
William Powell
Philo Vance


William Powell
Philo Vance

Florence Eldridge
Sibella Greene

Ullrich Haupt
Dr. Von Blon

Jean Arthur
Ada Greene

Eugene Pallette
Sergeant Heath

E.H. Calvert
John F. X. Markham

Gertrude Norman
Mrs. Tobias Greene
Lowell Drew
Chester Greene

Morgan Farley
Rex Greene

Brandon Hurst
Sproot
Augusta Burmeister
Mrs. Mannheim

Marcia Harris
Hemming
Veda Buckland
Nurse (uncredited)
Shep Camp
Medical Examiner (uncredited)
Charles E. Evans
Lawyer Canon (uncredited)

Bir reklam şirketinde çalışan Laura Hunt'un öldürülmesi üzerine cinayeti Mc Pherson adında bir dedektif inceler, şüpheli olarak ilk başta Laura ile evlenmeyi düşünen Carpenter ve Laura'nın kariyerinde ve hayatında büyük rolü olan Lydecker'dir.. Fakat dedektif bir gece Laura'nın odasındayken odanın kapısı açılır ve dedektifin tahmin edebileceği en son kişi içeri girer ve cinayetin seyri tamamen değişir...

Hitchcock'un ünlü "Rear Window-Arka Pencere" filmine taşlama niteliğindeki film, kuşkulu bir şekilde ölen bir kadının ölüm sırrını çözmeye çalışan bir grup insanın yaşadıklarını hikaye ediyor.

1950'lerin başında Los Angeles küçük bir kasaba olmaktan çıkıp hayaller şehrine dönüşmeye başlamıştır.Yer altı dünyasının patronu Mickey Cohen'in hapse girmesiyle şehirdeki diğer suç örgütleri arasında liderlik savaşı başlar. Bir gece Cohen'in adamlarına baskın düzenlenir ve hepsi öldürülür. Öldürülenler arasında eski bir polis de vardır. Bu olayı araştırmak üzere L.A. Polis Departmanından üç polis görevlendirir. Görevlendirilen polisler karakter olarak birbirlerinden çok farklıdır Ve araştırmaları onları güzel bir kadına kadar götürür.

İkinci Dünya Savaşı sonrası New Jersey... Kocasını savaşta kaybetmiş olan Grace, güneş ışığına hassasiyeti olan iki çocuğuyla birlikte, büyük bir konakta yaşamaktadır. Perdelerin hep sımsıkı kapalı tutulduğu eve, üç kişi uğrar: İhtiyar bir kadın ve adam, bir de dilsiz genç kız. Evi çekip çevirecek yardımcılar aramakta olan Grace, bu kişilere iş verir; onları çocuklarının sağlık durumu konusunda uyarır. Öte yandan, Grace'in kızı Anne, Victor adlı bir çocuğun kendileriyle birlikte evde yaşadığına inanmaktadır. Evin çevresini kaplayan yoğun sis yüzünden kasabayla irtibatları kesildiği sırada, Grace, kızının anlattığı hikayelerin doğru olabileceği yolunda kanıtlarla karşılaşır. İşte bu noktada, eve yardımcı olarak aldığı insanlardan da şüphelenmeye başlar. Gücünü büyük ölçüde finalindeki sürprizden alan, gerilim dolu bir yapım...

General Sternwood kızının üzerinden ona şantaj yapan Arthur Geiger'dan korunmak için ünlü dedektif Philip Marlowe'u tutar. Marlowe, incelemeleri sırasında aileyi tehdit eden yeraltı çetesi ve General'in kızları arasındaki ilişkiyi fark eder, küçük kızı Carmen'i cinayet suçlamasından kurtarır. Bu arada General'in büyük kızı Vivien ile de önce nefret dolu bir ilişki başlar, zamanla bu ilişki aşka dönüşür. Görevini başarıyla tamamlayan Marlowe, tüm aileyi tehlikelerden kurtarır ve hayatının kadınına kavuşur. Raymond Chandler'ın romanından uyarlanan The Big Sleep, önemli bir "film-noir" örneği. Filmin aynı zamanda Michael Winner tarafından 1978'de çekilen aynı isimli bir uyarlaması da mevcut.


