
Peter Lorre
Doctor Gogol

Aktris Yvonne Orlac (Frances Drake), Paris, Fransa'daki 'Théâtre des Horreurs' daki son performansından sonra dinlenmektedir. Radyodan eşi Stephen Orlac'ın (Colin Clive) çaldığı piyanoyu dinlerken, Yvonne'un her gösterisini izlemiş olan ve evliliğinden bihaber Dr. Gogol (Peter Lorre) tarafından karşılanır. Kocasıyla İngiltere'ye taşınmak üzere olduğunda ise Gogol tiyatronun kalbi kırık bir biçimde ayrılır, Yvonne'un karakteri Galatea'nın balmumu figürünü alır ve ertesi gün evine teslim edilmesini ayarlar.

Peter Lorre
Doctor Gogol

Frances Drake
Yvonne Orlac

Colin Clive
Stephen Orlac

Ted Healy
Reagan

Isabel Jewell
Marianne (scenes deleted)

Sara Haden
Marie

Edward Brophy
Rollo

Henry Kolker
Prefect Rosset

Keye Luke
Dr. Wong

May Beatty
Françoise

Ian Wolfe
Henry Orlac, Stephen Orlac's Stepfather
Edward Lippy
Pierre, Henry Orlac's Clerk (Uncredited)

Frank Darien
Lavin, Waxwork Proprietor (Uncredited)

Murray Kinnell
Charles, Theatre Official (Uncredited)

Rollo Lloyd
Varsac, Fingerprint Expert (Uncredited)

Gizemli ölümlerin meydana geldiği bir sırada, izleyenlerin 7 gün sonra öldüğü esrarlı bir video kasetin varlığı kulaktan kulağa dolaşmaktadır.Böyle söylentilere kulak asmayan bir kadın gazeteci olayları araştırmaya karar verince, kendini tehlikeli ve ölümcül bir oyunun ortasında bulur.Kaseti izleyen gazetecinin gerçekten yedi gün ömrü mü kalmıştır, yoksa tüm bunlar bir şehir efsanesinden mi ibarettir? Zamana karşı amansız bir yarış başlamıştır.

Hoşlandığı kızın kalbini kazanmak için gizemli "Tek Dilek Söğüdü"nü (One Wish Willow) kıran umutsuz bir romantik, tam da dilediği şeye kavuşur; ancak çok geçmeden bazı arzuların karanlık ve tekinsiz bir bedeli olduğunu keşfeder.

Kristy Cotton, bir psikiyatri kliniğinde içinde ölümcül ruhların yer aldığı bir bilmecenin kullanıldığını ve üzerinde deneyler yapıldığını öğrenir. Psikiyatristi Dr. Channard karanlık ve gizemli bir kutu ve onun yeniden yarattığı Julia tarafından etki altına alınmıştır. Julia doktora uzay ve zamanın sırlarını vermeyi vadetmektedir. Öte yandan Kristy'nin babası diğer alemden kanıyla gönderdiği mesajla onu uyarmakta ve yardımcı olmaktadır.

Criminology student Chloe fakes her own death to break into a morgue, in order to retrieve a piece of evidence that ties her younger brother to a crime gone wrong. Once inside, she discovers that a sadistic coroner is using the corpses for his sick and twisted business, and when he realises that Chloe still has a pulse, a terrifying game of cat and mouse ensues.

Elijah Wood’u tatlı küçük bir hobbit olarak tanıyanlar, onu karşılarında mükemmel bir ‘manyak’ olarak gördüklerinde afallayacaklar. ‘Tek Yüzük’ onu ele geçirmeye başladığında kocaman gözlerinde oluşan ifade belki de onun bu filmdeki gibi rollere uygunluğunu gösteren bir sinyaldi. Filmde, antika taş mankenleri, öldürdüğü güzel kadınların kafa derileri ile restore eden Frank’i izliyoruz. Derken, onun işine hayranlık duyan genç fotoğrafçı Anna çıkıyor ortaya ve karakterimizin arkadaşı oluyor. Frank, Anna’yı takıntı haline getirdikçe, öldürme açlığı tamamen kontrolden çıkıyor. Manyak, William Lustig’in 80’lere damgasını vuran, büyük bir fan kitlesi olan şiddet dolu korku filminin yeniden çevrimi. Orijinal filmin en şüpheci fanatikleri bile, Aja’nın versiyonunun orijinalinin hiç gerisine düşmediğini; atmosfer, müzik ve farklı New York görüntüleriyle fazlasını bile kattığını söylüyor...

Jon Lansdale karikatür kitabı yazarıdır ve sağ elini bir araba kazasında kaybeder. El, kaza mahallinde bulunamamıştır. Ama kısa sürede kendi başına döner, Jon’u takip eder ve onu üzen insanları öldürür.

Küçük bir New Jersey kasabasında geleneksel olarak düzenlenen okul mezuniyeti partisi kana bulanmak üzeredir. Zira elinde tırmık, üzerinde ise ABD ordusunun 2.dünya savaşı kıyafeti bulunan maskeli bir katil partide bulunan 35 gence bu bahar partisini zehir edecektir..

Fransız bilim kurgu yazarı Maurice Renard'ın romanından esinlenilerek 1924 ' de çekilen film , bir kaza sonucu ellerini kaybeden ve organ nakli ile bir katilin ellerine sahip olan ve bu eller ile cinayet işlemeye başlayan bir piyanistin hayatını anlatıyor. 1960 yılında Edmont Greville yönetiminden yeniden çekilmiştir.

