
Josef Somr
Ludvik Jahn

In the 1950s, Ludvik Jahn was expelled from the Communist Party and the University by his fellow students, because of a politically incorrect note he sent to his girlfriend. Fifteen years later, he tries to get his revenge by seducing Helena, the wife of one of his accusers.

Josef Somr
Ludvik Jahn

Jana Dítětová
Helena Zemánková

Luděk Munzar
Pavel Zemánek

Jaroslava Obermaierová
Marketa

Evald Schorm
Kostka
Milan Svrčina
Jaroslav
Miloš Rejchrt
Alexej

Věra Křesadlová
Věra

Jaromír Hanzlík
Lieutenant

Michal Pavlata
Jindra
Jiří Sýkora
Michal Knapčík
Jiří Cimický
Emil Haluška
Josef Žluťák Hrubý

Yedi yıldır bitmemiş bir roman, çalıntı bir araba, ölü bir köpek, dengesiz bir öğrenci, kızgın bir eş ve hamile - üstelik de evli - bir metres!... Bunlar, Profesör Grady TRIPP'in (M.DOUGLAS) o hafta sonu başa çıkması gereken felaketlerin sadece bir kısmıdır. Ayrıca okulun aynı hafta sonu yapılacak yıllık Edebiyat Festivali'nde görevli öğrencilerin de sorumluluğu ondadır. Bu öğrencilerin hemen hepsi, yıllar önce tıpkı kendisinin de olduğu gibi birer "harika çocuk"tur. Bu çocukların en yeteneklisi ve profesyonel bir yalancı James LEER (T.MAGUIRE) ile tanışan Grady, tahmin ettiğinden de korkunç bir hafta sonu geçireceğinin henüz farkında değildir. 2001 yılında En İyi Müzik dalında Oscar® ödülü kazanan bu filmde Michael DOUGLAS, kariyerindeki en iyi performanslarından birini sergiliyor.

Eliza D'Amico thinks her marriage to Louis is going great until she finds a mysterious love note to her husband. Concerned, she goes to her mother for advice. Eliza, her parents, her sister Jo, and Jo's boyfriend all pile into the station wagon and go to the city to confront Louis with the letter. On the way, the five explore their relations with each other and meet many interesting people.

Bir adamın kendi hayatını kontrol etme çabasıyla başlayan, seçim şansı olmayan bir hikaye; kaybolmuş olan ve geri dönen eşinin artık farklı birisi olduğunu fark eden bir polis; ve belirli bir kişiyi bulmaya kararlı, özgücü olan ve olağanüstü bir ruhsal lider olma kaderine sahip bir kadın.

Tam Y Kuşağına Göre Bir Film Alex Hakkında, Alex intihara teşebbüs edince hafta sonu bir araya gelmeye karar veren liseden 7 arkadaşın hikâyesini anlatıyor. Alexe göz kulak olurken, arkadaş grubu içindeki eski aşklar ve dargınlıklar canlanacak, kötü verilmiş kararlar ortaya dökülecek, dostluklar ve ilişkiler kopma noktasına gelecek ve bütün bu yaşananlar, lise yıllarındaki naif dostluklarının nasıl böyle karmaşık ve kirli hale geldiğini sorgulamalarına neden olacaktır.

En yakın arkadaşının annesiyle ilişkiye giren genç, gittikçe dibe doğru batmaktadır..


Kocaları tarafından daha genç bir kadın için terk edilen ama depresyona girmek yerine intikam yollarını arayan Elise, Brenda ve Annie’nin hikayesi hem ilham verici hem de komik. Üç kadın üniversiteden çok yakın arkadaş, hatta gruplarında bir dostları daha var. Mezuniyetin üzerinden yıllar geçip, her biri başka yönlere savrulan bu kadınlar, gruplarının dördüncü üyesinin cenazesinde buluşuyor ve hayatlarının birbirinden hiç de farklı olmadığını keşfediyor. Ardından da tatlı bir intikam savaşı başlıyor. Olivia Goldsmith’in romanından uyarlana film bir kült. Kendine güvensiz, alkolik, pasif ve estetik operasyon bağımlısı karakterleri birer savaşçıya dönüştüren romanın yazarı Goldsmith’in bir estetik ameliyatı sırasında kalp krizi geçirerek ölmesi ise üzücü ve ironik bir detay olarak filmin hanesine işleniyor.