Bill Harford ve karısı Alice Harford'ın dış dünyaya mutlu bir yansıyan bir evlilikleri vardır. İlişkilerinde her şey yolunda gibi görünmektedir. Bir gün katıldıkları bir davette Alice, başka erkeklerle sohbetlere dalar. Bunu fark eden Bill, hem sinirlenir hem de yaşanan bu duruma tuhaf bir tepki gösterir. Bill, yaşanan o geceden sonra kimliğini cinselliğe emanet edecektir. Oldukça tuhaf düşüncelerle örülü bir cinsellik dünyasına doğru savrulacaktır.

Yüzlerce küçük tesadüfün senelerce ilmek ilmek ördüğü bir aşk hikayesini anlatıyor film. Herşey mucizevi bir şekilde ama kendiliğinden gelişiyor filmde. Hayat gibi, kader gibi, aşk gibi. Filmde birçok defa karşılaştığımız yol ayrımları, bizi yormak yerine sadece kurguyu zenginleştirerek heyecanı arttırıyor. Kaderleri çok önceden çizilmiş bir erkek ve bir kadın. Onların alın yazısını birleştiren bir aşk. Aşka yol gösteren bir çizgi. Kutup çizgisi. Önce Ana 'nın babası ölüyor, sonra Otto'nun babası annesinden boşanıyor. Yalnız bu çift birleştiklerinde; gerçek aşk, aslında çocuklarının içinde filizleniyor. Aradan seneler geçiyor, anne baba ayrılıp kendilerine başka hayatlar kuruyor, Ana ve Otto birbirlerinden ayrı düşüp başka hayatlar yaşıyor ama birbirleri için yaşamaktan da hiç vazgeçmiyor. Çizgi nerede ve nasıl sona erecek?

1930'lu yıllarda İstanbul ve Paris arasında sefer yapan ünlü Şark Ekspresi' nde bir cinayet işlenir.Amerikalı bir milyoner trende ölü bulunur.Trende çok sayıda yolcu arasında ünlü Belçikalı dedektif Hercule Poirot' da bulunur.Trenin kara saplanıp durması, Poirot' ya yerel yetkililer duruma el koymadan önce cinayeti çözmesi için birkaç saat zaman verecektir.Türkiye' de bazı televizyon kanallarında Doğu Ekspresi'nde Cinayet adı ile de gösterilmiştir...

Upon waking up to the news that the man she’d gone on a date with the previous night has been murdered, a young woman with only a faint memory of the night’s events begins to suspect that she murdered him while attempting to resist his advances.


Ortağı Lamarla birlikte çalışan Kyle, bir olay mahallinden cinayetin nedenini, faillerin zeki mi, yoksa aptal mı olduklarını kolayca anlayacak kadar işinin uzmanıdır. Bekâr bir adam olan Kyle, bir gün Rachel Munro adlı bir kadınla tanışır. Kyle'in yakınlık kurma çabalarına pek yüz vermeyen Rachel, yine de ona karşı kayıtsız kalmadığını hissettirir. Bir süre sonra ortağı Lamar ile Munrolar'ın evindeki davete katılan Kyle, zengin bir bankacı olan Bay Munro'nun, karısı Rachel'la büyük problemler yaşadığını görür. Bu arada Kyle ile Rachel arasındaki ilişki ilerler. Kyle'ın büyükannesinin sık sık söylediği gibi, 'Ay, gökte kocaman bir Çin porseleni gibi parladığı geceler, garip olaylara gebedir.' Gerçekten de dolunay, aklı başında bir polis detektifi olan Kyle'ın sadece yasak aşk yaşamasına yol açmayacak, işlenen bir cinayetin saklanmasına yardım edecek kadar da aklını başından alacaktır. Kanunlara saygılı bu adam, giderek kurtulamadığı tutkularının esiri haline gelecektir.


İşine tutkuyla bağlı olan Julien, sık sık yurt dışına çıkmaktadır. Evde hiç bulunmayışı, bir kaç yıl önce evliliğinin mahvolmasına yol açmıştır. Fransa'daki bir mola sırasında, telesekreterde eski karısından bir mesaj olduğunu görür: Okul gezisi ile dağa kamp yapmaya giden oğlu ortadan kaybolmuştur. Derhal oğlunu aramaya koyulan Julien'i hiçbir şey durduramayacaktır.

