
Gabriel Arcand
Ovide Plouffe


Gabriel Arcand
Ovide Plouffe

Pierre Curzi
Napoléon Plouffe

Juliette Huot
Joséphine, la mère Plouffe

Émile Genest
Théophile, le père Plouffe

Serge Dupire
Guillaume Plouffe

Rémi Laurent
Denis Boucher

Anne Létourneau
Rita Toulouse

Denise Filiatrault
Cécile

Paul Berval
Onésime Ménard

Louise Laparé
Jeanne Duplessis

Gérard Poirier
Curé Folbêche

Stéphane Audran
Mme Boucher

Daniel Ceccaldi
Père Alphonse
Paul Dumont
Tom Brown

Kate Trotter
Suzan Connely

When Jeanne, a meticulous insurance assessor, is suddenly left to care for her estranged sister’s two children after their mother vanishes, her carefully ordered life begins to unravel. Confronted with unexpected responsibilities, she must balance the fragile task of earning the children’s trust while also tending to her own relationship with her girlfriend, who struggles to adjust to Jeanne’s new role. As grief, uncertainty, and shifting loyalties mount, Jeanne finds herself redefining what family and love truly mean.

Seksen yaşındaki Craig ve Irene Morrison’ın yaşamı yavaş yavaş değişmeye başlamıştır. Değişen zaman ve kurallar nedeniyle, küçük çiftliklerinden yeteri kadar para kazanamamaktadırlar. Irene’de bunama belirtileri baş göstermiştir. Hala aynı yerde yaşayan ve Irene’in daha profesyonel bir yardım almasını isteyen çocuklarının isteklerinin aksine, Craig içinde sadece karısıyla kendisinin yaşayabileceği küçük bir ev yapmak ister. Bu projeye aklında tek bir fikirle başlayan Craig arkadaşlarından da destek alır. Ancak bu süreçte Craig birçok zorlukla karşılaşır

Bir üst düzey yönetici, karısı ve ailesi, profesyonel seçimlerinin tüm hayatlarını altüst etmek üzere olduğu noktada. Philippe Lemesle ve karısı ayrılıyor, aşkları işin baskısıyla geri dönülemez bir şekilde zarar görüyor. Endüstriyel holdingde başarılı bir yönetici olan Philippe, patronlarının çelişkili taleplerine nasıl cevap vereceğini artık bilmiyor. Dün bir yönetici, bugün bir uygulayıcı istediler. Şimdi hayatının gerçekten ne anlama geldiğine karar vermelidir.

A man leaves his 8-year old son with his father-in-law who lives near the glacier where the boy's mother died.

19uncu yüzyıl Fransa'sında geçen film, sayfiyede yaşayan romantik Emma'nın, daha yüksek standartlı bir hayata geçme hayaliyle, donuk doktor Charles Bovary ile evlenmesini anlatıyor.Evlendikten sonra, evliliğinde aradığı tutkuyu ve heyecanı bulamayan Emma, Rodolphe adlı önemli bir toprak sahibi ve Leon adında bir hukuk öğrencisiyle aşk yaşamaya başlar. Ödeyemeyeceği miktarda borca giren Madame Bovary, büyük bir çıkmaza doğru sürüklenmektedir. Gustave Flaubert edebiyat dünyasında önemli bir yer edinmiş romanından uyarlanan film; cinsellik, aldatma ve feminizm üzerine birçok tartışmaya da yol açmıştır.

İkinci dünya savaşında çok direnişli örgütün lideri Victor Lazlow Alman konsantrsayonu kampından kaçarak Casablanca'ya gelir. Amacı Lizbon'a oradanda ABD'ye iltica etmektir. Fakat bütün umutları şans eseri Casablanca'nın en meşhur gece kulübünün sahibi olan Rick'e bağlamıştır. Rick kaçış için gerekli olan pasaportlara sahib olan tek kişidir. Öte yandan Ricky'in Victor'un yakalanması ya da öldürülmesi için gerekli nedeni vardır. Victor'un karısı Ilsa Ricky bir zamanlar kendisini terk ettiğine inandığı ve kalbinin derinliklerine gömdüğü büyük aşkıdır.

2.Dünya Savaşı 'nın sonlarına doğru 1944 yılında Nazi işgali altındaki Roma şehrinde yaşayan bir grup insanın hikayesi anlatılır.Gestapo Nazilere karşı yapılan direniş hareketinin lideri olan Giorgio Manfredi (Marcello Pagliero) 'nin peşine düşmüştür.Yakın arkadaşı Francesco (Francesco Grandjacquet),Francesco'nun evlenmek üzere olduğu dul Pina (Anna Magnani)ve Rahip Don Pietro Pellegrini (Aldo Fabrizi) birlikte Giorgio'nun bir an önce Roma'dan ayrılabilmesi için yeni bir kimlik edinmesine yardımcı olurlar.

