
Birgit Minichmayr
Anna

Bir koyun insanın hayatını ne kadar değiştirebilir? Altı ay kalmak üzere Viyana’dan Lozan’a doğru yola çıkan Nick ve Anna, yolda arabayla bir koyuna çarpar. Bundan sonra (belki de bundan önce) her şey tuhaflaşır: Belki de vardıkları Lozan, Viyana’dır; Nick, evlilik dışı bir ilişki yaşıyordur, o kadın da aslında Lozan’dadır. Belki de hepsi bir rüyadır, ya da kendileri bir başkasının rüyasındadırlar. Bu film, metafiziğe göz kırpan, gizem dolu olduğu kadar huzursuz edici bir psikolojik gerilim.

Efsanevi gizli ajanlar George Woodhouse ve eşi Kathryn, Kathryn'in aniden vatana ihanetle suçlanmasıyla kendilerini siyasi bir fırtınanın ortasında bulurlar. Hem eşine hem de ülkesine koşulsuz sadık olan George için bir iç çatışma başlar. İddiaların ardındaki gerçeği ortaya çıkarmaya çalışırken sadakatinin gerçekte kime olduğuna, sevdiği kadına mı yoksa hizmet etmeye yemin ettiği ülkeye mi karar vermesi gerekir.

Ucuz western romanları yazan Holly Martins (Joseph Cotten), kendisine iş teklif eden dostunu görmek üzere savaş-sonrası Viyanasına gelir. Ancak arkadaşının öldürüldüğünü öğrenir ve bir anda kendisini cinayet soruşturmasının içinde bulur... Olayı gören kişilerle konuşan ve dostunun tanıdıklarına olay anını anlattıran Martins, bir süre sonra olayda bir "üçüncü adam" olduğunun farkına varır.

Tatillerini İsviçre’de geçirmeye karar veren İngiliz Bob ve Jill Lawrence burada Fransız Pierre Fresnay ile tanışırlar ve dost olurlar. Kısa bir süre sonra Fresnay öldürülür, ölümünden hemen önce ise Bob’un kulağına bir sır fısıldar: önemli bir diplomata Londra’da Albert Hall’da bir konser sırasında suikast düzenlenecektir. Bu olaya şahit olan yabancı ajanlar Bob’un küçük kızı Betty’i kaçırarak onun bildiklerini açıklamamasını sağlamaya çalışırlar. Polise başvurmaktan çekinen Bob kızını kendi çabalarıyla kurtarmak ve suikastı önlemek istemektedir. İngiliz yönetmen Alfred Hitchcock’ın dünya çapında tanınmasını ve Amerikan film endüstrisinin de dikkatini çekmesini sağlayan film olan 1934 tarihli Çok Şey Bilen Adam’ı yönetmen 1956’da daha geniş bir bütçeyle yeniden çekti.

Georges, bir televizyon kanalı için edebiyat programı hazırlayıp sunuyor. Karısı ile birlikte son derece rahat ve huzurlu bir yaşamı var. Bir gün kaynağı belirsiz bir paket alıyor. İçinden, Georges'un ailesiyle birlikteyken gizlice çekilmiş görüntülerinin olduğu bir video kaset çıkıyor! Zamanla, yeni paketler gelmeye başlıyor ve Georges, paketleri yollayan kişinin kendisini yakından tanıdığını anlıyor. Artık sadece karısı ile birlikte polise gidip gitmeme konusunda karar vermek kalıyor. Ve zaman geçtikçe Georges'un geçmişindeki bazı olaylar ile paketler arasındaki ilişki belirginleşmeye başlıyor... Yaşayan en önemli sinemacılardan birisi olan Michael Haneke imzasını taşıyan, sıkı bir gerilim filmi. Klasik bir gerilim filmi bekleyenlere, politik yönü ağır basan bir Haneke filmi olduğunu hatırlatalım.


Roland Suso'nun yönetmenliğini üstlendiği İçimdeki Ben. büyük bir kaza atlatan ve hafızasını kaybeden bir adamın sonrasında yaşadıkları anlatılıyor. Ryan Phillippe, Sarah Polley'in başrolünü üstlendiği filmin konusu kısaca şöyle: Simon, ölümden döndüğü kazanın ardından gözlerini bir hastanede açar. Hafıza kaybından dolayı hayatındaki son iki yıla ait hiç bir şeyi hatırlamamaktadır. Kardeşi Peter'in öldürüldüğünü ve hatırlamadığı bir kadınla evli olduğunu öğrenir. Bu arada aşık olduğu bir kadının garip görüntüleri sürekli zihnini meşgul etmektedir. Sonunda, kardeşinin öldürülmesinin ardındaki nedeni keşfederken, kendi yaşamında da inanılmaz değişimler ortaya çıkar. Şimdi ve hafızasını kaybettiği zaman arasında gidip gelmektedir. Simon, zaman içinde yolculuk mu yapıyordu yoksa hafıza kaybı aslında ciddi bir deliliğin sinyallerini mi veriyordu?

