
Victoria Guerra
Catarina


27. yaşına adım adım yaklaşan Catherine’in bütün hayatı babasının yanıbaşında ve onun gölgesinde geçmiştir. Delilikle dahilik arasında gidip gelen profesör babası Robert’la yıllardır ayrılmamış olan genç kadının hayatı uzaktaki kız kardeşi Claire’in gelişiyle değişir. Bir yandan buyurgan tavırlarıyla başa çıkmaya çalıştığı ablası, diğer yandan kendisine olan ilgisini her fırsatta dile getiren babasının öğrencisi Hal...

Eşcinsel ve işinde başarılı bir avukatın (Tom Hanks) birgün AIDS virüsü taşıdığını fark edilip, çok geçmeden çalıştığı hukuk bürosundaki işine de sudan bir sebepten dolayı son verilir. Şirketin patronu ile arasının çok iyi olmasından dolayı buna çok şaşıran avukat, şirketi ve patronu aleyhine mahkemeye dava açmaya karar verir. Böylece AIDS kurbanın bir insanın toplum içindeki yerini sorgulayan bir dava da başlamış olur. Ve ona bu hukuk mücadelesinde arkadaşı (Denzel Washington) yardımcı olur.

İnanç, umut ve hatta sihirin iyileştirici güçleri, usta yazar yönetmen Jim Sheridan'ın (My Left Foot, In the Name of the Father) modern bir İrlanda ailesinin New York şehrindeki macerasını anlatan ilham verici, rahat anlatımlı otobiyografik filminde dansediyor. Christy ve Ariel'in genç ve verimli gözlerinden aktarılan bu sıradışı, bazen komik ve her zaman duyarlı hikaye anılar, sırlar, sevgi, kaybetme ve yeniden başlamayı konu alıyor. Çocuklar ve anne babaları Johnny (Paddy Considine) ve Sarah (Samantha Morton) yeni yuvalarının baş döndürücü zorlukları ve harika taraflarını keşfetmeden önce, herbiri geçmişlerindeki üzüntü ve gecmişlerindeki duygusal yaralarla başa çıkmalı ve üstesinden gelmelidirler...

San Fernando Valley'de sıradan bir günde ölmek üzere olan bir baba, genç karısı, bir erkek bakıcı, kaybolmuş ünlü bir oğul, aşık bir polis, dahi bir çocuk, eskiden dahi bir çocuk olan bir adam, bir şov programı sunucusu ve yabancılaşmış bir kız bir hikayenin farklı parçalarında yerlerini alacaklardır. Bu insanlar, unutulmaz bir heyecanla sonlanacak bu gün içinde, şans, hareket, geride bırakılan zaman ve rastlantılar yumağında adeta birbirlerinin hayatlarının içinden zikzaklar çizerek geçecek ve birbirlerini çözümleyeceklerdir.

Garrard Conley’in aynı adlı otobiyografik kitabından uyarlanan film, ABD’nin Arkansas kasabasında görevli bir papazın oğlu olan ve tıpkı babası gibi dindar olarak yetiştirilen Jared Eamons’ın (Lucas Hedges) 19 yaşında gay olduğunu itiraf etmesi üzerine ailesinin yoğun baskıları sonucunda zorla bir “eşcinsel dönüşüm terapisi”ne gönderilmesini ve orada yaşadığı dramatik olayları konu alıyor.

A young girl whose father is an ex-convict and whose mother is a junkie finds it difficult to conform and tries to find comfort in a quirky combination of Elvis and the punk scene.

Cameron Post, lisede herkesin gıpta ettiği bir kızdır. Cameron mezuniyet gecesinde bir kızla sevişirken yakalanır ve bunun üzerine zorla bir “dönüştürme terapisi” merkezine yollanır. Disiplin, ahlak, “düzcinselleştirme” gibi yöntemlerin uygulandığı bu tuhaf merkezde Cameron yeni arkadaşlar edinir.

Amber Appleton, bir otobüste yaşamaktadır. Annesinin erkek arkadaşının onları kovmasından sonra Amber, annesi ve sadık köpekleri Boby Big Boy ile birlikte, annesinin kullandığı okul otobüsü ‘Hello Yeloow’un arkasında kamp kurarlar. Umut ve iyimserlik prensesi olan Amber, kötü şeyleri kafasına takmamaktadır. O artık, alkolik annesi ve arkadaşlarının hayatını kurtarmaya odaklanır.

