
Silvia Solar
Claire Grandier


Silvia Solar
Claire Grandier

Olivier Mathot
Professor Ramar Gruber

José Nieto
Duke Victor De Haussmont
Evelyne Scott
Loretta

Daniel Martín
Richard

María Silva
Susan

Carlos Otero
Joseph

Víctor Israel
Baron de Clanchart

José Lifante
Charles
Moisés Augusto Rocha
The Zombie
Rosa de Alba
Nurse
Mara Vador
Betty
Juan Miguel Solano
Jean
Wendy Asher
Laura

Richard Kolin
Commissary Forest

İki köylüyü öldürdükten sonra ormanda dolaşan canavar, yakalanıp hapse atılır. Zincirlerini kırarak kaçar ve kör bir keşişle (O.P. Heggie) karşılaşır. Keşiş, keman çalarak canavarı sakinleştirir ve konuşmayı öğretir. Ancak iki avcının keşişin kulübesine gelmesiyle canavar mezarlığa kaçar. Burada, eksantrik bilim insanı Dr. Pretorius (Ernest Thesiger) ile karşılaşır. Pretorius, canavara bir eş yaratmak için Dr. Henry Frankenstein'ı (Colin Clive) ikna etmeye çalışır. Frankenstein başta reddetse de, canavarın eşi Elizabeth'i (Valerie Hobson) kaçırmasıyla fikrini değiştirir. Yaratılan eş (Elsa Lanchester), kabarık saçlı grotesk bir güzelliktir, ancak canavarı görünce çığlık atarak reddeder. Canavar, laboratuvarı yok ederek kendini, eşini ve Pretorius'u öldürürken, Frankenstein'ların kaçmasına izin verir. Elsa Lanchester, hem canavarın eşini hem de romanın yazarı Mary Shelley'yi canlandırıyor.

İngiltere'de bir genetik araştırmalar ensitüsünde insan doğasındaki şiddet ve öfkeyle ilgili bazı tehlikeli deneyler yapılmış ve bunun sonucunda 'rage' adını verdikleri bir virüs geliştirilmiştir. Bir grup aktivist, biliminsanlarının maymunlara zarar verdikleri gerekçesiyle deneylerin yapıldığı binaya sızarak korunaklı kafeslerde tutulan ve 'rage' virüsü aşılanan maymunlardan birini serbest bırakırlar. Fakat serbest kalan maymun kafesten çıkar çıkmaz eylemcilerden birine saldırır ve olaylar içinden çıkılmaz bir hal alır.

Dr. Kelson, kendisini şok edici yeni bir ilişkinin içinde bulur. Bu ilişkinin sonuçlarının, alışık oldukları dünyayı değiştirebileceğinin farkındadırlar. Spike'ın Jimmy Crystal ile karşılaşması ise kaçamadığı bir kâbusa dönüşür.

Beş arkadaş haftasonunu geçirmek için ormandaki bir kulübeye gelirler. Burada, daha önce bir profesör tarafından bırakılmış teyp kaydına ve sonradan Nekronomikon'un kendisi olduğu anlaşılan Ölüler Kitabı'na rastlarla. Teybi çalıştırdıklarında profesörün kendi çevirisini yaptığı ölüleri canlandırma pasajlarını dinlerler ve ağıza alınmayacak derecede dehşetli bir kötülük ormanda açığa çıkar.Önce ormanın kendisi sonra da insanlar kötücül yaratıklara dönüşmeye başlar. Kızlardan biri ormana kaçtığında ağaçların tecavüzüne uğrar. Diğerleri de daha az korkunç olmamak üzere paylarına düşen dehşetle yüzleşeceklerdir. Filmin asıl kahramanı, eğer varsa, hiç kuşkusuz Bruce Campbell'ı türün hayranları arasında ölümsüzleştirecek olan Ash karakteridir.Soluksoluğa izlenen ve sinirbozucu derecede korkunç bu film çoktandır kült klasikleri arasında üst sıralardaki yerini korurken, Sam Raimi'nin dehasına şahit olup, şimdiki tahtına nasıl kurulduğunu merak edenler tarafından kaçırılmamalı.

