
Maria Palm
Emma

Kariyerini hızlı adımlarla çıkmakta olan genç model Emma, uluslararası bir top model olma rüyası gerçekleştirmek için Danimarka'daki hayatını geride bırakıp Paris'e taşınır. Artık yeni şehri olarak gördüğü Paris'te hızla yükselmektedir ve aranan modeller arasına girmiştir. Paris'te bir çekim sırasında çekici ve yakışıklı bir fotoğrafçı olan Shane White ile tanışır. Kısa sürede ilişkileri aşka dönüşür. Ama bir süre sonra ilişkileri Emma için tehlikeli bir saplantıya dönüşecektir.

Maria Palm
Emma

Ed Skrein
Shane White

Charlotte Tomaszewska
Zofia

Marco Ilsø
Frederik

Thierry Hancisse
Bernard

Virgile Bramly
Marcel

Claire Tran
Mika

Dominic Allburn
Sebastien
Camille Moitrier-Cadart
Olivia
Weronika Kietlińska
Dasha

Yvo Muller
André

Elise Lissague
Elise
Leonardo Lacaria
Leonardo

Maria Rich
Emma's Mom

Pelle Koppel
Emma's Dad

Garip ve ıssız bir şatoda, genç ve güzel bir fotoğrafçı olan "O" sevgilisi Rene sayesinde sadomazoşizm ile tanışır. Rene, onu sorgulamadan kabul ettiği bir dizi aşağılama ve erotik deneyin öznesi haline getirir.

Gerçek bir hikayeden ilham alınarak yapılan bu filmde, eski bir hükümlü olan Eugene Brown geçmişteki hatalarından ders çıkarmış birisidir. Washington D.C'deki kenar mahalle gençleri için bir satranç kulubü kurup, onlara yardımcı olmaya çalışır...

Marquis de Sade, sapkın yazılarıyla tanınan bir Fransız yazar ve filozof, Charenton Akıl Hastanesinde mahkum edilmiştir. Ancak burada bile yazmayı bırakmaz. Marquis’in eserleri, genç bir çamaşırcı olan Madeleine (Kate Winslet) aracılığıyla dış dünyaya sızdırılır ve büyük bir sansasyona yol açar. Bu durum, Napolyon’un dikkatini çeker ve Marquis’in susturulması için Dr. Royer-Collard (Michael Caine) hastaneye gönderilir. Dr. Royer-Collard, Marquis’in yaratıcılığını bastırmak için sert ve baskıcı yöntemler kullanır. Öte yandan, rahip Coulmier (Joaquin Phoenix), Marquis’in yazma özgürlüğünü savunur, ancak bu durum onun ahlaki ve dini inançlarıyla çelişir.

Efsanevi boksör Roberto Duran, 1968’de profesyonel olarak ringe ilk çıktığında henüz 16 yaşındaydı. 1980’de Sugar Ray’i yenerek bir rekora doğru ilerleyen Duran, rövanşta bir daha dövüşmeyeceğini söyleyerek spor camiasını şoka uğratmıştı… 2002’de emekli olan Roberto Duran ve onun efsane antrenörü Ray Archel arasındaki birbirlerinin hayatlarını değiştirecekleri ilişkiyi beyazperdeye taşıyan filmin senaristliği ve yönetmenliğini Jonathan Jakobowicz üstleniyor. Filmin başrolünde Édgar Ramírez rol alırken bu biyografik dramda kendisine Robert De Niro, John Turturro, Jurnee Smollet Bell ve Ellen Barkin eşlik ediyor.

A pair of twin brothers from East L.A. choose to live their lives differently and end up on opposite sides of the law.

1970lerin ortalarında geçecek olan The Commune, banliyödeki evlerinde bir komün kuran akademisyen bir çift olan Erik ve Annam ile kızları Freja'yı merkeze alıyor. Filmin hikâyesi, Vinterberg'in Kopenhag'ın kuzeyinde akademik bir komünde geçen eğlenceli ve renkli çocukluğuna dayanıyor.

II. Dünya Savaşı'nda Fransa'da savaşmış olan Jimmy Picard, savaş sonrasında çektiği şiddetli baş ağrıları, ani görme ve işitme kayıpları üzerine hastaneye yatar. Doktorlar Jimmy üzerinde çeşitli testler uygulamalarına rağmen rahatsızlığının nedenini bir türlü bulamazlar. Bunun üzerine Jimmy, Fransız bir antropolog, psikolog ve Yerli Amerikan Kültürü Uzmanı George Devereux'a yönlendirilir. Normal şartlar altında asla tanışmayacak, hiçbir ortak noktaları olmayan bu ikilinin arasında ilk seanslarından itibaren karşılıklı güven ve saygıya dayalı samimi bir ilişki kurulur. İkisi birlikte Jimmy'nin anılarını ve düşlerini keşfetmeye başlarlar.

