuyan mutsuz, peşine düşülmüş bir varlıktır. İlerlemek mümkünse neden olduğun yerde durasın ki?


Gangster Roy Earle, uzun bir hapishane döneminden sonra şartlı salıverilir. Yine de, Earle’nin suçlu yaşamını bırakmaya hiç niyeti yoktur. Aslında bu şartlı salıverilme, yeni ve büyük bir soygun planlayan eski bir arkadaş tarafından düzenlenmiştir.

Usta yönetmen Fritz Lang’ın kült suç filminde Berlin sokaklarında amansız bir mücadeleye sebep olan bir seri katil hikayesi konu edilir. Sadece çocukları öldüren bu psikopat seri katili durdurmak için çalışmaya başlayan şehrin polis teşkilatı, sokakları sıkı bir denetim altına alır. Katilin yakalanmamasından fazlasıyla tedirgin olan halkın yanısıra, bu baskıdan şikayetçi olan başka bir grup daha vardır. Polisin sıkı denetimi yüzünden yakalanmaktan korkan diğer sokak suçluları ve dilenceler de kendi aralarında organize olarak bu operasyonun bir an önce sona ermesi için katilin peşine düşer. Artık polislerin yanısıra suçlunun peşinde olan yasadışı bir oluşum...

Üniversitede ders vermek için Amerika'ya yerleşen İngiliz Profesör Humbert Humbert 13 yaşında kızı Dolores'le birlikte yaşayan dul Charlotte'un yanında bir oda kiralar. Humbert, Lolita adını takacağı Dolores'e açıklanamaz bir tutku duymaya başlar. Yasak aşkına daha yakın olabilmek için, hiç sevmediği halde Charlotte'la evlenecek kadar ileri gider. Carlotte inanılmaz gerçeği keşfetmesinin ardından kaza sonucu ölünce, Lolita'ya hiç bir şey söylemeyen Humbert onu da yanına alarak arabayla yollara düşer. Humbert'in giderek daha da tehlikeli sularda yüzerken aklıselimi de yitirmeye başlayacaktır.

Hala bellek kaybının etkisinde olan Bourne, şiddet dolu geçmişini geride bırakarak kız arkadaşı Marie ile huzurlu bir hayat yaşamaya başlamıştır. Fakat planları bir gün kendisine yapılan bir suikast girişimden ucu ucuna kurtulması ile paramparça olur. Şimdi bilinmeyen düşmanı tarafıdan izlenen Bourne hem kolay bir hedef olmadığını hem de becerileri, kararlılığı ve çevikliğiyle hafife alınmayacağını kanıtlamak zorundadır.

Wenders, Patricia Highsmith'in Ripley'in Oyunu (Ripley's Game) adlı romanından uyarladığı bu filmde Dennis Hopper, Nicholas Ray ve Samuel Fuller gibi Amerikan sinemasının üç idolunun bir araya getirmektedir. Amerikalı Arkadaş 'Kara Film (Film Noir)' türünün en iyi örneklerinden biri olarak kabul edilir. Filmde Ripley (D.Hopper), sahte tabloları, sanat koleksiyoncularına bile yutturarak muazzam servet edinmiş, kovboy şapkasını kafasından çıkarmayan bir Amerikalı olarak karşımıza çıkar. Önceden tanıdığı bir mafya patronu Ripley'den geçmişi temiz bir kiralık katil bulmasını ister. Ripley'in aklına gelen çerveci Zimmermann (Bruno Ganz)'dır. Kan kanseri olan Zimmermann bu işi özgür iradesiyle kabul eder. Ancak sonrasındaki geri dönülemez gelişmeler Ripley'i ilginç kararlar vermek durumunda bırakır.

Michael Radford’un yönettiği ve Demi Moore ile Michael Caine’in başrollerini paylaştığı bir İngiliz suç-drama filmidir. 1960’ların Londra’sında geçen hikâye, büyük bir elmas şirketinde çalışan hırslı bir kadın yönetici ile yaşlı bir gece bekçisinin beklenmedik şekilde yollarının kesişmesini konu alır. İkili, şirketin değerli taşlarıyla ilgili cesur bir plana girişir. Film, dönemin iş dünyasındaki cinsiyet ayrımcılığına ve güç mücadelelerine değinirken aynı zamanda zekice kurgulanmış bir suç hikâyesi sunar.
Daha iyi bir deneyim sunmak ve site trafiğini analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz.

0 Yorum
Yorum Yap
Yorumlar moderasyona tabidir