Türkçesi ayna olarak çevirilen Andrei Tarkovsky'nin en kişisel filmi. Zaman kavramının tamamen yitirildiği şiirsel bir dille, ölmekte olan bir adamın ikinci dünya savaşı sırasında çocukluğu, ergenlik dönemi ve annesiyle babasının boşanması sırasında yaşadığı travmanın Rusya'nın tarihi ve toplumunun evrimi fonunda verildiği bir başyapıt. 2. Dünya Savaşı'nın karanlık günlerini anlatan film, yönetmenin kendi çocukluğundan da izler taşıdığı gibi, Rus tarihine dair ilginç göndermeler de yapıyor. Filmde çocukluğun masumiyetinin savaşın dehşetine kurban gidişi anlatılıyor.

Edgecomb, hikayesini anlatırken bir huzurevinde yaşamaktadır ve hapishanedeki görevinin üzerinden yıllar geçmiştir. Hapishanedeki hücrelerinden alınan idam mahkumlarının elektrikli sandalyenin bulunduğu ölüm odasına giderken yürüdükleri, bir millik yeşil yolda yaşananlara her defasında tanık olan Edgecomb, ömrü boyu unutamayacağı olaylara tanık olur. Edgecomb, yıllar boyunca sayısız idam mahkumu nakleder ama hiç birisi onu John Coffey kadar etkilemez. Oldukça iri yarı bir adam olan Coffey, iki küçük kızı öldürmek suçundan idama mahkum olmuştur. Ürkütücü görünümünün aksine oldukça ince, kırılgan ve düşünceli bir yapıya sahip olan Coffey, bazı doğaüstü güçlere sahiptir. Edgecomb'un ona gerçekten suçlu olup olmadığını sorması ile aralarında bir diyalog başlar.

Forrest Gump, düşük IQ’su olmasına rağmen, Amerikan tarihinin en önemli olaylarının tam ortasında yer alan biridir. Alabama'da büyüyen Forrest, koşma yeteneği sayesinde üniversiteye girer, Vietnam Savaşı'na katılır, Beyaz Saray’a davet edilir ve karides işinden milyoner olur. Ancak tüm bu başarılar, çocukluk aşkı Jenny’ye duyduğu sevginin yanında sönük kalır.

II. Dünya Savaşı zamanları... Film, savaşın özellikle tüm avrupayı ve avrupadaki yahudileri kırıp geçirdiği bir ortamda katolik okulan giden iki öğrencinin aralarındaki geç başlayan erken biten dostluğun hikayesini konu alıyor. Bahsi geçen okul da bir çok yer gibi alman milislerin ablukası altındadır. Tüm bu sıkı yönetim ve baskıya rağmen okul yöneticileri isimlerini değiştirmek suretiyle üç yahudi öğrenciyi okullarında saklamayı başarırlar taki okul çalışanlarıdan biri intikam amaçlı ispiyonculuk yapana kadar...

20. yüzyılın başlarında, Fransa’da, bir çocuğun hayatından kesitler sunan filmde, Marcel, hayranlık duyduğu öğretmen babası ve ukala Jules Eniştesi’nin başarılarına tanıklık ederek büyümektedir. Marcel, ailesiyle birlikte, bir yaz tatilini Provence kasabasındaki yazlık evde geçirirken, kendisine Provence dağlarının sırlarını öğretecek olan, yaşıtı bir köylü çocuğuyla arkadaş olur.

Sophie, üst düzey bir burjuva hayatı süren Lelievre'lerin malikanesine hizmetçi olarak girer. İçine kapalı ve sessiz bir kadın olan Sophie, işverenlerinin isteklerini layıkıyla yerine getirmekte, aile de bu çekingen kadının çalışkanlığından memnun olmaktadır. Bu arada Sophie, kasaba postanesinde çalışan agresif ve hiperaktif Jeanne ile tanışır ve yakın dost olur. Aileye hizmet ettiği günlerden birinde Sophie'nin okuma yazma bilmediği ortaya çıkar. Lelievre'lerin örtük horgörüleri Sophie'yi çok kızdırır. Bu durumu Jeanne'a açması, Lelievre'ler için sonun başlangıcı olur * Ruth Rendell'in Taştan Hüküm kitabından.

