
Keller Wortham
Bill

Sex, politics and American culture are mixed into a combustible combination in Now & Later. Angela is an illegal Latina immigrant living in Los Angeles who stumbles across Bill, a disgraced banker on the run. She takes him in. Through passionate sex, soul-searching conversations ranging from politics to philosophy, and other worldly pleasures, Angela introduces Bill to another worldview. As their affair heats up, the course of Bill's life begins to take an abrupt and unexpected turn.

In this story inspired by real characters, three girls from America, Nigeria and India are trafficked through an elaborate global network and enslaved in a Texas brothel, and must together attempt a daring escape to reclaim their freedom.

Havana, eski ününe tekrar kavuşabilme umuduyla parlak bir rolün peşinde olan hırslı ve güzel bir oyuncudur. Geçmişi sırlarla dolu gizemli Agatha Hollywood’a geri döndüğünde Havana onu asistanı olarak işe alır. Yıllar önce babası tarafından evden uzaklaştırılmış olan Agatha’nın planı, ünlü psikoterapist babası Stafford ve şımarık oyuncu kardeşi Benjie’nin hayatlarına gizlice dahil olmaya çalışmaktır. Ancak Hollywood sanıldığı kadar büyük değildir ve herkesin hırsları birbiriyle kesişecektir. Bu hikayenin tek masum kahramanı ise senarist olma hayalleriyle Hollywood’a gelen ve Havana’nın limuzin şoförlüğünü yapan Jerome olacaktır.

Gerçek olaylardan uyarlanan bu filmde, 19. yüzyıl sonlarında Ignacio de la Torre, Meksika Devlet Başkanı Porfirio Díaz'ın kızıyla evlenir. Ancak Ignacio çifte yaşam sürmektedir. Geleneksel siyaset dünyasında kariyer basamaklarını tırmanan Ignacio gizli bir cemiyete üyedir. Bu iki yaşantı arasında kurduğu hassas denge, cemiyetin 42. üyesi olan Evaristo ile tanışmasının ardından sarsılmaya başlar. Ignacio'nun verdiği bir partiye düzenlenen polis baskını ise sırları açığa çıkararak büyük bir skandalın patlak vermesine yol açar. Bu parti daha sonra 41 kişilik dans olarak adlandırılır.

Film, Nelson Mandella’nın ülkesinde birliği ve beraberliği sağlamak için Güney Afrika futbol takımı kaptanıyla yaptığı işbirliğinin hikâyesini anlatıyor. Yeni seçilen Mandela, milletinin ırk ve ekonomik nedenlerden dolayı ayrımcılığa uğradığını bilmektedir. Mandela sporun uluslararası dili sayesinde insanları birleştireceğine inandığı için, 1995 Dünya Kupası’nda Güney Afrika futbol takımını destekler.



Nebraska’nın Falls şehri, Brandon Teena (Hilary Swank) adındaki delikanlıyla ilgili dedikodularla çalkalanıyordu, tüm kadınların olduğu gibi tüm kasabalının da dikkatini ve ilgisini çekmişti. Karizmatik kişiliği ve masum yüzünün arkasında kocaman bir sır gizliyordu. O herkesin olduğunu zannettiği kişi değildi. Her genç insan gibi hatalar yapıyordu ve bu hatalarını da çok pahalıya ödemek zorundaydı. Yeni sevgilisi Lana ve gözü pek arkadaşı John arasındaki sınırları yanlışlıkla aşınca sır, bir vahşetle ortaya çıktı. Brandon Teena; hararetli bir aşık, toplumdan dışlanmış kimsesiz bir hayalperest, cesur bir hırsız ve haksızlığa uğramış trajik bir suçluydu. Bu filmdeki rolü Hilary Swank’a bir Oscar ödülü kazandırdı, ancak Chloe Sevigny aday olduğu 'En İyi Yardımcı Aktrist' dalında ödül alamadı.

Bir hayat hikayesi geriye doğru anlatılırsa... Alexander Masters’ın aynı adlı biyografik romanından uyarlanan Stuart: A Life Backwards, Masters’ın sokakta tanıştığı evsiz alkolik Stuart Shorter’ın gerçek hayat hikayesini tersten anlatıyor. Stuart’ın sokaklara düşmesinden başlayıp eski yaşamına çark eden öykü geriye doğru akarken, merak katsayısı da gittikçe artıyor. Film, Tom Hardy’ye BAFTA adaylığı getirmişti

İğrenç bir insan olan korkunç haydut Albert, adamları ve karısı Georgina ile birlikte her akşam aynı lokantada kurdurduğu açgözlü sofrada yemek yemektedir. Albert'in saçtığı dehşet, Fransız aşçı Richard'ın, yemek aralarında Georgina'nın aşığı Michael ile mutfak köşelerinde yatıp kalkmasına göz yummasına sebep olmaktadır. Kan, seks, yamyamlık ve dünyevi iştahın görsel bir şölene dönüştüğü hem eğlenceli hem de korkunç film, her türlü uyarıcı etkiye rağmen, sıradışı İngiliz auteur Peter Greenaway'in geniş kitlelerce yenilip yutulabilmiş belki de tek eseri.

A successful TV star during the 1960s, former "Hogan's Heroes" actor Bob Crane projects a wholesome family-man image, but this front masks his persona as a sex addict who records and photographs his many encounters with women, often with the help of his seedy friend, John Henry Carpenter. This biographical drama reveals how Crane's double life takes its toll on him and his family, and ultimately contributes to his death.

