
Hazel O'Connor
Kate

Breaking Glass is the story of punk singer Kate and her meteoric rise to stardom. Starting out in the rock pubs of London, Kate, assisted by her manager Danny, becomes a huge star overnight. Once at the top the pressure is immense as Kate's band are squeezed out and she is left to cope alone in the spotlight.

Hazel O'Connor
Kate

Phil Daniels
Danny

Jon Finch
Woods

Jonathan Pryce
Ken

Peter-Hugo Daly
Mick

Mark Wingett
Tony
Gary Tibbs
Dave
Charles Wegner
Campbell

Mark Wing-Davey
Fordyce
Hugh Thomas
Davis

Derek Thompson
Andy
Nigel Humphreys
Brian

Ken Campbell
Publican

Lowri Ann Richards
Jane

Peter Tilbury
CID Officer

Bir gencin hayatı, kendisine nadir görülen bir kemik kanseri teşhisi konulması ile alt üst olur. Yaşadığı şoku atlatmasının ardından genç, hayatta az kalan zamanını değerli bir şekilde geçirmeye karar verir. Bu süreçte genç başkalarına ilham olmanın yolunu bulur * İnsanın burnunun direğini sızlatan tarz bir film. Zaman zaman neşeli, zaman zaman esprili ama genelde hüzünlü. Gerçek hayattan olması filme artı değer katıyor. Hele "Yaşamaya başlamak için ölmek üzere olduğunuzu öğrenmenize gerek yok" cümlesi nasıl da son noktayı koyuyor. Ailece izlenebilecek güzel bir film, En son sahnede gerçek kişilerin gösterildiği bölümleri es geçmemenizi öneririm.

Bohemian Rhapsody, Queen grubuna, müziklerine, klişelere meydan okuyan ve kuralları yıkarak dünyanın en sevilen sanatçılarından biri haline gelen ikonik solistlerine bir saygı duruşu niteliği taşıyor. Film, simgeleşmiş şarkıları ve devrimci sesiyle grubun meteorik yükselişine, Mercury'nin yaşam tarzının kontrolden çıkması ile çıkan iç çatışmaya ve yaşamını tehdit eden hastalığına rağmen Mercury'nin rock müzik tarihinin en büyük performanslarından birinde gruba liderlik ettiği Live Aid konserinin arifesinde muzaffer birleşme sürecine yayılıyor. Bu süreçte de, her zaman bir aile gibi olan ve günümüzde dışlanmışlara, hayalperestlere ve müzikseverlere ilham vermeye devam eden bir grubun mirasını süslüyor.

Ergenlik çağında bir genç olan William'ın hayattaki tek tutkusu müziktir. Bu nedenle okulunu da pek umursamayan William, bu durumdan ötürü ailesiyle sürekli çatışmaktadır. Sevdiği müzik grupları üzerine amatör yazılar yazan William, zamanla tanınmaya ve küçük yaşına rağmen önemli mevkilere adım atmaya başlar. Hayallerinde bile göremeyeceği şey artık kapıdadır. Büyük hayranı olduğu Stillwater isimli müzik grubunun yeni turnesine katılması ve turne üzerine Rolling Stones dergisine yazı yazması için seçilmiştir! William, grupla birlikte çıktığı yolculukta bu çok sevdiği insanlara ve müzik piyasasına dair önemli gerçeklere tanık olacaktır.

Yer 1960'lı yılların Amerikası, New York. Manhattan'ın hareketli müzik piyasasında tutunmaya çalışan genç Llewyn Davis, hayatını müzikle kazanmak ve sanatını icra edebilmek için her yolu denemektedir. Halkın önünde saygın bir yere sahip olmak isteyen Davis, bir yandan da şehrin acımasız koşulları altında yaşamını sürdürmeye çalışmaktadır. Fakat başını sokabileceği bir evi olmadan eski kız arkadaşı Jean Berkey'in kanepesiyle, kız kardeşinin kendisinden yakınmaları arasında gidip gelir. Dönemin önemli menajerlerinden Bud Grossman'a müziği, plağının bir kopyasını dinletmek tek hedefidir...