Bir arkadaşlarının Fransız Rivierası'ndaki müstakil evinde tatil yapmakta olan Marianne (Romy Schneider) ve Jean-Paul (Alain Delon), mutlu ve huzurlu bir çifttir. Ancak bu sessiz ortam, Marianne'in eski sevgilisi ve Jean-Paul'ün dostu Harry'nin (Maurice Ronet) beklenmedik ziyaretiyle bozulacaktır. Üstelik Harry yalnız değildir, eski bir ilişkisinden olan ve varlığından daha yeni haberdar olduğu 18 yaşındaki kızı Penelope (Jane Birkin) de yanında gelmiştir. Başlarda herkes birbiriyle iyi geçinse de, zamanla bu 4 yetişkin insanın arasındaki ilişki karmaşık sonuçlar doğuracaktır.

61 yıl önce Amerikan işgal kuvvetlerin karşı Iwo Jima Adası'nı savunan Japon askerlerinin ve başlarındaki generalin hiç anlatılmamış öyküsüyle karşımıza çıkıyor. Iwo Jima'daki askerler arasında; yeni doğan kızını görmekten başka bir isteği olmayan fırıncı Saigo; becerisi ve onuruyla dünyaca tanınan Olimpiyat şampiyonu binici Baron Nishi; idealizmi henüz savaş sınavından geçmemiş eski bir askeri polis olan genç Shimizu ve teslim olmaktansa intiharı yeğleyebilecek katı bir asker olan Teğmen Ito vardı. Savunmaya önderlik eden isim ise, Amerika'ya yaptığı yolculuklarla savaşın umutsuz doğasını anlamış ama aynı zamanda Pasifik'in ötesinden gelen devasa Amerikan filosunu yenmek için gereken stratejiyi kavramış olan Tuğgeneral Tadamichi Kuribayashi idi...

In France, before WWI. As every Sunday, an old painter living in the country is visited by his son Gonzague, coming with his wife and his three children. Then his daugther Irene arrives. She is always in a hurry, she lives alone and does not come so often... An intimist chronicle in which what is not shown, what is guessed, is more important than how it looks, dealing with what each character expects of life.

Bir kadın yazar, 2. Dünya Savaşı sırasında yaşadıkları hakkında bir kitap yazmaya karar veriyor. Yaşadıklarını Daha canlı kılmak, başkalarının da savaştan nasıl etkilendiğini araştırmak için 1946 yılında Guernsey Adasına gidiyor, burada ada sakinleriyle beklenmedik bir bağ kuruyor. Onlardan savaşla ilgili anılarını dinliyor. Film, ada sakinlerinin anlatımlarına göre onların yaşadığı anılara odaklanıyor. Ada sakinleri nasıl mucizevi bir biçimde yaşadıklarını anlatıyorlar. Yazar da, bomba atılan yıkık bir balkondan tam düşmek üzereyken son anda kurtarılmıştır. Böylece adada yaşayanlarla güçlü bir bağ kuruyor. Film, savaşın acımasızlığını, insanlığı yok edişini bir kez daha gözler önüne sürüyor. Özellikle geriye gidişlerde savaşın getirdiği yıkımlar ve insanlarda uyandırdığı dehşet havası son derece gerçekçi bir biçimde verilmiş.

1860'ların New England'ı. Bu eşsiz ve insana mutluluk veren büyüme ve kendini keşfetme hikayesinde, Amerikan İç Savaşı sırasında çocukluktan gençliğe adım atan dört kız kardeşin yaşadıkları zorluklar, trajediler ve mutluluklar, aile bireyleri arasındaki derin bağları sarsar ama parçalayamaz.

Georges, bir televizyon kanalı için edebiyat programı hazırlayıp sunuyor. Karısı ile birlikte son derece rahat ve huzurlu bir yaşamı var. Bir gün kaynağı belirsiz bir paket alıyor. İçinden, Georges'un ailesiyle birlikteyken gizlice çekilmiş görüntülerinin olduğu bir video kaset çıkıyor! Zamanla, yeni paketler gelmeye başlıyor ve Georges, paketleri yollayan kişinin kendisini yakından tanıdığını anlıyor. Artık sadece karısı ile birlikte polise gidip gitmeme konusunda karar vermek kalıyor. Ve zaman geçtikçe Georges'un geçmişindeki bazı olaylar ile paketler arasındaki ilişki belirginleşmeye başlıyor... Yaşayan en önemli sinemacılardan birisi olan Michael Haneke imzasını taşıyan, sıkı bir gerilim filmi. Klasik bir gerilim filmi bekleyenlere, politik yönü ağır basan bir Haneke filmi olduğunu hatırlatalım.

1933 yılında film yapımcısı Carl Denham, başrol oyuncusu güzel Ann Darrow'un da bulunduğu bir ekiple, egzotik Kafatası Adası'na gelir. Burada Ann'in güzelliğinden etkilenip ona aşık olan King Kong adlı dev bir goril ile karşılaşırlar.
Daha iyi bir deneyim sunmak ve site trafiğini analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz.

0 Yorum
Yorum Yap
Yorumlar moderasyona tabidir