Oldukça güzel, alımlı ve şık bir kadın olan Ellie, kariyerinde oldukça başarılı bir müzik eleştirmenidir. Eski erkek arkadaşının ortalıktan kaybolmasıyla kendi dünyasına kapanan Ellie, bir kitap yazmaya karar verir. Daha önce böyle bir işte hiç deneyimi olmayan Ellie, gazeteye verdiği son makaleden sonra bunu aklında iyice kesinleşmiştir. Kendi hayatını yaşadığı aşkı ve olayları konu alacak olan bu kitap yayınlanmadan önce bazı engellere takılacaktır.bir beklenti içinde bulunmayın

Fransız Devrimi'nin 200. yıl kutlamaları için restore edilmeye başlanan Paris'in en eski köprüsü olan Pont-Neuf, sokağa düşmüş alkolik bir sirk cambazı olan genç Alex'e ev sahipliği yapmaktadır. Başarısız bir ilişkinin ardından çektiği üzüntünün giderek körleştirdiği güzel ressam Michèle sokaklarda Alex'le karşılaşır. Michèle, Alex, diğer bir evsiz olan Hans ile birlikte Pont-Neuf'te umarsız bir hayata başlar. Michèle'in görme duyusu giderek azalırken Alex'e olan bağı da artar. Alex de genç kıza fena halde tutulmuştur ve hastalığının tedavisi mümkün olduğu halde, bencilce de olsa kızın sokaktaki yaşamdan kopmasını istemez.

Genç Paul, ordudan yeni terhis olmuştur ve sivil hayata alışmakta zorlanır. Paul’ün kız arkadaşı kendisine bir pop şarkıcısı olarak kariyer inşa ederken, o hızla değişen kültüre ayak uyduramaz. Hem sosyal hem de siyasi açıdan kendini yabancı hisseder.

40 yaşını geride bırakmış olan mimar Pierre, karısı Catherine’den ayrılmış, genç, güzel ve kendisini seven, ama ondan çok şey bekleyen Hélène’le birlikte yaşamaktadır. Pierre, 18 yaşındaki oğlu Bernard’la iyice birbirlerinden koptuklarına inandığı için, Re adasındaki aile evinde 15 gün tatil yapmayı kabul etmiştir. Karısıyla aralarında hala sürtüşme vardır; metresiyle gurur duysa da onun gençliğine bazen ayak uyduramamaktadır. Son zamanlarda iyice yorulan Pierre, biraz dinlenme ve yaşamını yeniden gözden geçirme fırsatı aramaktadır. Bu fırsat ancak Rennes’e yaptığı bir iş seyahatinde geçirdiği araba kazası sırasında ortaya çıkacaktır.

Genç bir kadın olan Camille, Philibert ve Franck adlı iki komşusuyla dost olur; rahat ve huzur bulmak için onların evine yerleşir. Ailevi geçmişleri ve kişilikleri bakımından birbirlerine zıt bu üç karakter, uyum içinde hayatın tadını yakalarlar. Tartışmaların, kavgaların, barışmaların, suç ortaklıklarının ötesinde, “bir arada” olmanın keyfi onları daha güçlü kılar. Derken, inatçı olduğu kadar dünyalar tatlısı olan Franck’ın anneannesini de aralarına almaya karar verirler. Hikâyenin kahramanları feleğin çemberinden geçmiş, biraz yabani ve yalnız karakterlerdir; fakat gönül zenginliğine ve duyguların gücüne inanırlar. Peki, “Bir aradayız, hepsi bu” diyerek kendilerini keşfetmeleri, kendilerini gerçekleştirmeleri mümkün olabilir mi? Masala yakın durmakla birlikte, film burada gündelik hayatın tarafını tutuyor. Her şey toz pembe değil ve kendileri için inşa ettikleri bu fanusta dram eksik olmuyor. Hayatın sert darbelerinden, kenara çekilme riskini de göze almadan, nasıl kaçmalı?

Daha iyi bir hayat umuduyla geldiği Fransa’da düşük gelirli birçok işe girerek tutunmaya çalışan Samba, belgelerindeki eksik nedeniyle göçmenlik bürosu tarafından sınır dışı edilmek üzeredir. Alice ise bir şirkette üst düzey yöneticiyken geçirdiği bunalım sonucunda psikolojik tedavisinin bir parçası olarak göçmenlik bürosunda görevlendirilmiştir. Hayatının en zor zamanlarını geçiren ikilinin yolları çakışır ve aralarındaki duygusal çekim kısa sürede gitgide artar. Samba ve Alice’in yeni hayatı için umut artık çok da uzaklarda değildir.