Küçük bir kır kasabası, parlak ve gelecek vaat eden genç üniversite öğrencisi Aubrey Fleming’in (Lindsay Lohan) sadist bir seri katil tarafından kaçırılıp, işkence edilmesiyle derinden sarsılır. Kaçmayı başaran genç kız hastanede travmatik bir hâlde kendine geldiğinde, kendisinin sandıkları kişi olmadığı ve gerçek Aubrey’nin hâlâ ölümcül bir tehlike içinde olduğu konusunda ısrar eder.Yoğun ve stilize bir psikolojik gerilim olan “I Know Who Killed Me/Beni Öldüreni Tanıyorum”, merkezindeki sürükleyici bulmacayla kimlik, aile ve takıntının karanlık yönlerini irdeliyor.

On yabancı, yoldan uzak bir dağ konağına hafta sonları davet ediliyor. Ev sahibi gelmeyince misafirler teker teker çok acayip Agatha Christie tarzında ölmeye başlıyor. Agatha Christie'nin en çok satan 100 romanına dayanıyor. Bugüne kadar milyonlarca satış gerçekleştirerek şimdiye kadar dünyanın en çok satan ve en çok basılan kitaplarından birini olmuş kitabın film uyarlamasıdır.

During World War I, a novelist declared dead is recruited by British intelligence and sent to Switzerland under a new identity to assassinate a German spy. Teamed with a fellow agent posing as his wife and an eccentric assassin known as “the General,” the trio close in on their target — until two of them grow ambivalent when their duty to the mission clashes with their consciences.

Yeni evli Elizabeth bilim adamı kocası Henry’nin mülküne taşınır. Burada şahane yemeklerle ve göz kamaştırıcı bir turla onurlandırılır. Ev çalışanları ona saygılı davranır fakat Elizabeth bir şeylerin yanlış gittiğini fark etmez. Henry, dünyasındaki her şeyin ona ait olduğunu açıklar, yalnızca içeri girmesi yasak olan kilitli bir oda hariç. Henry iş için gittiği zaman Elizabeth araştırmaya karar verir fakat orada bulacağı şey düşündüğü gibi olmayabilir.

Eski bir New York'lu yazar olan Nick ve karısı "havalı kız" Amy. Beşinci evlilik yıl dönümlerinde Amy kaybolur ve evlilikleri bir gizeme dönüşür. Nick şüphe uyandırıcı davranışları yüzünden bir numaralı şüpheli olur. Amy, ölü ya da diri bulunmak üzere ilham arayışındaki dünyanın gözleri önünde medya çılgınlığının övülen malzemesi haline gelir. Nick ve Amy'nin bu romantik birlikteliği Amy'nin kaybolması ile simgesel bir Amerikalı suç hikayesine dönüşür. Amy'nin yok oluşu gizemli bir aynalı koridor haline gelir. Ortaya çıkan olaylar karışıklık ve şok etkisi yaratarak can alıcı soruları beraberinde getirir.

Dünya prömiyerini yaptığı Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye'nin sahibi olan bu "Hitchcockvari mahkeme filmi" bir evliliğin dinamiklerini mercek altına yatıran bir psikolojik gerilim. "Birinin özel hayatı başkasının cehennemidir" fikrinden yola çıkan Bir Düşüşün Anatomisi, Fransız Alpleri'nde bir kulübede kocası Samuel ve görme engelli oğluyla izole bir yaşam süren Alman yazar Sandra'yı izliyor. Samuel yüksekten düşerek ölür fakat soruşturma sonucunda ölüm nedeninin intihar mı kaza mı olduğu kesinleşmeyince Sandra cinayet suçlamasıyla tutuklanır. Samuel'in ölümünün sorgulandığı mahkeme süreci, çiftin çalkantılı ilişkilerinin de derinine inen rahatsız edici ve tatsız bir psikolojik yolculuğa dönüşür.