Tracy, iki örgülü, gelecek vaad eden, hâlâ ayıcıklarla ve Barbie bebekleriyle oynayan bir yeni ergendir. Fakat çevresinde sürekli cinsellik üzerinden yaratılmış bir atmosfer vardır; özellikle liseye başlamasıyla bu cinsellik söylemi, üzerinde büyük bir baskı oluşturmaya başlar. Tracy ilk başlarda, bu ortama uyum göstermekte zorlanır. Bir yandan Evie Zamora gibi çok popüler, bir manken kadar güzel ve çekici, kendini beğenmiş, tüm erkekleri peşinden koşturmayı başaran kızları anlayamamaktadır; bir yandan da onların dünyasına dahil olmak istemektedir. Evie'yle arkadaş olması, Tracy'nin olmayı hayal ettiği gibi biri olmasını sağlar, zamanla popüler olmak için neler yapması gerektiğini öğrenir ve herkesin ilgisini çeker. Ancak geçirdiği değişim sonucu, artık başka biri haline geldiğini, kendisine yabancılaştığını fark edecektir.

Franc Roddam'ın 1979 yapımı "Quadrophenia"sı, 1960'larda Mods ve Rockers adlı iki müzik gurubunun rekabetini anlatıyor. The Who grubunun bir albümünden yola çıkan filmde, Sting de ilk beyazperde sınavını veriyor...

50'lerin Welton Akademisi, ciddi, disiplinli ve akademik çevrelerde saygınlığı yüksek olan bir okuldur. Okul yönetiminin muhafazakar ve ortodoks tavırları okulu öğrenciler için sıkıcı ve bunaltıcı bir hale getirmektedir. Fakat yeni ingilizce öğretmeni John Keating'in okula atanmasıyla çok şey değişecektir.Keating öğrencilerine ders kitaplarını yırtıp atmalarını, kalıplaşmış düşünce şekillerinden uzaklaşmalarını ve hayatlarını dolu dolu yaşamalarını öğütlemesiyle okulun statükocu tavrına son derece zıt bir profil çizmektedir. Öğrencilerini şiir ve nitelikli edebi yapıtlarla tanıştıran Keating onların pek çoğu üzerinde derin bir etki yaratır ve onların geleceğe dair hayallerinin şekillenmesini sağlar. Elbette Keating’in yaklaşımının okul yönetimi tarafından farkedilmesi ve üstüne gidilmesi uzun sürmeyecektir. Fakat okul müdürü Nolan Keating’i okuldan uzaklaştırma kararı aldığında hayatlarını değiştirdiği öğrencileri Keating’i savunmak için harekete geçerler.

Justine, onu çok seven kocası Phil'le birlikte artık çocuk yapma zamanı geldiğini düşünen evli bir genç kadındır.Bütün denemelerine rağmen hamile kalamaması sonucunda Justine, bunu kocasının esrar kullanıyor olmasına bağlar. Bir gün işyerinden arkadaşı Holden ile arasında bir elektriklenme olur ve Justine, onunla tutkulu ve cinsel açıdan doyurucu bir ilişki yaşayabileceğine karar verir. Fakat ilişkileri Holden'ın saplantıları yüzünden kısa sürede tehlikeli bir hale gelir. Aşk, hırsızlık ve şantaj dolu aşk üçgeninde Justine'in güvenilir kocası ve rahatsız sevgilisi arasında doğru tercihi yapması gerekecektir...

Uyuşturucu bağımlısı bir genç, televizyon bağımlısı annesi ve aralarında günden güne yükselen bir uçurum... Uyuşturucu batağı içerisindeki Harry’nin hayattaki tek amacı daha fazla uyuşturucuyken; umutsuz annesini hayata bağlayan tek şey en sevdiği yarışma programıdır. Bir gün bu yarışmaya katılmaya hak kazandığında tek derdi, ödül olan kırmızı elbiseye girebilmek olacaktır. Yaşlı ve mutsuz kadın zayıflama hapları kullanmaya başlar...