Zoe, iyi bir işi, iyi bir kariyeri, harika bir kocası, iki tane canından çok sevdiği çocuğu ve her zaman yanında olan bir annesi ile mükemmel bir hayatı olduğuna inanan bir kadındır. Temsil ettiği müşterilerinden biriyle yaptığı görüşmeden sonra aslında hayatında, kocası ile arasında bir takım eksiklikler olduğunu fark eder. Ancak bunu doldurmak için koyduğu kuralları çiğnemesi gerekmektedir. Yaptığı seçimler onu bir çıkmaza sürüklediğinde durumunu bir profesyonele anlatmak zorunda kalır. Uzun terapilerden sonra yapılan teşhis ise tüm dengeleri değiştirir.

Tecrübeli gey pornosu yapımcısı Stephen, henüz reşit olmamış oyuncusu Brent Corrigan'ın hakları için iki rakip yapımcıyla sonuçları ölümcül olacak bir mücadeleye girer.


Ben ve Leslie, çocuklarını alışıgeldik medeniyet kalıplarının dışında, konvansiyonel eğitim formlarından farklı ve toplumsal normlardan uzakta, Pasifik Kuzeybatısı’nda satın aldıkları bir arazide yetiştirirler. Ancak Leslie’nin ölümüyle bu cennet düzeni bozulur. Ben, şehre götürmeye mecbur kaldığı çocuklarının, bu yeni yaşam biçiminin içinde kaybolmamaları için uğraşırken bir yandan da onları, annelerinin olmadığı bir hayata hazırlamaya çalışır. Leslie’nin ailesinin baskıları ve çocuklarının arkasından dolaplar çevirdiklerine inanmaya başlamasıyla Ben, yepyeni bir babalık sınavıyla karşı karşıya kalır ve kendi yöntemlerini sorgulamaya başlar.

Doğu Almanya yıkılmadan önce kalp krizi geçiren ve 8 ay komada kalan anne, dışarda olup bitenlerden habersizdir. Doktor en ufak bir şokta annenin ölebileceğini söyler. Bunun üzerine oğlu ona yapay bir dünya oluşturur. Hatta bunun için arkadaşıyla birlikte çektiği haber bültenlerini annesine izletir. Doğu Almanya'nın yıkılması ile sosyalizme inanan insanların hayallerinin yıkılışına dikkat çeken film dünyadaki politik sistemleri de eleştirmektedir.

Frantisek Louka (Zdenek Sverak), Çekoslovakya'da devlet konservatuarında çello çalan bir bekardır. Orkestradaki işini kaybedince para kazanmak için cenazelerde çalmaya ve mezar taşlarını boyamaya başlamıştır. Ancak borcu gittikçe büyüyünce arkadaşı Mr.Broz (Ondrej Vetch), Rus bir kadınla evlenmesi için onu ikna eder. Kadın Louka'yla Çekoslovakya vatandaşı olabilmek için evlenir ancak evlendikten sonra Batı Almanya'daki sevgilisine kaçar. Geride bıraktığı beş yaşındaki oğlu Kolya (Andrej Chalimon)'nın anneannesi ölünce, Kolya üvey babasıyla yaşamak için Çekoslovakya'ya gelmiştir. Huysuz ihtiyar Louka ile sevilmeyip de ne yapılası Kolya'nın öyküsü..

Genç Paul, ordudan yeni terhis olmuştur ve sivil hayata alışmakta zorlanır. Paul’ün kız arkadaşı kendisine bir pop şarkıcısı olarak kariyer inşa ederken, o hızla değişen kültüre ayak uyduramaz. Hem sosyal hem de siyasi açıdan kendini yabancı hisseder.

Öğrencilerin sesini yükseltmeye başladığı, o ünlü 68 Baharı'ndayız. Isabelle ve erkek kardeşi Theo, bohem aileleri tatilde olduğu için Paris'te yalnız kalmışlardır. Matthew isimli Amerikalı bir öğrenciyi evlerine davet ederler. Üçünün de ortak özelliği ise filmlere olan düşkünlükleridir. Zaman içinde konukla aralarındaki ilişki tutkularının peşinden cinselliği tüm yönleriyle keşfedecekleri arzu dolu bir oyuna dönüşür. Dışarıda ise devrim sesini çoktan yükseltmeye başlamıştır.

Bill Harford ve karısı Alice Harford'ın dış dünyaya mutlu bir yansıyan bir evlilikleri vardır. İlişkilerinde her şey yolunda gibi görünmektedir. Bir gün katıldıkları bir davette Alice, başka erkeklerle sohbetlere dalar. Bunu fark eden Bill, hem sinirlenir hem de yaşanan bu duruma tuhaf bir tepki gösterir. Bill, yaşanan o geceden sonra kimliğini cinselliğe emanet edecektir. Oldukça tuhaf düşüncelerle örülü bir cinsellik dünyasına doğru savrulacaktır.

Amerikalı Vicky ve Cristina İspanya’da bir yaz geçirirler ve gösterişli sanatçı (Javier Bardem) ve onun güzel fakat dengesiz eski eşi (Penélope Cruz) ile tanışırlar. Vicky (Rebecca Hall) evlenmek üzere olan muhafazakar bir kadındır. Cristina (Scarlett Johansson) ise cinsel serüvenlere açık özgür ruhlu bir kadındır. Kaderleri kesişen üç insan arasında doğan aşk ilişkisi kaotik sonuçlar doğuracaktır. Vicky Cristina Barcelona, öyküsünün geçtiği kent olmaksızın düşünülemeyecek bir film olarak karşımıza çıkıyor. Woody Allen aşk ve sanatın sınır tanımazlığını unutulmaz bir hikaye ile hatırlatıyor.
Daha iyi bir deneyim sunmak ve site trafiğini analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz.




0 Yorum
Yorum Yap
Yorumlar moderasyona tabidir