Last Exit To Brooklyn, Hupert Selby Jnr.'ın yayımlandığında Müstehcen Yayın Kanunu'na uygun olmadığı için yasaklanan, tartışmalı çok satan romanından Uli Edel tarafından ekrana uyarlandı. 1952'nin şiddet ve ahlaksızlıkla dolu Brooklyn sokaklarında geçen, sert ama bir o kadar da güzel yapılmış bir film olan Last Exit To Brooklyn, yoksulluğun ve umutsuzluğun ortasındaki bir dünyanın dağılmış karakterlerinin hayatlarını anlatıyor.

Wolf, annesinin cinayetinin intikamını alıp, motosikletiyle Amerika´nın batısına kaçan bir Kızılderilidir. Ancak bu adaletin bir maliyeti vardır.

Toskana’da tatile çıkan biri Hollandalı, diğeri Danimarkalı olan iki aile, tanışır ve hızla arkadaş olur. Aradan geçen ayların ardından, özgür ruhlu Hollandalı aile, daha muhafazakar olan Danimarkalıları kırsal kesimdeki evlerine hafta sonu tatili için davet eder. Başlarda her şey yolunda olsa da, yeniden bir araya gelmenin sevinci yerini yanlış anlamalara bıraktığında, işler kontrolden çıkmaya başlar.

Bir sanat galerisi sahibi olan Susan Morrow (Amy Adams), 19 yıl önce yazar eşi Edward Sheffield’ı (Jake Gyllenhaal) terk eder. Yakışıklı bir işadamı olan ikinci eşi Hutton Morrow (Armie Hammer) ile birlikte düzenli bir hayat sürmektedir. Bir gün posta kutusunda eski eşinin hiç yayımlanmamış olan ilk romanının taslağını bulur. Eski eşi romanı hakkında kendisinin fikrini sormaktadır. Susan, bir matematik profesörü olan Tony Hastings’in ailesi ile çıktığı bir gece yolculuğunu anlatan "Gece Hayvanları" adındaki bu kitabı elinden bırakamaz. Kitabın kahramanı Tony’nin hayatı berbat bir hale geldikçe Susan da geçmişini hatırlayacaktır. Bu tehlikeli duygular onun geleceğini kemirecek ve hayatını değiştirecektir.

İğrenç bir insan olan korkunç haydut Albert, adamları ve karısı Georgina ile birlikte her akşam aynı lokantada kurdurduğu açgözlü sofrada yemek yemektedir. Albert'in saçtığı dehşet, Fransız aşçı Richard'ın, yemek aralarında Georgina'nın aşığı Michael ile mutfak köşelerinde yatıp kalkmasına göz yummasına sebep olmaktadır. Kan, seks, yamyamlık ve dünyevi iştahın görsel bir şölene dönüştüğü hem eğlenceli hem de korkunç film, her türlü uyarıcı etkiye rağmen, sıradışı İngiliz auteur Peter Greenaway'in geniş kitlelerce yenilip yutulabilmiş belki de tek eseri.

George Beard ve Harold Hutchins adlı iki afacan çocuk, okul müdürleri Bay Krupp'ı hipnotize eder ve müdürü, bir çizgi roman karakteri olan iyi kalpli ve lastik donlu Kaptan Düşükdon'a dönüştürürler.