Bruce Springsteen, a young musician on the cusp of global superstardom, struggles to reconcile the pressures of success with the ghosts of his past.

A famous pianist at the twilight of his career meets a free-spirited music critic who soon becomes his rock as his mental state deteriorates.

Teen Spirit, hayallerine kavuşabilmek için şarkı yarışmasına katılan genç bir kızın hikayesini konu ediyor. Violet, küçük bir kasabada yaşayan utangaç bir genç kızdır. En büyük tutkusu şarkı söylemek olan genç kız hayallerinin peşinden gidebilmek için kasabadan ayrılmayı planlar. Bir şarkı yarışmasının ilanlarını gören Violet için hayalleri doğrultusunda harekete geçme zamanı gelmiştir. Ona bu zorlu macerasında karşısına çıkan bir akıl hocası yardım eder. Bu uluslararası yarışma Violet’ın sadece yeteneğinin değil dürüstlüğünün ve hırsının da teste tabi tutulmasına neden olur. Akıl hocasının desteği ile hayallerine kavuşabilmek için ter döken genç kız, yüzlerce rakibini geride bırakıp yarışmayı kazanabilecek midir?

Camden'deki ilk günlerinden dünya çapında şöhrete ulaştığı Back to Black albümüne kadar Amy Winehouse'un yükselişi anlatılıyor. Amy'nin gözünden, kişisel şarkı sözlerinden esinlenerek yapılan film, sanatçının katmanlı hayatını ve efsanevi albümün merkezindeki fırtınalı aşk hikayesini keşfediyor.

Bob Marley: One Love, sevgi ve birlik mesajıyla nesillere ilham veren bir ikonun hayatını ve müziğini gözler önüne seriyor. Filmde, Bob’un her türlü zorluğun üstesinden gelme konusundaki güçlü hikâyesi ve devrim niteliğindeki müziğinin ardındaki amansız yolculuğu anlatılıyor.

Senaryosu Susan McMartin tarafından kaleme alınan Cook, bir yanda yakın zaman ölen sevgilisini unutmak isteyen Henry Church adlı orta yaşlı adam, bir diğer yandan ise kanserli bir annenin küçük kızı Charlotte’ın, dostluk öyküsü ele alınmaktadır.

Karısıyla arası çok da iyi olmayan Barrie, karısının karşı çıkmalarına rağmen bu aileyle yakınlık kurmaya başlar. Aynı şekilde Davies ailesinde de büyükanne Emma du Maurier bu yakınlığa karşı çıkmaktadır. Çocuklar, Barrie'nin ilham perileri olmuştur. Onlarla oyunlar oynarken yamaçları gemiye, sopaları kılıca, uçurtmaları periye ve çocukları da "Neverland'ın Kayıp Çocukları"na dönüştürür.

Özgürlük hareketlerinin kasıp kavurduğu 1970'lerde, Patrick 'Kitten' Braden isimli bir gencin büyüleyici ve dokunaklı öyküsü Plüton'da Kahvaltı. Patrick, daha ufacık bir bebekken ailesi tarafından terk edilmiş ve Peder Bernard'ın kapısına bırakılmıştır. Daha henüz büyüme sancıları çektiği ufak yaşlarında bile kendi farklılığının bilincindedir ve bütün tepkilere ve baskılara rağmen değişmeyi reddeder. Yıllar geçip de kendi başına hareket edebileceğinin bilincine varır varmaz, Londra'ya gidip annesini aramaya karar verir. Bu yolculuk, onu hem kendisi ile ilgili hem de bilmediği bambaşka dünyalarla ilgili yenilikleri keşfetmesini sağlayacaktır.

Biri İngiliz biri Amerikalı iki sevgilinin 1 sene boyunca yaşadıkları müzik ve cinsellik ile dolu yoğun ilişkileri.

Ülkesinde genellikle yetişkinlere hitap eden kitaplarıyla dikkat çeken genç bir kadın yazar, son zamanlarda hayatında değişikliklerle karşı karşıya kalacaktır. Ek iş olarak yerel bir gazetede editörlük göreviyle parasını kazanmaya çalışan genç kız, zamanla hayatına erkeklerin girmesiyle çok zor bir hal alacaktır. Genç bir kadının etrafında gelişen olayları dramatik bir yönle bizlere aktaran The Girl in the Book filmi kısıtlı kadrosuyla iyi işler başaran filmlerden birisi olarak dikkat çekiyor.

