
Alexandra Finder
Christine Perkinger

Küçük bir kasabada dört yaşındaki kızlarıyla yaşayan genç bir çiftin hikayesi. Koca, bir polis olarak işine o kadar kapılmıştır ki, yavaş yavaş karısına ve kızına yabancılaşır. Anne ve kızı ise yeni kasabayı keşfederken birbirlerine daha da yakınlaşırlar. Aile içindeki çatışmaların kendini göstermesi an meselesidir.


Kuzey Carolina'nın küçük bir kasabasında geçen film, trajik bir yalana yakalanmış, birbirine sıkı sıkıya bağlı, çok ırklı bir grup işçi sınıfından çocuğun hikâyesidir. On iki yaşındaki bir kızın, on üç yaşındaki George adında, hassas ve derin iç gözlem yeteneğine sahip bir çocuk için, erkek arkadaşından ayrılmasının ardından, tuhaf bir dizi olay yaşanır. Ve masumane bir örtbas olayı, bu dar görüşlü grubu, bireysel bir kurtuluş arayışlarına iter.

Justin McLeod (Mel Gibson), beş yıl önce geçirdiği trafik kazasında yüzünün bir kısmı yanmış olduğundan kasabanın en üç köşesinde yalnız yaşayarak hayatını geçiriyor. Kazada yanında bulunan çocuğun ölmesi sonucu mahkemede yargılanıyor ve suçlu bulunuyor. Onun 'küçük çocukları seven' biri olduğuna inanan halk onu yalnız bırakıyor. Chuck (Nick Stahl) ile başlayan arkadaşlığını sorgulamaya başlayan kasaba halkı, geçmişte olan olayları Justin'a bir daha yaşatmaya başlıyor.

A poor, struggling South Carolinian mother and daughter face painful choices with their resolve and pride. Bone, the eldest daughter, and Anney her tired mother, grow both closer and farther apart: Anney sees Glen as her last chance.

South America, 1960. A lonely and grumpy Holocaust survivor convinces himself that his new neighbor is none other than Adolf Hitler. Not being taken seriously, he starts an independent investigation to prove his claim, but when the evidence still appears to be inconclusive, Polsky is forced to engage in a relationship with the enemy in order to obtain irrefutable proof.

Jude ve Mina, New York’ta tesadüf eseri tanışıp beraber olmaya başlarlar. Jude’un hareketli kişiliğini Mina sakinliğiyle tamamlayınca, kusursuz ilişkileri evliliğe kadar gider. Ancak bu kusursuz denge, bebeklerinin dünyaya gelmesinin ardından bozulur ve çiftin aslında ebeveynlik konusunda birbirlerinden çok farklı düşündükleri ortaya çıkar. Mina vegan beslenme ve arınmayı bir saplantı haline getirmiştir ve ağır bir diyet yapmaktadır. Üstelik bu diyeti bebeğine de uygulamaya çalışmaktadır. Bebeğin büyüme sorunlarıyla karşı karşıya kaldığını gören Jude, duruma müdahale etmeye çalışır ancak bu bir ölüm kalım savaşına dönüşecektir.

İki çocuğunu yanına alıp, kendisine şiddet uygulayan kocasından kaçarak New York’a gelen Clara, tıpkı onun gibi zor zamanlardan geçen dört kişiyle tanışır: Sinir krizinin eşiğinde bir hemşire olan Alice, işlemediği bir suçla lekelenen Mark, avukatı John Peter, hayatta hiçbir amacı olmayan genç Jeff ve ailesinden kalan restoranı ayakta tutma mücadelesi veren, hayalperest Timofey. Görünüşte sıradan ama dünyaları apayrı insanların New York’ta karşılaşmalarının ve birbirlerine tutunmalarının hikayesi.

Geçmişteki bir davadan dolayı psiklojisi bozulduğu için alkole sığınan ve bu sebeple eşinden boşanıp 5 yaşındaki kızının velayetini almak için uğraşan avukat Cate McCall; aynı zamanda önemli bir cinayet davasını üstlenir, haksız yere hüküm giymiş Lacey’nin davasını alır. Bütün deliller, olay yeri incelemeleri kadının suçsuz olduğunu ispatlasa da Cate McCall yargı duvarına toslar. Kendisinden başka kimse Lacey’nin masumluğuna inanmamaktadır. Önyargıları sağlam savunmayla yıkmaya niyetli olan McCall adalet sisteminin doğru şekilde işlemesi için varını yoğunu ortaya koyacaktır. Önünde iki yol vardır; ya mesleğinde ilerlemek için bu davayı kazanmaya çalışmak ya da kızının velayeti alabilmek için ona daha fazla vakit ayırmak..

