
Sofie Gråbøl
Ester

In a small two-room apartment in a backyard in Vesterbro, Copenhagen, 14-year-old Ester lives with her father, mother, and older brother Carl. It is a typical working-class neighborhood of the time, and the apartment lacks any modern conveniences. Coal must be fetched from a dark basement where homeless people have sought shelter and lodging for the night. Ester is a dreamer. She wants to be a writer and secretly writes poetry. She often loses track of time and place when her thoughts wander.

Sofie Gråbøl
Ester

Louise Fribo
Lisa
Carl Quist Møller
Carl

Vigga Bro
Esters mor

Torben Jensen
Esters far

Kirsten Lehfeldt
Frk. Thomsen

Lene Vasegaard
Lærerinden

Benny Poulsen
Bananen

John Hahn-Petersen
Gadebetjent

Birgit Conradi
Skolesundhedsplejerske
Litten Hansen
Esters moster

Margrethe Koytu
Vaskekone
Karina Broch Petersen
Beboer i kvarteret
Rosa Trier
Beboer i kvarteret

Eva Madsen
Ismejeridame


Portekiz'in Fátima kentindeki üç genç çoban, tarihsel olaylara dayanarak, Meryem Ana'nın iman edenlere ilham veren ve Kilise ve hükümetin yetkililerini öfkelendiren ve onları hikayelerini geri almaya zorlayan vizyonlarını aktarıyor.

Ödüllü Brothers / Kardeşler adlı filminden sonra Susanne Bier'i sinemaya döndüren Düğünden Sonra, Danimarka'nın Oscar adayı oldu. Son James Bond filmi Casino Royale'deki kötü adam Le Chiffre'i oynayan Mads Mikkelsen, Hindistan'da kapanma tehlikesiyle karşı karşıya bir yetimhanenin yöneticisi Jabob Petersen'i canlandırmaktadır. Jacob, Danimarkalı işadamı Jorgen'den yüklü bir bağış alır, ama sözleşme imzalamak üzere Danimarka'ya gitmesi gerekmektedir. Jacob'un Danimarka'ya gelişi Jorgen'in kızının düğünüyle çakıştığı için o da davet edilir. Ancak Jacob'u bir sürpriz beklemektedir: Jorgen'in eşi, Jacob'un gençlik aşkı Helene'den başkası değildir.

Altı yaşındaki Maisie, rock yıldızı annesi Susanna ile karizmatik ancak ilgisiz sanat simsarı babası Beale´in tatsız boşanmasının sarsıntılarıyla boğuşmaktadır. Maisie’nin hayatına, boşanmanın ardından anne ve babasının yeni eşleri de girer. Ancak küçük kız, eşlerinin bencilliğini fark edip birbirlerine âşık olan üvey ebeveyniyle yakınlaşınca durum iyice çetrefilleşir.

Çok uzun yıllar kaldığı hapishaneden çıktıktan sonra bulaşıkçı olarak çalışmaya başlayan, çalıştığı yerin arkasındaki bir çöp tenekesinde terk edilmiş bir bebek bulan Russ Millings’in hikâyesini anlatıyor. Bebek için ne yapacağından pek emin olamayan Russ, bir süre sonra bu bebeğin hayatını düzene sokmak konusunda önemli bir fırsat olduğunu fark eder.

1904 yılının Ocak ayında Dublin’de, Morkan kardeşler ve yeğenleri Mary Jane’in verdiği bir davete Gretta ve Gabriel Conroy çifti de katılır. Gecenin sonunda Gretta, genç yaşta onu ölene dek sevmiş bir adamın hüzünlü hikâyesini Gabriel’e anlatır. Dışarıda kar yağarken, Gabriel pencereye yaslanır ve derin düşüncelere dalar.

94 yaşındaki Eleanor Morgenstein, en yakın arkadaşının ölümünün ardından hayatını yeniden kurmaya çalışır. Bunun sonucunda, onlarca yıl Florida'da yaşadıktan sonra New York'a geri döner.

15-year-old Rocks fears that she and her little brother Emmanuel will be taken into care and forced apart if anyone finds out that their mother has left them. Against all odds, and with the help of her loyal friends, she evades the authorities and navigates the most defining days of her young life.

Jude ve Mina, New York’ta tesadüf eseri tanışıp beraber olmaya başlarlar. Jude’un hareketli kişiliğini Mina sakinliğiyle tamamlayınca, kusursuz ilişkileri evliliğe kadar gider. Ancak bu kusursuz denge, bebeklerinin dünyaya gelmesinin ardından bozulur ve çiftin aslında ebeveynlik konusunda birbirlerinden çok farklı düşündükleri ortaya çıkar. Mina vegan beslenme ve arınmayı bir saplantı haline getirmiştir ve ağır bir diyet yapmaktadır. Üstelik bu diyeti bebeğine de uygulamaya çalışmaktadır. Bebeğin büyüme sorunlarıyla karşı karşıya kaldığını gören Jude, duruma müdahale etmeye çalışır ancak bu bir ölüm kalım savaşına dönüşecektir.