Reklamcı Charles Schine her gün işiyle evi arasında mekik dokuyan Chicago'lulardan birisidir. İşine gitmek için her sabah düzenli olarak 8:43 trenini yakalamak zorundadır. Bir gün treni kaçırır ve Lucinda ile tanışır. Lucinda çok güzel, büyüleyici ve baştan çıkarıcıdır. Lucinda ve Charles'ın her ikisi de adeta çocuklarıyla evli olmasına rağmen sanki bir manyetik alan gibi birbirlerine doğru çekilirler. Birlikte yedikleri öğle yemekleri kısa sürede iş sonrası akşam yemeklerine dönüşür. Çok geçmeden de kendilerini bir otel odasında bulurlar. Charles ile Lucinda'nın mükemmel gibi görünen ilişkisi, odaya LaRoche adlı acımasız bir yabancının girmesi ve ikisini silahla tehdit etmesiyle çıkmaza girer. Yasak aşk artık akla hayale sığmayacak kadar tehlikeli ve şiddet yüklü bir kabusa dönmüştür. Charles'ın yaşamı artık ihanet, şantaj, şiddet ve cinayetlerle doludur. Karısına açılamayan ve polise de bir şey söyleyemeyen Charles, artık tanımlayamadığı bir dünyanın içinde tuzağa düşmüştür.

A successful TV star during the 1960s, former "Hogan's Heroes" actor Bob Crane projects a wholesome family-man image, but this front masks his persona as a sex addict who records and photographs his many encounters with women, often with the help of his seedy friend, John Henry Carpenter. This biographical drama reveals how Crane's double life takes its toll on him and his family, and ultimately contributes to his death.

Kariyerine odaklanan genç bir kadın her şeye sahip gibi görünür – iyi bir gayrimenkul şirketinde yeni bir iş, heyecan verici bir proje ve tutkulu bir âşık. Ancak patronunun karısına âşık olup bir kötülük ağına takılınca işler değişir. Genç kadın bu sürükleyici gerilim filminde kendini savunmaya çalışırken sırlar ve geçmişiyle bağlantılı karanlık dürtüler bir bir ortaya çıkar.

Disgrace is the story of a South African professor of English who loses everything: his reputation, his job, his peace of mind, his good looks, his dreams of artistic success, and finally even his ability to protect his cherished daughter. After having an affair with a student, he moves to the Eastern Cape, where he gets caught up in a mess of post-apartheid politics.

Dışarıdan mükemmel görünen bir aileye odaklanan yapım eskiden okulun yıldız atleti, şimdi ise başarılı bir işadamı olan Seymour “Swede” Levov ve ailesini yavaş yavaş keşfetmemizi sağlıyor. Eski güzellik kraliçesi olan karısı ve ergenlik çağındaki kızıyla mutlu bir hayat süren Levov'un mutluluğu bir gün kızının ortadan kaybolmasıyla bozuluyor. Kızının vahşi bir siyasi terör eylemi gerçekleştirmekle suçlandığını öğrenen baba ne olursa olsun kızını bulmaya karar veriyor. Ancak bu arayış sürecinde keşfettikleri hayatını derinden sarsıyor... Ünlü oyuncu Ewan McGregor'ın ilk yönetmenlik denemesi olan Pastoral Amerika filmi Phillip Roth'un Pulitzer ödüllü romanını temel alıyor.

Başarısız bir ilk evliliğin ardından Ray, ideal eşini aramaktadır. Bu arayış onu Lena'yla tanıştırır ve onunla evlenir. Ancak zamanla Ray, Lena'nın geçmişi ve dürüstlüğü hakkında kuşkulanmaya başlar. Onu aldatmakla ve kendisini kandırmakla suçlar. Peki bu şüpheler gerçek midir, yoksa Ray sadece paranoyak mı?

Genç ve başarılı bir banker olan Andy Dufresne, karısını ve onun sevgilisini öldürmek suçundan ömür boyu hapse mahkum edilir ve Shawshank hapishanesine gönderilir. İşkence, tecavüz, dayak dahil her türlü kötü koşulun hüküm sürdüğü hapishane koşullarında, Andy'nin hayata bağlı ve her daim iyi bir şeyler bulma çabası içindeki hali, çevresindeki herkesi çok etkileyecektir. Bir süre sonra parmaklıkların arkasında bile özgür bir yaşam olabileceğine bütün mahkumları inandırır. Bu mahkumlardan biri olan Ellis Boyd "Red" ve Andy, unutulmaz bir dostluk kurarak hapishaneyi bambaşka bir yer haline getirirler.
Daha iyi bir deneyim sunmak ve site trafiğini analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz.


0 Yorum
Yorum Yap
Yorumlar moderasyona tabidir