Piyangodan Monica Bellucci'yi kazansaydınız? Ya da hep hayalini kurduğunuz ancak yanına bile yaklaşamadığınız herhangi birini? Kolay kolay yüzünüze gülmeyecek olan talih François'e selam vermeden geçmez. Piyangodan büyük ikramiyeyi kazanan adam da ilk iş olarak Pigalle gece kulüplerinin efsane güzeli Daniela'nın yanında alır soluğu. Sıradan bir günde yanına bile yaklaşamayacağı bu kadına reddedilmesi güç bir teklif yapar. Karısı olarak geçireceği her ay 100.000 Euro ile ödüllendirilecektir. Paranın sıcaklığı erkenden elini yaksa da, teklifi kabul eden Daniela, Charly ve büyülü gece hayatından uzak kalmaya dayanabilecek midir?

Londra'lı bir genç olan Harry Fabian elini attığı her işte başarısız olmuş ve bir türlü dikiş tutturamamıştır. Onu çok seven kız arkadaşı Mary evlenebilmek için para biriktirmekte, o ise macera dolu işler peşinde koşmaktadır. Bir akşam efsanevi güreşçi Gregorius ile tanışan Harry şehirdeki tüm güreş maçlarını organize edebileceğini düşünür. İhtiyacı olan tek şey biraz nakittir ancak kimse ona borç vermek istememektedir. Üstelik şehrin ünlü gangsterlerinden Kristo da peşine düşmüş onun güreş organizasyonu yapmasını engellemek istemektedir. Harry'nin birkaç yalan söylemekten başka çaresi kalmamıştır. Ancak söylediği her yalan onu sona biraz daha yaklaştırır.

Kiralık katil Jef Costello, cinayet işlerken görülür. Ancak gece kulübünün piyanisti Valérie, polise yalan söyler ve Jef’e yardım eder. Jef’in kız arkadaşı Jane de onunla olduğunu söyleyince polis onu serbest bırakır. Jef’in evine gelen karanlık bir tip, ona silah zoruyla bir iş daha verir ve öder.

Gözden düştüğü hissine kapılan orta yaşlı bir şair olan Orphée (Jean Marais)'nin küçümsediği genç rakibi bir trafik kazasında ölünce onun patroniçesi olan güzel Prenses Ölüm (María Casares) ile tanışır ve ondan çok etkilenir. Bu arada ihmal ettiği eşi Eurydice (Marie Déa) de benzer bir kazada ölünce Orphée, onu geri getirebilmek için ölüler diyarına iner.

Hikayenin flashbacklerle aktığı filmde, Mathieu bir trende üstüne bir kova su döktüğü Conchita'yı saplantı haline getirir. Filmde, Mathieu ve Conchita adlı karakterlerin arasında yaşanan arzulayan ve arzulanan dengesi ortaya konulur. Bunuel'e yakışır tarzda filmde alışılmışın dışında farklılıklar mevcut. Örneğin, Conchita'yı biri daha çocuksu, diğeri daha fettan olan iki ayrı kadın karakter oynar. Ayrıca, filmin örgüsünde o dönemde yaşanan terörizme de, toplumda normal karşılanmış haliyle yer verilmiştir. Kadın ve Kukla adlı kitaptan sinemaya uyarlanan film Bunuel'un sürrealistliğiyle başka bir boyut kazanmış ve birçok ödül almış ve Oscar'a da iki dalda aday gösterilmiştir.

Amerikan tarihindeki önemli olaylardan birine güncel bir bakış açısı getiren Demir Çeneli Melekler, Amerikan kadınlarına oy hakkı kazandırmak için hayatlarını riske atmaktan kaçınmayan ve Hilary Swank'ın canlandırdığı cesur, başarılı ve genç eylemci Alice Paul ve Frances O'Connor tarafından canlandırılan Lucy Burns'ün gerçek yaşam hikayelerini anlatıyor.

1. Dünya Savaşı sona ermekteyken, Mathilde isimli genç bir Fransız kadının en büyük savaşı başlamak üzeredir. Mathilde, nişanlısı Manech’in savaş mahkemesinde hüküm giyerek Fransa-Almanya ordularının arasında kalan tarafsız bölgeye gönderilen beş adamdan biri olduğunu ve bunun neredeyse ölüm demek olduğunu duymuştur. Manech’ini sonsuza dek kaybettiğini kabullenmek istemeyen Mathilde, sevgilisinin yazgısını öğrenmek için olağanüstü bir yolculuğa koyulur. Her dönemeçte Manech’in bu son günleri, bu son anları nasıl geçirdiğine dair farklı yorumlar duyar. Yine de asla yılmaz... İnatla sürdürdüğü neşeli tavırları ve umudunun güçlendirdiği şaşmaz inançla, soruşturmasını sonuna kadar götürürken kendisine yardım edenleri ikna, etmeyenleri de gözardı eder. Beş talihsiz asker ve aldıkları vahşet dolu ceza hakkındaki gerçeğe yaklaşırken, savaşın dehşetine ve hayatlarını etkilediği insanlarda bıraktığı izlere de yakından tanık olur...
Daha iyi bir deneyim sunmak ve site trafiğini analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz.

0 Yorum
Yorum Yap
Yorumlar moderasyona tabidir