
Adrian Titieni
Victor Anghelescu


The Cider House Rules, evini terkeden, aşkı ve dünyada ait olduğu yeri bulan genç bir adamın hikayesi. Senaryoyu da yazan John Irving'in çok-satan romanından uyarlanan film, ailesini kaybetmiş ve kaldığı yetimhanenin doktoru Larch tarafından yetiştirilmiş Homer Wells'in hikayesini anlatıyor. Homer ve Larch'ın arasındaki ilişki biraz gariptir. Larch, Homer'a tıpla ilgili bildiği her şeyi öğretir. Ama Homer'ın istediği ve Larch'ın ona veremediği bir şey vardır: Hayatını sürmesi için gerekli kurallar...

Kuş, babası Bug ve erkek kardeşi Hunter ile bir gecekondu mahallesinde yaşayan 12 yaşındaki Bailey’i izliyor. Baba Bug’ın çocuklarına ayıracak pek vakti olmayınca ergenliğe yaklaşan Bailey de sanki dünyanın tüm yükünü omuzlarında taşıyormuşçasına ilgi ve macerayı başka yerlerde arar. Trajediyle komedi arasında gidip gelen Kuş ergenlik enerjisi, şiddet, hayal gücü, kaos, acımasızlık, halüsinojenik kurbağalar ve özgür ruhlu bireylerle dolup taşarken insanın yüreğini ısıtıyor.

After moving from Romania to a remote Norwegian village to rebuild their lives, a family finds hope in their welcoming neighbors, but their fragile new beginning is threatened when their young daughter arrives at school covered in bruises.

You Can Count On Me" ciddi olduğu kadar seyirciyi eğlendirmesini de bilen ender filmlerden. Filmin oyuncularından Laura Linney'ye "En iyi kadın oyuncu" adaylığı kazandıran film, aileleri hayatta olmayan, herşeyleriyle birbirinden çok farklı iki kardeşin ilişkilerini anlatıyor. Amerikan Yazarlar Derneği' nin "En iyi orijinal senaryo" ödülünü verdiği "You Can Count On Me" görülmeye değer, gerçekçi bir zemin üzerinde duran bağımsız bir film

11 yaşındaki Skunk, şeker hastası ve havalı bir kızdır. Yaz tatili tatlı umutlar getirir Skunk'a. Ta ki komşuları Bay Oswald, sevimli ama rahatsız Rick'i tecavüzle suçlayıp dövene kadar. İşte o an Skunk'ın masum çağları damla damla azalmaya başlar. Evi, mahallesi, okulu onun için hain alanlara dönüşür; çocukluğunun tasasız belirsizliği yerini önce korkunç şüphelere ardından ani, nedensiz, neşeli bir keşmekeşe bırakır. Tanınmış tiyatro ve opera yönetmeni Rufus Norris'in ilk sinema filmi Koşulsuz Sevgi, Cannes'da Eleştirmenler Haftası'nın açılış filmiydi. Daniel Clay'in romanından uyarlanan filmin özgün müziklerinde Damon Albarn'ın imzası var...

An alienated teenager, saddened that he has moved away from London, must find a way to deal with a dark family secret.

Şehir büyüdükçe merkezden uzaklaşan ve kenara itilen bir ev... Bu evde başlarının çaresine bakmaya ve elbette büyümeye çalışan dört çocuk: Jack, Julie, Sue ve Ned. Babalarının ani ölümünden sonra, anneleri de nedeni bilinmeyen amansız bir hastalığa tutulmuştur. Beklenen gerçekleşir ve anneleri de hayata gözlerini yumar. Birbirlerinden ayrılacaklarına ve yetimhaneye gönderileceklerine emin olan çocuklar, annelerini evin bodrumuna çimento bir tabutun içine gömerler. Bu olay üzerine her biri kendi dünyasına çekilir.

Birbirinden ayırılmış ve hayatlarında birçok zorlukla mücadele eden ikiz kardeşler Maggie ve Milo'nun on sene sonra bir araya gelmesini konu alıyor.

Annesinin uyuşturucu bağımlısı olması üzerine evinden kaçarak Wall Street'li babasının yayına kaçar. Umutsuz hayatında yaşam mücadelesi veren Agnes 'Apple' Bailey'ın hayatını konu alacak. Gerçek bir hikayeden alınmıştır...

Kate Winslet'ın bu etkileyici ilk yönetmenlik denemesinde Helen Mirren, son vedasını kendi istediği gibi yapmayı planlayan hasta ve kıvrak zekâlı bir anneyi canlandırıyor.

1962. Louisiana. Büyük Batiste ailesinin başında çekici doktor Louis bulunmaktadır. Güzel Roz ile evli olan doktorun ufak bir kusuru bulunmaktadır: Güzel hastalarına karşı zaafı vardır. Doktor Louis, bir gün evli ve seksi bir hastası olan Metty Mereaux ile flört ederken, küçük kızı Eve tarafından kazara izlenir. Eve bu olayı unutamaz ve yaşadığı travmayı büyütür ve büyük kız kardeşi Cisely'e anlatır. Böylece dedikodu ve yalanlar kazanı kaynamaya başlar.