Bir arkadaşlarının Fransız Rivierası'ndaki müstakil evinde tatil yapmakta olan Marianne (Romy Schneider) ve Jean-Paul (Alain Delon), mutlu ve huzurlu bir çifttir. Ancak bu sessiz ortam, Marianne'in eski sevgilisi ve Jean-Paul'ün dostu Harry'nin (Maurice Ronet) beklenmedik ziyaretiyle bozulacaktır. Üstelik Harry yalnız değildir, eski bir ilişkisinden olan ve varlığından daha yeni haberdar olduğu 18 yaşındaki kızı Penelope (Jane Birkin) de yanında gelmiştir. Başlarda herkes birbiriyle iyi geçinse de, zamanla bu 4 yetişkin insanın arasındaki ilişki karmaşık sonuçlar doğuracaktır.

Paris Üniversitesinde İngiliz Edebiyatı Profesörü olan Marie, 25 yıllık eşi Jean ile birlikte her yaz olduğu gibi tatile çıkar. Her zamanki gibi zamanlarını deniz kenarında geçirmeye başlarlar. Marie yüzmek için denize girdiği bir gün, döndüğü zaman eşini bulamaz. Zaman geçtikçe, kocasıyla ilgili farklı düşünceler kafasında uçuşmaya başlar. Acaba kendisini terk mi etmiştir. Yoksa kayıp mı olmuştur, boğulmuş olabilir mi?...Fransız sinemasının dahi çocuğu François Ozon'dan ilgi çekici bir yapım.

Bu şok edici filmde, genç bir yargıç olan Steve Hardin (Michael Douglas) mahkeme salonunda, kurnaz avukatların kanundaki boşluklardan yararlanması sayesinde azılı suçluların serbest kaldığını görür ve bu nedenle vicdanıyla savaşmak zorunda kalır. Ta ki "The Star Chamber" adında kendi adalet anlayışlarıyla kararlar veren güçlü bir toplulukla karşılaşana dek. Topluluk en üst düzey gizlilikte, kapalı kapılar ardında yapılan toplantılar sonucunda suçluları kendi uygun gördüğü şekilde cezalandırmaktadır. Yardımcı rollerde Hal Holbrook'un oynadığı "The Star Chamber" size günümüz manşetlerinde görmeye alışkın olduğumuz olayları hatırlatacak son derece sürükleyici ve gerçekçi bir macera.

Teksas'ın ücra bir kasabasında bar işletmeciliği yapan Julian Marty, karısı Abby'nin kendisini aldattığını düşünmektedir. Kiraladığı özel dedektifin çektiği fotoğraflar, bu şüphelerini haklı çıkarır. Abby'nin evi terk ederek barda çalışan Ray'in yanına yerleşmesi ile iki adamın arasında, kimin galip geleceği son âna kadar belli olmayan bir mücadele başlayacaktır.

Film, küçük kızlarını trajik bir şekilde kaybeden bir çiftin (John ve Laura Baxter) yaşadığı yas, suçluluk ve doğaüstü olaylar etrafında döner. John ve Laura, kızlarının ölümünden sonra acılarını hafifletmek umuduyla Venedik’e taşınır. John burada bir kilisenin restorasyon işinde çalışmaktadır. Ancak şehirde tuhaf ve karanlık olaylar yaşanmaya başlar.Laura, iki yaşlı kadınla tanışır — içlerinden biri medyumdur ve ölen kızlarının ruhuyla iletişim kurduğunu iddia eder. John ise bu duruma inanmaz, ama zamanla Venedik’te gördüğü kırmızı pelerinli küçük bir figür onu rahatsız etmeye başlar — tıpkı ölen kızına benzeyen bir figür


Gerçek olaylara dayanan filmde, ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatı'nın istihbarata karşı koyma bölümünün anlatılmamış doğum hikâyesi anlatılmaktadır. Edward Wilson, Amerika’nın liderlerini yetiştirmekle ünlü Yale Üniversitesi’nde okurken Kuru Kafa ve Kemikler Cemiyeti’ne kabulü ile hayatı değişir. İkinci Dünya Savaşı’nın başlaması ile birlikte, CIA’in öncülü sayılan Strateji Servis Ofisi’nde göreve getirilmesiyle dünyanın en büyük gizli servislerinden biri olacak bir örgütün kuruluşunda ki en kilit isimlerden biri olacaktır.

Hastasının, bir mafya mensubuyla evli kız kardeşine aşık olan psikiyatrın başından geçenler...
Daha iyi bir deneyim sunmak ve site trafiğini analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz.






0 Yorum
Yorum Yap
Yorumlar moderasyona tabidir