Fotoğrafçı L. B. “Jeff” Jeffries, geçirdiği kaza sonucunda bacağını kırar. New York’taki apartman dairesinde zorunlu tatili sırasında arka penceresinden komşularını dürbünle seyrederek zaman geçirmektedir. Jeff, yine bir seyri sırasında komşusunun, karısını öldürdüğünden şüphelenir. Olayı araştırmaları için fotomodel sevgilisi Lisa Carol Fremont ve hasta bakıcısı Stella’dan yardım ister.

Geçirdiği ağır bir kalp krizi sonrası, doktorların tüm karşı çıkışlarına rağmen hastaneyi terk eden Avukat Sir Wilfrid Robarts evine döner. Henüz ilk günden davalar kapısına yığılmıştır. Fakat bunlar arasında bir cinayet davası vardır ki, adeta Robarts’ı yeniden hayata döndürür. Leonard Vole adındaki bir adam, yaşlı bir kadını öldürmekle suçlanmaktadır. Fakat uzun yılların verdiği deneyimle Robarts genç adamın masum olduğuna inanmaktadır. Davayı üstlenir, fakat tam her şey sonuca bağlanacakken beklenmedik bir şey olur. Davalının eşi Christine Helm, kendisine karşı tanıklık etmeye başlamıştır. Fakat neden?

Charlie amcanın, akrabalarını ziyaret etmek için sakin Santa Rosa kasabasına gelmesi, Hitckcock'un bu en ilginç ve gerilim dolu yolculuklarından biri olan filminin temelini oluşturur. Joseph Cotton, Philadelphia'dan Kaliforniya'ya ülkenin dört bir yanını dolaşıp, kanundan bir adım önde giden, yakışıklı ve çekici Charles amcayı canlandırıyor. Ama kısa süre içinde, başlangıçta hiçbir şeyin farkında olmayan adaşı, "Kuzen Genç Charlie" (Teresa Wright) amcasının, Neşeli dul katili olduğundan kuşkulanmaya başlayacak ve aralarında ölümcül bir kedi-fare kovalamacısı başlayacaktır. Hitchcock'un kişisel olarak en çok beğendiği filmlerden biri olan Shadow of a Doubt, senaryoyu yazan, Amerikan oyun yazarı Thorton Wilder ile yapılan işbirliğinin sonucunda ortaya çıkmıştır. İki ustanın birlikte yarattığı bu çarpıcı psikolojik gerilim filmi için, Hitchcock kısaca "Cinayet ve şiddeti evlerimize, gerçekten ait oldukları yere geri getirdi." demişti..

Kuzey Kanada'da keşif yapan bir arkeolog ekibi, onbinlerce yıl öncesine ait bir yapı ile karşılaşır. Ancak kısa süre sonra iletişimi sağlayan tüm cihazları bir bir bozulmaya başlar ve ekip kendini yalnızlığın karanlık yüzü ile karşı karşıya bulur.

James Stewart ve Dorıs Day, korku sinemasının tartışmasız üstadı Hitchcock'un bu muhteşem geriliminde özgün ve dramatik bir performans sergiliyorlar. Stewart ve Day, Fas'ta oğulları Hank ile tatil yapan masum Amerikalılar Ben ve Jo McKenna'yı oynuyorlar. Marakeş pazarında bir Fransız ajanı Ben'in kollarında öldüğünde, çift oğullarının kaçırıldığını ve ingiltere'ye götürüldüğünü öğreniyor. Kime güveneceklerini bilmez halde olan McKenna ailesi uluslararası casusluk, suikastçilik ve terörle karşı karşıya kalır. Gerçeğe yaklaştıkça tüm hayatları değisecektir ve film meshur Albert Meydanı'nda gerilim dolu bir doruğa ulaşacaktır.

Altı konuk akşam yemeği için gizemli bir malikaneye davet edilir. Davetlilerin hiçbiri birbirini tanımamaktadır ve daveti kimin düzenlediği de bilinmemektedir. Normal başlayan akşam, ev sahibinin ani ölümüyle farklı bir yola sapar. Davetliler, malikanenin çalışanlarıyla birlik olarak katilin kim olduğunu bulmak zorundadır. Her geçen dakika malikanede bulunmak daha da tehlikeli bir hal almaktadır.
Daha iyi bir deneyim sunmak ve site trafiğini analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz.

0 Yorum
Yorum Yap
Yorumlar moderasyona tabidir