Sean Durkin'in yazıp yönettiği The Nest, bir girişimci olan Rory'nin, Amerikalı eşi ve çocuklarını kendi anavatanı İngilitere'ye dönmeye ikna etmesini ve ailenin burada yeni bir başlangıç yapmaya çalıştığı sırada yaşananları anlatıyor. Rory, son derece hırslı bir girişimcidir. Amerikalı eşini ve çocuklarını banliyödeki rahat yaşamlarından ayrılarak kendi anavatanı İngiltere’ye taşınmaya ikna eder. Burada bir fırsat yakalayan Rory, eski firmasına katılır ve muhteşem bir malikane kiralar. Kısa bir süre sonra bu çekici yeni başlangıcın ve evliliklerinin altında yatan nahoş sırlar ortaya çıkacaktır.




Dolores Caliborne; aksi, ağzı bozuk ve berbat bir yaşantıya sahiptir. Little Tall adası halkı, kocası Joe'nun otuzyıl önceki bir güneş tutulması gününde ölümünün hikayesini öğrenmek için otuzyıl bekliyor. Polis ise adanın en zengin ama yatalak kadını, aynı zamanda Dolores'ın işvereni olan Vera Donovan'ın ölümünü merak etmektedir. Dolores'ın kızının da adaya gelmesiyle eski defterler açılmaya başlar.

Eski bir New York Times muhabiri olan David ve garip yeni komşusu Robert kazara bisikletiyle bir kıza çarptığında kabus gibi bir akşam yaşanır. Vızıldayan ve kafası karışan David, Robert'ın kariyerini korumak için onu olay yerinden kaçmaya ve kızı ölüme terk etmeye ikna etmesine izin verir. Robert pişmanlık duymuyor ve dostluk adına sırrı korumak için ağza alınmayacak şeyler yapıyor. Artık polis vur-kaç katilinin peşine düştüğü için, David'in yerel gazetesi onu ölen kızın kız kardeşi Vanessa ile tanıştığı hikayeyi aktarması için gönderdiğinde işler kontrolden çıkmaya başlar. Koşullara ve kız kardeşinin katilini bulma konusundaki derin arzusuna rağmen, ikisi hemen romantik bir bağ kurar, bu da David'i şaşırtır ve peşini bırakmaz, Robert'ı yeni arkadaşını kendine saklamak için acımasız adımlar atmaya iter.

In 1918, a young, disillusioned Adolf Hitler strikes up a friendship with a Jewish art dealer while weighing a life of passion for art vs. talent at politics

Sorunlu bir genç kadın ölmüş olan annesine benzeyen gizemli genç komşusuna saplantılı hale gelir...

On yedi yaşını yeni doldurmuş olan Jones, üniversiteye başladığı ilk gün yurttan atılınca, kendine eski bir apartmanda bir daire kiralar. Onunla aynı katta kalan fotoğrafçı Jane ve oyuncu Lisa ile diyalog kurmaya başlar. Bu sırada hiç görmediği babasına mektuplar yazmaya ve ondan çok uzakta yaşayan annesiyle telefondan görüşmelere devam etmektedir? Lisa ile anında sıcak bir ilişki kuran Jones, içten içe Jane'den hoşlanmaktadır. Üniversiteye bir şeyler öğrenmek için girmiş olan Jones, hayata dair çok daha fazla şeyi iki komşusundan öğrenmeye başlar.

Dalgalara tutkun Anne Marie ile sörf tahtasının arasına kimsenin girmesi mümkün değil. Sahilde kızkardeşi ve arkadaşı ile küçük bir klübede yaşayan Anne, her gün güneş doğmadan önce uyanıp dalgalara meydan okumak için sörf tahtası ile denize açılıyor. Anne’in en büyük hayali bir sonraki sörf yarışında bir derece elde etmek. Hayal ettiği yarışma için gün sayarken karşısına çıkan futbol oyuncusu Matt Tollman’a aşık olunca yalnızca sörf tahtası üzerindeki dengesi alt üst olmayacak. Anne’in eski formunu yeniden yakalaması zaman alacak.


Will Traynor zengin, başarılı, yakışıklı, yaşamayı seven ve istediği her şeye sahip olan genç bir adamdır. Ancak talihsiz bir motosiklet kazası sonrası felç kalınca yaşama hevesini kaybetmiş, ölmeyi düşünmeye başlamıştır. Louisa Clark ise bir kafede garsonluk yapan, hayatta fazla bir başarısı ve beklentisi olmayan, her daim ablasının gölgesinde kalmış bir kadındır. Lou kafedeki işini kaybedince yeni bir iş aramaya başlar ve Will'in bakıcısı olarak çalışmaya işe alınır. Son derece kültürlü ve donanımlı biri olan Will, Louisa'yı önce küçümsese de genç kadının varlığı ona yaşama sevinci vermeye başlar. Aralarında kurulan bu arkadaşlık ve yakınlık, ikisini de çok değiştirecektir.
Daha iyi bir deneyim sunmak ve site trafiğini analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz.





0 Yorum
Yorum Yap
Yorumlar moderasyona tabidir