
Atli Óskar Fjalarsson
Gabríel

An unexpected first kiss causes Gabriel to feel the electrifying "jitters" of love and lust with the free-spirited Marcus; a perfect way to end a Summer studying abroad. Realizing he is gay, Gabriel returns home and is immediately scrutinized by his family and friends who notice he’s different. But as the school year launches with Gabriel distracted with parties and his friends’ own dramas, Marcus returns, reigniting the hot, thrilling emotions of one’s first crush. Jitters fires head-first into the topsy-turvy world of first love with an attractive cast and pulsating soundtrack, making it a smartly refreshing journey into the queer, teen experience.

20. yüzyılın başlarında Çin'deyiz. O zaman adet olduğu üzere Pekin Operası'nın sanatçı havuzu, öksüzlerin ya da sokakta suça itilmiş çocukların disipline edilmesinden besleniyor. Tavizsiz Lu Qui tarafından yetiştirilen Duan Xiaolou ve Cheng Dieyi isimli iki yakın arkadaşın durumu da farklı değildir. Bedenlerini ve seslerini kullanmayı sıkı bir disiplin altında öğrenerek büyürler. Fiziği buna müsait olan Dieyi genelde kadın rolleri alırken, Xiaolou onun karşısında iri kıyım savaş beylerini canlandırmaya alışır. Dieyi giderek yakın arkadaşına karşı bir aşk duymaya başlar. Bu duygu en çok kuvvetlendiği sırada eşcinsel aşkı reddeden Xiaolou, kendisine güzel bir sokak kızı olan Juxian'ı gelin olarak alır. Bu tehlikeli aşk üçgeni II. Dünya Savaşı ve Çin Kültür Devrimi'ne kadar devam edecektir.

1981 yılında Kansas'ta başlayan bu hikâye, küçükken aynı beyzbol takımında oynayan Brian ve Neil'in hayatlarına odaklanıyor. 8 yaşındayken amnezi geçiren Brian, neler yaşadığını hatırlayamadığı ve hayatından eksilen 5 saatte uzaylılar tarafından kaçırılıp üzerinde deneyler yapıldığına inanmaktadır. Neil ise beyzbol takımının koçunun tacizine uğramış, geri kalan hayatı boyunca onu unutamamış fahişe bir gençtir. Küçükken yaşadıkları travmatik olaylar sonucu hayatları tamamıyla değişen iki gencin yolları yıllar sonra tekrar kesişecektir. Çünkü Brian, Neil'in kendisinin uzaylılar tarafından kaçırılmasını açıklayabileceğini düşünmektedir.

Dünya, ülkelerin arasındaki politik çıkmazlar sebebiyle büyük bir savaşın gölgesindedir. Bu dünyada gençliğine ulaşmaya çabalayan bir çocuk ise kasabalarına gelen, güzeller güzeli bir genç kadın olan Malena'nın etkisiyle kendi erkek kimliğini bulmak üzeredir. Malena, tüm güzelliğiyle faşist bir İtalyan kasabasını derinden etkilemektedir. Bütün kasabayı birbirine düşürecek olan genç, seksi ve dul kadın, bu kasabanın hem başlangıcı hem de sonu olmak üzeredir.

Mektuplar aracılığıyla kimliği gizli bir şekilde anlatılan The Perks of Being a Wallflower, 90'lı yıllarda lise birinci sınıf öğrencisi olan Charlie'nin hikayesini anlatmaktadır. Duygusal ve utangaç olan Charlie, bir yandan değişen çevresini gözlemlerken bir yandan da en iyi arkadaşı Michael'ın yakın zamandaki intiharıyla uğraşmaktadır. İngilizce öğretmeni Bill, ona okuması için fazladan kitaplar vererek hayata katılmayı öğretmeye çalışır ve Bill'in çabaları Charlie'nin deneyimleriyle açığa çıkacaktır. Hikaye boyunca Charlie; kendisini unutmasına sebep olan kötü bir çocuklukla, kürtaj, uyuşturucu ve seksle uğraşarak, eşcinsellik ve etrafındakilerin yargılarına maruz kalarak yaşama katılmaya çalışır. Charlie çocukluğun basitliği ve yaklaşmakta olan gelecek fikri arasında sıkışıp kalmıştır, etrafındaki dünyayı izlemek ve ona katılmak arasında sıkışıp kalmıştır, arkadaşları ve ailesinin sorunlarının ortasında sıkışıp kalmıştır…

Nick parçalanmış bir ailenin çocuğudur. Annesi Vicki ile babası David boşanmıştı ve mahkeme onun velayetini annesine vermiştir. İyi bir baba olan David boşanmanın ardından oğlundan uzak kalsa da onunla ilgilenmeyi ihmal etmez. İyi bir çocuk ve başarılı bir öğrenci olan Nick’in hayatındaki değişim kısa sürede ailesinin de dikkatini çeker. Oğlundaki değişimlerin nedenini anlamaya çalışan David acı bir gerçekle yüzleşmek zorunda kalır. Nick, kristal meth bağımlısıdır. David, oğlunu iyileştirmeye kararlıdır ve her ne olursa olsun onu içine düştüğü bataklıktan kurtaracaktır.

Joe Buck, geçmişini bir kenara bırakır ve New York’a doğru bir yolculuğa çıkar. Niyeti orada zengin kadınlarla tanışıp, jigololuk yapmaktır. Ancak şehir hiç de onun beklediği gibi değildir. Kısa bir süre sonra fakir bir dolandırıcı olan Ratzo ile tanışır ve bu iki adam, çaresizliklerle dolu hayatlarında birbirlerinin en yakın dostu olur.