A true story of politics and art in the 1930s USA, centered around a leftist musical drama and attempts to stop its production.

Clare, 1920’ler hayatını beyaz gibi davranarak yaşamaya karar veren açık tenli siyahi bir kadındır. Kendisi gibi olan okul arkadaşı Irene ise Afro-Amerikan toplumunun içinde yaşar. Yıllar sonra yeniden bir araya gelen Clare ve Irene, seçimleri nedeniyle çatışma yaşar. Renk çizgisinin zıt taraflarında yaşamayı seçen Clare ve Irene, zamanla birbirlerini kendi dünyalarına çeker.

Brian Selznick’in aynı adlı çocuk romanından uyarlanan filmde, Ben (Oakes Fegley) ve Rose (Millicent Simmonds) gizlice hayatlarının daha farklı olmasını dileyen, iki ayrı çağdan iki farklı çocuktur. Ben, hiç tanımadığı babasının özlemini çekerken, Rose da hayranı olduğu ve yaşamını gazetelerdeki haberlerden kestiği bir kupür albümünde toparladığı bir aktrisi bulma hayali kurmaktadır. Ben’in evinde gizli bir ipucu bulması ve Rose’un onu çok heyecanlandıran bir gazete başlığını okumasıyla, her iki çocuk da hayatlarındaki eksik şeyleri bulmak için büyüleyici bir simetriye sahip olan maceralara atılır.

Ülkesinde genellikle yetişkinlere hitap eden kitaplarıyla dikkat çeken genç bir kadın yazar, son zamanlarda hayatında değişikliklerle karşı karşıya kalacaktır. Ek iş olarak yerel bir gazetede editörlük göreviyle parasını kazanmaya çalışan genç kız, zamanla hayatına erkeklerin girmesiyle çok zor bir hal alacaktır. Genç bir kadının etrafında gelişen olayları dramatik bir yönle bizlere aktaran The Girl in the Book filmi kısıtlı kadrosuyla iyi işler başaran filmlerden birisi olarak dikkat çekiyor.


Ortaçağ Danimarka'sında geçen film, döneminin meşhûr cadı avcılığını genç bir kadın merkezinde ve yorum katmadan, izleyiciye dönemi yaşatarak anlatmayı amaçlıyor...

İtalyan göçmen Francesca Cabrini, 1889'da New York'a vardığında hastalık, suç ve yoksul çocuklarla karşılaşır. Cabrini, toplumun en savunmasız kesimleri için barınma ve sağlık hizmeti sağlaması konusunda düşmanca davranan belediye başkanını ikna etmek için cesur bir misyona atılır. Kıt İngilizcesi ve zayıf sağlığına rağmen Cabrini, girişimci zekasını kullanarak dünyanın daha önce hiç görmediği bir umut imparatorluğu inşa eder.

London, 1843. Ebenezer Scrooge, a bitter old man, despises the Christmas holiday. Over the course of Christmas Eve night he is visited by three ghosts to show him his past, present and future.

Mars'a gönderilen astronotlardan Mark Watney, şiddetli bir fırtına sonrası öldü sanılarak ekibi tarafından terk edilir. Ancak Watney hayattadır ve kendisini Mars'ta yapayalnız bulur. Elindeki sınırlı olanaklarla zekasını ve dayanıklılığını kullanarak dünyaya yaşadığına dair bir sinyal gönderir. Bilim adamları "Marslı"nın eve dönmesi için uğraşırken ekip arkadaşları da kurtarma operasyonunda yer alırlar.

Üniversiteden mezun olduktan sonra Sid'in şimdi ne yapması gerektiği hakkında hiçbir fikri yoktur. Sadece yaşıyor: sabah kalkar, yıkanır, yer, televizyon izler, tekrar yer, vb. Günleri böyle geçiyor. Kesinlikle geleceğini düşünmüyor, onun için asıl şey arkadaşlar ve eğlenceli bir eğlence ... Bir gün Sid, hevesli yazar Aisha ile tanışıyor. Yeni şehrine yerleşmesine yardım eder. Sid kendisi ortalığı karıştırmaya devam ediyor. Ama o an gelecek ve dramatik bir şekilde değişecek.

Lise öğrencisi Totsuko, insanların mutluluk, heyecan ve huzur gibi duygularını 'renkler' olarak görebilme yeteneğine sahiptir. Okul arkadaşı Kimi ise gördüğü en güzel rengi yaymaktadır. Kendisi bir enstrüman çalmamasına rağmen Totsuko, Kimi ve kasabanın ücra bir köşesindeki bir sahafta tanıştıkları sessiz müzik tutkunu Rui ile bir grup kurar. Uzak bir adadaki eski bir kilisede prova yaptıkları sırada müzik, onları bir araya getirerek aralarında dostluklar ve yeni hislerin filizlenmesini sağlar.
Daha iyi bir deneyim sunmak ve site trafiğini analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz.

0 Yorum
Yorum Yap
Yorumlar moderasyona tabidir