1998 Cannes Film Festivali ödüllü Seul Contre Nous'un sansasyonel yönetmeni Gaspar Noé'den, gösterildiği hemen her yerde yoğun tartışmalara ve ağır tepkilere hedef olmuş, aşk, tecavüz ve intikam üzerine sarsıcı bir film. Gösterildiği bazı ülkelerde, seyircilerin bayılmaları ya da koltukları parçalamaları gibi vakalara neden olan film, sansürlenip sansürlenmeyeceği tartışmalarını geride bıraktı ve nihayet huzurlarımızda.

Kasım 1988, New York: Yeni bir uyuşturucu türü tüm şehre yayılmış ve bugüne kadar görülmemiş vahşette bir suç dalgasına neden olur. Yeni yasalar doğrultusunda, yeterince adam ve silah kullanamayan polis, ayda iki elemanını kaybeder duruma gelir. Hem suçluları hem suçsuzları yutan acımasız bir savaş başlamıştır. Bobby Green (Joaquin Phoenix) çapraz ateş altında kalmıştır. Brighton Beach’te, akıl hocası Marat Buzhayev'e (Moni Moshonov) ait olan ve Buzhayev'in yeğeni Vadim Nezhinski (Alex Veadov) gibi gansterlerin takıldığı bir Rus gece kulübünde müdürlük yapan Bobby, bu dünyadan uzak durmaya, dönen kirli işlere karışmamaya çalışır. Rahatına düşkün, ahlâk dışı hayat tarzına rağmen kız arkadaşı Amada'ya (Eva Mendes) tutkuyla bağlıdır ve Manhattan'da Buzhayev adına yeni bir gece külübü açmayı arzulamaktadır. Öte yandan, Bobby’nin bu insanlardan özenle sakladığı bir sırrı vardır.

Thomas Jerome Newton, uzak bir gezegenden gelmektedir. Amacı kuraklık çeken gezegenine ve ailesine su götürmektir. Gezegenin ileri teknolojisinin patentlerini alarak büyük bir şirket kurar ve zengin olur. Bu arada otelde çalışan Mary-Lou ile tanışır; Mary-Lou onu kilise, alkol ve seksle tanıştırır.

Kalbinizi durduracak derecede heyecan verici bu macera filminde kıvılcımlar yüksekten uçar. Sanat hırsızı Robert ‘’Mac’’ MacDougal (Sean Connery), sigorta dedektifi Gin Baker’ın (Catherine Zeta-Jones) uluslararası entrikaların oluşturdugu sinsi tuzağına düşer. Polis tarihindeki en büyük kovalamaca için sahne hazırlanmıştır. Onlar bütün olasılıklar için hazırlanmış ve tüm detayları düşünmüşlerdir, bir tanesi dışında...

Londra'lı bir genç olan Harry Fabian elini attığı her işte başarısız olmuş ve bir türlü dikiş tutturamamıştır. Onu çok seven kız arkadaşı Mary evlenebilmek için para biriktirmekte, o ise macera dolu işler peşinde koşmaktadır. Bir akşam efsanevi güreşçi Gregorius ile tanışan Harry şehirdeki tüm güreş maçlarını organize edebileceğini düşünür. İhtiyacı olan tek şey biraz nakittir ancak kimse ona borç vermek istememektedir. Üstelik şehrin ünlü gangsterlerinden Kristo da peşine düşmüş onun güreş organizasyonu yapmasını engellemek istemektedir. Harry'nin birkaç yalan söylemekten başka çaresi kalmamıştır. Ancak söylediği her yalan onu sona biraz daha yaklaştırır.

Based on a true story. Liz Murray is a young girl who is taken care of by her loving, but drug-addicted parents. Liz becomes homeless at 15 and after a tragedy comes upon her, she begins her work to finish high school.
Daha iyi bir deneyim sunmak ve site trafiğini analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz.

0 Yorum
Yorum Yap
Yorumlar moderasyona tabidir