The Cure (1995), AIDS hastası 11 yaşındaki Dexter ile yalnız ve öfkeli bir çocuk olan Erik’in sıra dışı dostluğunu anlatır. Dexter hastalığı nedeniyle toplumdan dışlanmıştır; Erik ise sevgisiz bir evde büyümektedir. İkili, bir tabloid haberde gördükleri sözde AIDS tedavisini bulmak için Mississippi Nehri boyunca bir yolculuğa çıkar. Bu macera, onları hem fiziksel hem duygusal sınırlarını zorlayan olaylarla karşılaştırır. Film, çocuk gözünden önyargı, cesaret ve kaybın ağırlığını işlerken, dostluğun iyileştirici gücünü ön plana çıkarır.

Film, uyuşturucu bağımlısı ve HIV taşıyıcısı Ron Woodroof'un hayatından esinleniyor. Ron Woodroof'a 1986 yılında AIDS yüzünden 30 günlük ömür biçilir. Teşhis sonrası FDA kurumundan yasal onaylı olarak kullanabileceği tek ilaç olan AZT'yi almaya başlayan Ron hızla ölümün eşiğine doğru sürüklendiğini fark eder. Çareyi ABD'de yasal olmayan ama dünyanın dört bir yanında bulunan, doğal ilaçlara başvurmakta bulur. Kendisiyle ilgilenen doktorlardan biri olan arkadaşı Eve Saks'ın da yardımıyla Ron farkında olmadan çevresindeki hastalar içinde bir iletişim ve satış ağı kurmuş olur. "Dallas Buyers Club" olarak bilinen bu oluşum FDA'nın tedavisi yerine alternatif tıbbı tercih edenlerin çaresi olur ve dahası hastalar üzerinde onaylı AZT'den daha çok işe yarar. Fakat durum çok geçmeden fark edilir ve ilaç firmaları ve FDA Ron'a karşı büyük bir savaş açar.

Ergenlik çağında bir genç olan William'ın hayattaki tek tutkusu müziktir. Bu nedenle okulunu da pek umursamayan William, bu durumdan ötürü ailesiyle sürekli çatışmaktadır. Sevdiği müzik grupları üzerine amatör yazılar yazan William, zamanla tanınmaya ve küçük yaşına rağmen önemli mevkilere adım atmaya başlar. Hayallerinde bile göremeyeceği şey artık kapıdadır. Büyük hayranı olduğu Stillwater isimli müzik grubunun yeni turnesine katılması ve turne üzerine Rolling Stones dergisine yazı yazması için seçilmiştir! William, grupla birlikte çıktığı yolculukta bu çok sevdiği insanlara ve müzik piyasasına dair önemli gerçeklere tanık olacaktır.

Based on a true story. Liz Murray is a young girl who is taken care of by her loving, but drug-addicted parents. Liz becomes homeless at 15 and after a tragedy comes upon her, she begins her work to finish high school.

17 yaşındaki Samantha okulda harika bir arkadaş grubuna ve mükemmel sevgiliye sahiptir. Ancak bir gün her şey değişir. Geçirdiği bir kaza sonucu Samantha esrarengiz bir şekilde, tekrar tekrar aynı günü yaşamaya başlar. Her sabah aynı güne uyanan Samantha, gün boyunca herkesin ne yaptığını biliyor fakat ne denerse denesin sonunda günü baştan yaşamaya başlıyor. Hayatınızı kökünden değiştirmek ve gerçek aşkı bulmak için tek bir gün bile farklılık yaratabilir mi?

A group of bored, disaffected New York City teenagers spend a day skating, smoking, drinking, partying, deflowering virgins, and getting into fights.

İnzivaya çekilmiş bir adam olan Will, henüz doğmamış ruhlarla görüşür. Ruhlar, Will tarafından birçok teste tabi tutulur. Will, ruhların sahip olduğu en önemli ayrıcalık olan doğum için uygun olup olmadıklarına karar verir. Onun hayatı, bu zamana kadar tanıştığı hiçbir ruha benzemeyen Emma ile karşılaşmasıyla bambaşka bir hal alır. Will, Emma ile tanıştıktan sonra kendi varoluşuna bir yolculuk yapar.
Daha iyi bir deneyim sunmak ve site trafiğini analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz.








0 Yorum
Yorum Yap
Yorumlar moderasyona tabidir