Kendi çalışanlarının bile bilmediği bazı tehlikeli, gizli projeler yürüten bir şirketin bir yeraltı tesisinde T-virüsü adındaki bir enfeksiyon serbest kalır. Bunun üzerine, tesisin tüm kontrolünü elinde tutan Kızıl Kraliçe adındaki süper bilgisayar, virüsün yayılmasını engellemek için çalışanların ölümü pahasına tesisin tüm giriş ve çıkışlarını kapatır.

Dünyanın büyük bölümünü yaşayan ölüler ele geçirmişlerdir. Yaşayan ölülerin estirdiği terör karşısında çaresiz kalan insanlar ise, 'normal' hayatlarını sürdürebilmek için çareyi tahkim edilmiş kent duvarlarının arkasına çekilmekte bulmuşlardır. Öte yandan bir avuç acımasız fırsatçı girişimci tarafından oluşturulmuş başka bir topluluk daha vardır. Bunlar da karmaşa içindeki kent caddelerinin üzerinde yükselen gökdelen kulelerinde yaşamaktadır.Kent duvarlarının dışında ölülerden oluşan ordu hızla büyüyerek güçlenir. İçeride ise anarşi doruk noktasına varmıştır. Kentteki insanların hayatını kurtarmak için bir grup paralı asker göreve çağrılır. Ölüler ordusundan insanları koruyabilmenin başka yolu kalmamıştır.

Charles Dexter Ward, a wealthy scientist, uses an ancient diary and human remains to begin a terrifying and bloody pursuit for immortality.

Hugo is a brilliant turn-of-the-century scientist, loved and respected by his family and friends, admired by his colleagues. But he is a man quickly becoming obsessed with a curious and frightening question...What is the mysterious apparition found in the photographs of his dying subjects?

Küçük bir Maryland kasabasında yaşanan ekolojik felaketten sonra garip olaylar meydana gelir. Karaya bünlerce ölü balık vurur, bu balıkları yiyenler hastalanır ve vücutları parazitler tarafından ele geçirilir...


Gelecek zaman… İnsanlar iki gruba ayrılmış durumdadır: düşünenler (ancak hiçbir makinenin nasıl çalıştığını bilmiyorlar) ve çalışanlar (fikir sahibi değiller). Düşünenler planları yapıyor, çalışanlar da bunları uyguluyorlar. İki grup da tam değildir ama birleşince bir bütün oluyorlar. Bir gün düşünenlerden biri yeraltına çalışanların yanına iner. Gördükleriyle birlikte hayatın akışı değişmeye başlar…

Yaşadıkları kasabada meydana gelen garip olaylarda insan eti yiyerek varlıklarını devam ettiren ve yaşayan ölüler olarak bilinen yaratıklarından korunmak için kendilerini bir binayı kapatan ve içeriye girmesine önlemeye çalışan yedi kişinin hayatta kalmak için verdiği insan üstü çaba anlatılıyor..

Lionel ve sevgilisi Paquita,hayvanat bahçesine gezmeye giderlerken meraklı annesi de onları takip eder. Ancak kadını Sumatra'dan gelen bir tür fare-maymun ısırır ve bulaşıcı bir zombi salgını başlatır. Annesini korumaya çalışan Lionel, onun kurbanlarını evlerinin bodrumunda saklamaya çalışır ancak olaylar giderek kontrolden çıkar ve zombiler bir ordu halinde dışarı taşarlar. Yüzüklerin Efendisi'ni yöneten Yeni Zelanda'lı yönetmen Peter Jackson'ın ülkesinde çektiği 3. uzun metrajlı filmi olan Braindead, komedi ve korku unsurlarını bir arada ve başarıyla barındırıyor.

