
Henriette Steenstrup
Liv


Henriette Steenstrup
Liv

Jan Gunnar Røise
Anders

Thorbjørn Harr
Per Erik Lundemo

Brynjar Åbel Bandlien
Jan

Anne Marit Jacobsen
Torunn

Ella Øverbye
Lykke

Andrea Bræin Hovig
Eva

Hans Olav Brenner
Sigurd

Tone Danielsen
Kari

Trine Wiggen
Helene

Selome Emnetu
Signe

Adam Pålsson
Hans Lucas

Audun Meling
Gunnar
Eli Skolmen Ryg
Sigrid

Anne Ryg
Stine

Müthiş bir dönüşüm ve modernleşmenin pençesinde bölünmekte olan Japonya'dayız. Taşralı, emekli bir karı-koca, Tokyo'da yaşayan evlenmiş çocuklarını ziyarete giderler. Gençler giderek hızlanmakta olan şehir yaşamının meşguliyeti içerisinde, onlarla ilgilenmektense birbirlerine pas edip kurtulma hafifliğindedirler. Sadece savaşta ölmüş oğullarının dul gelini yaşlı çifte şefkat ve ilgi gösterir. Evlerine döndüklerinde kırgın ve kafaları karışıktır. Çocukların titreyip kendilerine gelmesi için dramatik bir olayın gerçekleşmesi gerekecektir. Ülkesinin 50'li yıllarda geçirdiği kültürel dönüşümün izini sürmekten yorulmayan Japon yönetmen Yasujiro Ozu'nun hem kendi başyapıtı hem de eşsiz ritmiyle, sinema sanatının en güzel filmlerinden biri.


Bir öğretmenin birçok öğrencinin hayatını nasıl etkileyebileceğini gözler önüne seren filmde öğretmen Ron Clark’ın gerçek hayat hikâyesi anlatıyor.

Vada, liseye giden genç bir kızdır. Onun hayatı, okulda yaşadığı bir olaydan sonra bambaşka bir hal alır. Yaşadığı trajedinin ardından Vada'nın ailesi ve arkadaşları ile olan ilişkisi tamamen değişir. Dünyaya farklı açılardan bakmaya başlayan Vada, yaşadığı trajedinin sonuçlarıyla mücadele etmeye çalışır.

A poor, struggling South Carolinian mother and daughter face painful choices with their resolve and pride. Bone, the eldest daughter, and Anney her tired mother, grow both closer and farther apart: Anney sees Glen as her last chance.

11 yaşındaki Skunk, şeker hastası ve havalı bir kızdır. Yaz tatili tatlı umutlar getirir Skunk'a. Ta ki komşuları Bay Oswald, sevimli ama rahatsız Rick'i tecavüzle suçlayıp dövene kadar. İşte o an Skunk'ın masum çağları damla damla azalmaya başlar. Evi, mahallesi, okulu onun için hain alanlara dönüşür; çocukluğunun tasasız belirsizliği yerini önce korkunç şüphelere ardından ani, nedensiz, neşeli bir keşmekeşe bırakır. Tanınmış tiyatro ve opera yönetmeni Rufus Norris'in ilk sinema filmi Koşulsuz Sevgi, Cannes'da Eleştirmenler Haftası'nın açılış filmiydi. Daniel Clay'in romanından uyarlanan filmin özgün müziklerinde Damon Albarn'ın imzası var...

Kanada'daki küçük bir dağ kasabası, bir okul otobüsü kazasında bir düzineden fazla çocuğun ölmesiyle sarsılır. Büyük şehirden gelen bir avukat, kazazedelerin ve kurbanların ailelerine toplu dava açmaları için yardıma gelir; ancak çabaları kasaba halkını birbirine daha da uzaklaştırmaktan başka bir işe yaramaz. Aynı zamanda, kazadan sağ kurtulan bir genç kız, maruz kaldığı farklı türde bir hasarın getirdiği masumiyet kaybıyla hesaplaşmak zorundadır.

Kate Winslet'ın bu etkileyici ilk yönetmenlik denemesinde Helen Mirren, son vedasını kendi istediği gibi yapmayı planlayan hasta ve kıvrak zekâlı bir anneyi canlandırıyor.

Drama öğretmeninin bir öğrenciyle ilişkisi kıskanç sınıf arkadaşını sinirlendirir ve arkadaşlar arasında intikam dolu bir olay zincirine yol açar.