Bridget Jones'un Günlüğü ve Billy Elliot'ın yapımcılarından iki sıradışı arkadaşın kendi dünyalarıyla yüzleşmeye karar vermelerinin unutulmaz hikayesi. Michael, engelliler için özel inşa edilmiş Carrigmore Home'a yerleşmeye karar vermiştir taa ki asi ruhlu Rory O'Shea ile tanışana kadar. Rory'nin onları bu sistemin dışına çıkaracak bir planı vardır.

Bud is a lonely and quiet boy whose moments of solace occur when he sits in rapture at the local cinema, watching towering and iconic figures on the movie screen. The movies give Bud the strength to get through another day as he deals with his oppressive school environment and his burgeoning homosexuality.

While out to avoid spending time with her narcissistic and promiscuous mother, sixteen-year-old Jo has a brief affair that leaves her pregnant and abandoned. When her mother remarries, Jo's only support becomes her friend Geoffrey, a homosexual.

Harold is celebrating a birthday, and his friend Michael has drafted some other friends to help commemorate the event. As the evening progresses, an unexpected guest shows up, the alcohol flows, the knives come out, and dormant and unspoken emotions are unleashed.

Garrard Conley’in aynı adlı otobiyografik kitabından uyarlanan film, ABD’nin Arkansas kasabasında görevli bir papazın oğlu olan ve tıpkı babası gibi dindar olarak yetiştirilen Jared Eamons’ın (Lucas Hedges) 19 yaşında gay olduğunu itiraf etmesi üzerine ailesinin yoğun baskıları sonucunda zorla bir “eşcinsel dönüşüm terapisi”ne gönderilmesini ve orada yaşadığı dramatik olayları konu alıyor.

94 yaşındaki Eleanor Morgenstein, en yakın arkadaşının ölümünün ardından hayatını yeniden kurmaya çalışır. Bunun sonucunda, onlarca yıl Florida'da yaşadıktan sonra New York'a geri döner.

1968'de New York'taki bir yaş günü partisinde sürpriz bir konuk ve bol alkollü bir oyun, yedi eşcinsel arkadaşın gizlenen duygular ve gerçeklerle hesaplaşmasına yol açar.

Yıllardır görmediği kızıyla tekrar yakınlaşmaya başlayan bir adam, gençliğinde kaybettiği aşkını ve yıllar önce Tayvan'dan Amerika'ya gelişini hatırlar.

George Clooney'nin yönettiği, çok satan anı yazısından uyarlanan Şefkat Barı filmi, gelecek vadeden bir yazarın (Tye Sheridan) romantik ve profesyonel hayallerinin peşinden gitmesini konu alır. Dayısının (Ben Affleck) barındaki bir taburede, renkli bir yerel karakter grubundan büyümenin anlamını öğrenir.

50'lerin Welton Akademisi, ciddi, disiplinli ve akademik çevrelerde saygınlığı yüksek olan bir okuldur. Okul yönetiminin muhafazakar ve ortodoks tavırları okulu öğrenciler için sıkıcı ve bunaltıcı bir hale getirmektedir. Fakat yeni ingilizce öğretmeni John Keating'in okula atanmasıyla çok şey değişecektir.Keating öğrencilerine ders kitaplarını yırtıp atmalarını, kalıplaşmış düşünce şekillerinden uzaklaşmalarını ve hayatlarını dolu dolu yaşamalarını öğütlemesiyle okulun statükocu tavrına son derece zıt bir profil çizmektedir. Öğrencilerini şiir ve nitelikli edebi yapıtlarla tanıştıran Keating onların pek çoğu üzerinde derin bir etki yaratır ve onların geleceğe dair hayallerinin şekillenmesini sağlar. Elbette Keating’in yaklaşımının okul yönetimi tarafından farkedilmesi ve üstüne gidilmesi uzun sürmeyecektir. Fakat okul müdürü Nolan Keating’i okuldan uzaklaştırma kararı aldığında hayatlarını değiştirdiği öğrencileri Keating’i savunmak için harekete geçerler.

Steven Spielberg'in kendi çocukluğundan izler taşıyan bu film, II. Dünya Savaşı sonrasında, Arizona'da mütevazı bir ailede büyüyen Sammy Fabelman'ın, sinemanın büyüsüyle aile içerisinde yaşanan gelgitlerin üstesinden gelmeye çalışmasını konu ediniyor.

Franc Roddam'ın 1979 yapımı "Quadrophenia"sı, 1960'larda Mods ve Rockers adlı iki müzik gurubunun rekabetini anlatıyor. The Who grubunun bir albümünden yola çıkan filmde, Sting de ilk beyazperde sınavını veriyor...

Yedi yıldır bitmemiş bir roman, çalıntı bir araba, ölü bir köpek, dengesiz bir öğrenci, kızgın bir eş ve hamile - üstelik de evli - bir metres!... Bunlar, Profesör Grady TRIPP'in (M.DOUGLAS) o hafta sonu başa çıkması gereken felaketlerin sadece bir kısmıdır. Ayrıca okulun aynı hafta sonu yapılacak yıllık Edebiyat Festivali'nde görevli öğrencilerin de sorumluluğu ondadır. Bu öğrencilerin hemen hepsi, yıllar önce tıpkı kendisinin de olduğu gibi birer "harika çocuk"tur. Bu çocukların en yeteneklisi ve profesyonel bir yalancı James LEER (T.MAGUIRE) ile tanışan Grady, tahmin ettiğinden de korkunç bir hafta sonu geçireceğinin henüz farkında değildir. 2001 yılında En İyi Müzik dalında Oscar® ödülü kazanan bu filmde Michael DOUGLAS, kariyerindeki en iyi performanslarından birini sergiliyor.

Daha iyi bir deneyim sunmak ve site trafiğini analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz.









0 Yorum
Yorum Yap
Yorumlar moderasyona tabidir