2003 yılının Ekim ayında alkollü bir gecede kız arkadaşından yeni ayrılmış olan Mark, üniversitenin bilgisayarlarına sızarak kampüsteki tüm kadınlarla ilgili bilgilerden oluşan bir veri tabanını içeren bir site yaratır, ardından yan yana iki fotoğraf koyarak kullanıcılardan hangisinin “daha ateşli” olduğunu seçmesini ister. Sitenin adını Facemash koyar; site bir anda virüs gibi etrafa yayılarak tüm Harvard sistemini çökertir ve görünürdeki kadın düşmanlığıyla kampüste tartışma yaratır; Mark, Facemash'ı yaratarak kasıtlı olarak güvenliği, telif hakları yasasını ve özel hayatı ihlal etmekle suçlanır. Tam o anda, Facebook'un altyapısını oluşturan iskelet ortaya çıkmıştır. Kısa süre sonra, Mark Harvard'da bir ekrandan diğerine , Ivy League üzerinden Silikon Vadisi'ne ve tüm dünyaya bir yangın misali sıçrayacak olan thefacebook.com sitesini oluşturur...

Kazara hamile kalan ve doğum yapmak üzere olan iki bekâr kadın bir hastane odasında bir araya gelirler: mutlu ve herhangi bir pişmanlığı olmayan orta yaşlarında Janis ile pişmanlık ve korku dolu, travmatize olmuş ergen Ana. Bu saatlerde paylaşacakları birkaç kelime, ikisi arasında tesadüfen gelişen ve hayatlarını belirleyici bir şekilde değiştiren çok yakın bir bağ oluşturacaktır.

Özgürlük hareketlerinin kasıp kavurduğu 1970'lerde, Patrick 'Kitten' Braden isimli bir gencin büyüleyici ve dokunaklı öyküsü Plüton'da Kahvaltı. Patrick, daha ufacık bir bebekken ailesi tarafından terk edilmiş ve Peder Bernard'ın kapısına bırakılmıştır. Daha henüz büyüme sancıları çektiği ufak yaşlarında bile kendi farklılığının bilincindedir ve bütün tepkilere ve baskılara rağmen değişmeyi reddeder. Yıllar geçip de kendi başına hareket edebileceğinin bilincine varır varmaz, Londra'ya gidip annesini aramaya karar verir. Bu yolculuk, onu hem kendisi ile ilgili hem de bilmediği bambaşka dünyalarla ilgili yenilikleri keşfetmesini sağlayacaktır.

Öğrencilerin sesini yükseltmeye başladığı, o ünlü 68 Baharı'ndayız. Isabelle ve erkek kardeşi Theo, bohem aileleri tatilde olduğu için Paris'te yalnız kalmışlardır. Matthew isimli Amerikalı bir öğrenciyi evlerine davet ederler. Üçünün de ortak özelliği ise filmlere olan düşkünlükleridir. Zaman içinde konukla aralarındaki ilişki tutkularının peşinden cinselliği tüm yönleriyle keşfedecekleri arzu dolu bir oyuna dönüşür. Dışarıda ise devrim sesini çoktan yükseltmeye başlamıştır.

Sweeney Todd İngiltere'de berberlik yaparak yaşamını sürdüren, çok güzel bir eşi olan, hayata umutla bakan bir adamdır. Fakat kasabanın önde gelenlerinden birinin güzel eşinde gözü vardır. Yersiz bir suçlama ile hapse atılır ve ardından sürgüne gönderilir. Hayatı darmadağan olan Sweeney Todd kurtulup geri dönmek ve intikam almak için yemin eder. Yıllar sonra geri geldiğinde her şey çok değişmiştir fakat onu hatıralar içerisinde sabırla bekleyen biri vardır, Bayan Lovett... Şeytan Berber Bayan Lovett'ın da yardımıyla suçluyu bulana kadar acımasız bir cellada dönüşecektir; bu arada kasabayı birbirinden güzel kek ve çörek kokuları kaplarken şüphelenmek kimsenin aklına gelmeyecektir...

Lucía, Madrid'de bir restaurant da garsonluk yapan genç bir kadındır. Uzun süredir birlikte olduğu yazar sevgilisinden ayrılınca, yalnız kalmaya ihtiyacı olduğunu düşünerek, bir Akdeniz adasına tatile gitmeye karar verir. Lucía, bu adada eski ilişkilerini sorgulamaya başlar...


Özgür ruhlu Inez, 6 yaşındaki Terry'yi koruyucu ailesinden kaçırır. Sırlarına ve birbirlerine tutunan anne ve oğul, değişen New York'ta evlerinin yanı sıra kimliklerini ve istikrarlarını geri almak için yola çıkarlar.

Bad Boy Bubby yıllarca annesi tarafından evde kapalı tutulan ve horgörülen Bubby'nin dış dünyayla 35 yaşında ilk kez tanışmasını anlatan, Venedik Film Festivali'nde Jüri Özel ödülü almış bir film.
Daha iyi bir deneyim sunmak ve site trafiğini analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz.




0 Yorum
Yorum Yap
Yorumlar moderasyona tabidir