Jude ve Mina, New York’ta tesadüf eseri tanışıp beraber olmaya başlarlar. Jude’un hareketli kişiliğini Mina sakinliğiyle tamamlayınca, kusursuz ilişkileri evliliğe kadar gider. Ancak bu kusursuz denge, bebeklerinin dünyaya gelmesinin ardından bozulur ve çiftin aslında ebeveynlik konusunda birbirlerinden çok farklı düşündükleri ortaya çıkar. Mina vegan beslenme ve arınmayı bir saplantı haline getirmiştir ve ağır bir diyet yapmaktadır. Üstelik bu diyeti bebeğine de uygulamaya çalışmaktadır. Bebeğin büyüme sorunlarıyla karşı karşıya kaldığını gören Jude, duruma müdahale etmeye çalışır ancak bu bir ölüm kalım savaşına dönüşecektir.

Causeway, Afganistan'da ABD ordusunda mühendis olarak görev yapan ve bir patlama sonucu beyninde hasar oluşmasıyla ülkesine geri gönderilen Lynsey'nin, gerek fiziksel gerekse ruhsal travmalarıyla yüzleşip hayata yeniden başlamaya çalışmasını konu ediniyor.

Yoğun bir gün geçiren bir çocuk ıslahevi müdürü, öğrencilerini hizaya sokmak için uğraşırken bir yandan da kendi sorunlarıyla baş etmeye çalışır.

Derek Vinyard (EDWARD NORTON), beyaz ırkın üstünlüğüne inanan bir grup gencin karizmatik lideridir. Nefret içindeki Derek, bir siyahı canice öldürünce hapse girer. Hapisten çıktığında artık bambaşka biridir. Geçmişinden ve yaptıklarından utanç duyar ve küçük kardeşi Danny'nin (EDWARD FURLONG) de kendisiyle aynı sonu paylaşmaması için çabalar. Bir aile içinde gelişen ve sonunda aynı aileyi parçalayan ırkçılık hakkında tartışmalı ve çarpıcı bir film. Edward Norton bu filmdeki rolüyle en iyi oyuncu dalında Oscar'a aday gösterilmiştir.


Portland’daki kaykaycıların uğrak yeri Paranoid Park’tan (nam-ı diğer Punk Park) adını alan filmde usta yönetmen Gus Van Sant, bir kez daha gençlerin dünyasına bakıyor. Blake Nelson’un romanından uyarlanan film, ergenlik çağındaki kaykaycı Alex’in bir gece kaza sonucu bir güvenlik görevlisini öldürmesi ve bu konuda ağzını açmamaya karar vermesi üzerine gelişen olayları konu ediniyor.

Güçlü bir müzik yapımcısı, bir fidye planının hedefi olduğunda ailesi ve mirası için mücadele etmek zorunda kalırken bir yandan da hayatını etkileyen ölüm kalım içerikli ahlaki bir ikileme sıkışır.

Kararlı bir baba, azimli bir öğretmeni ve öğrencilerini kontrol edilemeyen bir orman yangınından kurtarmak için her şeyi riske atar.

Hayatları beyzbol üzerine kurulu iki gencin komik maceralarını anlatan, başarılı bir komedi filmi. Babasını yıllar önce kaybeden Scotty, annesi ve üvey babasıyla California'ya taşınır. Civarda beyzbol oynayan çocuklarla arkadaş olmak isteyen Scotty'nin tek sorunu beyzbol bilmemesidir. Ancak takımın kaptanı Benjamin, ona yardımcı olur.

Amerikalı yönetmen Gus Van Sant'in 2003 Altın Palmiye ödüllü ünlü Colombine Lisesi katliamından esinlendiği film, sıradan gençlerin şiddet kullanmalarıyla sona eren sıradan yaşamlarına odaklanıyor. Amerika'da bir lisenin içindeki okul çağının klasik önemli olayları çerçevesinde geçen film, lisede deneyimlenen arkadaş edinme ve sosyalleşme çabaları karşısında yalnızlık temasını da anlatıyor. Sant, bizi, kesinlikle taraf tutmayan, basit bir nedensellik tuzağına düşmeyen bir anlatımla adım adım Columbine Lisesi Katliamı'na götürürüken, aynı zamanda gençlerin suça itilmelerine sebep olan toplumsal hayatı içeriden bir bakışla resmediyor...

Alice ve Celine, başarılı kocaları ve aynı yaştaki oğullarıyla geleneksel bir yaşam tarzı sürmektedir. Trajik bir kazanın ardından hayatın mükemmel uyumu bir anda bozulur. Suçluluk, şüphe ve paranoya birleşerek aralarındaki yakın bağı çözer.
Daha iyi bir deneyim sunmak ve site trafiğini analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz.

0 Yorum
Yorum Yap
Yorumlar moderasyona tabidir