Varlıklı bir bilim adamı ile şiddetli ve kontrollü bir ilişkide sıkışan Cecilia, gecenin köründe kayıplara karışır. Ancak tacizci eski partneri aniden öldüğünde Cecilia, ölümünün bir aldatmaca olduğundan şüphelenir. Bir dizi ürkütücü tesadüf ölümcül bir hal almaya başlayıp sevdiklerinin hayatlarını tehdit etmeye başlayınca Cecilia'nın akıl sağlığı umutsuzca kimsenin göremediği biri tarafından avlandığını kanıtlamaya çalışırken çözülmeye başlar.

Cinsel yönden düş kırıklığına uğramış bir eş ve anne olan Kate Miller, onu tatmin etmeyen erotik yaşamından yakınmak üzere, muayenesi Manhattan'da bulunan pek revaçtaki psikiyatrı Dr. Robert Elliott'ı ziyaret eder. Bir yabancıyla tatmin edici bir cinsel ilişki içinde geçirdiği öğleden sonranın ardından Kate, adamın binasının asansöründe usturalı sarışın bir kadın tarafından öldürülür. Katili şöyle bir gören sarışın fahişe Liz, hem baş zanlı, hem de katilin yeni hedefi haline gelir.

Tüm toplumu dehşet içinde bırakan ve polisi şaşkınlığa sürükleyen acımasız ve incelikli oyunların perde arkasındaki kuklacı, yeni çırağı Amanda ile beraber yakalanmaktan tekrar kurtulur ve ortadan kaybolur. Şehrin dedektifleri onu yakalamak için harekete geçerken Doktor Lynn Denlon ve Jeff kuklacının satranç tahtasında birer piyona dönüşeceklerinden habersizdir.

Tasya Vos, yüksek kaliteli bir suikastçıdır ve ilerleyen teknolojiyle insanların beynindeki implantla onları suikastçı olarak kullanılır. Son operasyonda işler her zamanki gibi gitmez.

Polis tarafından izlenen Jonathan Cooper, Kraliyet Tiyatro Akademisi'nde ümit vaad eden bir oyuncu öğrenci olan eski sevgilisi Eve Gill'in evine sığınıyor. Suç mahallinden kaçarken görülen Cooper, masum olduğunu iddia ediyor. Aktris Charlotte Inwood'un kocasının ölümünün üstüne yıkılmaya çalışıldığı, bunda da kadına olan tutkusundan yararlanıldığı konusunda ısrar ediyor. Eve, Jonathan'ın öyküsüne inanıyor ama polisin ona inanmayacağının da farkına varıyor; bu yüzden dedektifi oynamaya karar veriyor. Hizmetçi kılığına giriyor, Charlotte'nin güvenini kazanıyor ve gerçek bir dedektifin, müfettiş Wilfred Smith'in yardımıyla, Charlotte'nin katil olduğunu neredeyse kanıtlıyor.

Locked in a school closet during Halloween 1962, young Frank witnesses the ghost of a young girl and the man who murdered her years ago.

İngiltere'ye yeni dönen bir kadın, daha ilk günün arifesinde küçük kızını kaybeder. arama tarama çalışmaları fayda vermeyince olaya polis de dahil olur. ancak sorun şudur ki kimse kadının yanında bir kız çocuğu görmemiştir. böylece insanların aklında yavaş yavaş böyle bir kız çocuğu gerçekten var mıydı şüphesi uyanmaya başlar... Hem Otto Preminger hem de eleştirmenler tarafından önemsiz bir film olarak kabul edilmiştir. Ama bir kült klasiği olmayı başarmıştır.

Unhappily married Richard Mason concocts a meticulous scheme to kill his shrewish wife so that he'll be free to marry her sister.

Bir seri katilin kurbanı olmaktan zor kurtulan başarılı TV spikeri Karen Write, doktorun önerisi ile ormanlık bir alanda yerleşik bir kamp niteliğindeki rehabilitasyon merkezine gider. Aslında kampın sakinleri tuhaf bir koloninin üyeleri gibi davranmaktadır. Çok geçmeden Karen, yağmurdan kaçarken doluya tutulduğunun farkına varır.


Şehirde bir dizi korkunç cinayet işleyen azılı katilin yakalanıp, ölüme mahkum olmasından tam 15 yıl sonra Georgetown'da yeniden cinayetler işlenmeye başlar. Polis yetkilileri, bu cinayetlerin idam edilen katilin tarzında işlendiğini fark ederler. Tam bu sırada, şehrin akıl hastanesinde yıllarca süren katatonik bir uykudan aniden uyanan bir hasta, katilin kendisi olduğunu iddia eder ve itiraflarda bulunur. Olayı araştırmakla görevlendirilen polis Kinderman, hastanın verdiği cinayet ayrıntıları bir yana, adamın yine onbeş yıl önce küçük bir kızın ruhunu ele geçiren şeytanı kovarken ölen arkadaşı Peder Damien Karras ile olan aşırı benzerliğinden de dehşete düşer.

A series of down-on-their-luck individuals enter the decrepit and spine-chilling Rialto theater, only to have their deepest and darkest fears brought to life on the silver screen by The Projectionist – a mysterious, ghostly figure who holds the nightmarish futures of all who attend his screenings.
Daha iyi bir deneyim sunmak ve site trafiğini analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz.

0 Yorum
Yorum Yap
Yorumlar moderasyona tabidir