Los Angeles'in aşağı mahallelerinden birinde bulunan eski bir kilisede bir takım garip olaylar gerçekleşmektedir. Kilisenin rahibi, Profesör Birack'tan ve ekibinden yardım ister. Kilisenin bodrumunda çok garip bir şey bulurlar. Antik bir muhafazanın içinde saklanan ve kendi etrafında dönmekte olan yeşil bir sıvı. Şeytan yeryüzüne geri mi gelecektir?...

Yalnız olan Frankenstein, kendisine bir eş yaratması için çığır açan bilim insanı Dr. Euphronious'u bulmak üzere 1930'ların Chicago'suna gider. İkili, öldürülmüş genç bir kadını hayata döndürür ve "Gelin" doğar. Sonrasında gelişen olaylar ise ikisinin de hayal edebileceğinin ötesindedir: Cinayet! Ele Geçirilme! Vahşi ve radikal bir kültürel hareket! Tehlikeli ve alevli bir aşka tutulan kanun kaçağı âşıklar!

The Devil Conspiracy, tarihin en etkili insanlarını sadece birkaç DNA parçasıyla klonlamalarına olanak tanıyan çığır açan bir teknolojiye sahip güçlü bir biyoteknoloji şirketinde yaşananları konu ediyor. Bu şirketin arkasında, İsa'nın kefenini çalan ve onlara İsa'nın DNA'sını veren bir Satanistler çetesi vardır. Klon, şeytana nihai adak olarak hizmet edecektir. Başmelek Mikail Dünya'ya gelir ve şeytanın komplosunu sona erdirmek için hiçbir şeyden vazgeçmez.

Yakın zamanda San Ramon kasabasına gelen genç bir rahibe olan Ophelia, ölme tehlikesiyle karşı karşıya olan hamile bir kadına şeytan çıkarma ayini yapmak zorunda kalır. Tam hakimiyetinin sona erdiğini düşündüğü sırada, şeytani varlığın henüz ortadan kaybolmadığını keşfeder.

1977'de Cadılar Bayramı öncesi iki genç çift biraz heyecan almak için Captain Spaulding'in işlettiği Canavarlar ve Deliler Müzesine giderler. Yalnız Captain Spaulding en az müzesinde sergiledikleri kadar enteresan ve çılgındır ve müze en yakın dolum istasyonuna millerce uzaklıktadır. Müzeyi gezdikten bir süre sonra çiftler tekrar yola koyulurlar ve yolda Baby adında otostopçu bir kızı da arabalarına alırlar. Ancak kısa bir süre sonra arabaları bozulur ve Baby onları evine davet eder. Fakat burada onları hayal ettiklerinden bile daha korkunç bir dünya üzerindeki cehennem beklemektedir. Korkunun gerçekten korku olduğu altın döneme kült yönetmen Rob Zombie ile çılgın bir dönüş ve sizi bekleyen şok edici sahneler! Cesetler Evi'ne girmeye cesaretiniz var mı?

Bütün yaşamları boyunca kötü bir ruh tarafından ele geçirilmiş bir ailenin ölüm kalım mücadelesini konu alan Never Let Go’nun başrolünde Oscar ödüllü Halley Berry yer alıyor. Yıllardır kötü bir ruhun musallat olduğu ailenin yaşadığı gizemli olayların hikayesi çocuklardan birinin kötülüğün gerçek olup olmadığını sorgulamasıyla birdenbire korkunç bir hal alır. Filmin yapımcılığını Arrival, Free Guy, Why Him? ve The Boogeyman’den hatırlayacağımız Dan Levine ile Dan Cohen üstleniyor. Crawl, The Hills Have Eyes, Piranha 3D ve High Tension filmlerinin yönetmeni Alexandre Aja ise yönetmen koltuğunda.

Daha iyi bir deneyim sunmak ve site trafiğini analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz.

0 Yorum
Yorum Yap
Yorumlar moderasyona tabidir