
Robert Carlyle
David O'Sullivan

Australia, 1958. When a nine year old white girl is found murdered, police are quick to arrest illiterate Aborigine, Max Stuart. Under interrogation Max admits to the killing. With a legal system compromised by intimidation tactics, the skills of his two gifted but naïve defense lawyers are put to the test.

Robert Carlyle
David O'Sullivan

Charles Dance
Roderic Chamberlain

Kerry Fox
Helen Devaney

Colin Friels
Father Tom Dixon

Ben Mendelsohn
Rupert Murdoch

David Ngoombujarra
Young Max Stuart
Max Stuart
Old Max Stuart

Rhys McConnochie
Justice Abbott

Bille Brown
Thomas Playford

John Gregg
Rohan Rivett

Roy Billing
Det Sgt Turner

Gary Waddell
Constable Jones
Patrick Duggin
Policeman #1
Andrew Martin
Policeman #2

Frank Gallacher
Justice Reed

Eski bir donanma piyadesi olan ve Yale'de hukuk bölümünde okuyan Güney Ohiolu J.D. Vance, hayallerindeki işe girmek üzeredir. Ancak ailevi bir kriz onu hafızasından silmeye çalıştığı memleketine geri dönmek zorunda bırakır. J.D. hem Appalachi yerlisi ailesinin karmaşık ve dinamik yapısında hem de madde bağımlılığıyla mücadele eden annesi Bev ile arasındaki istikrarsız ilişkide yolunu bulmak zorundadır. Onu yetiştiren güçlü ve zeki büyükannesi Mamaw'ın anılarından güç alan J.D. çıktığı bu kişisel yolculukta ailesinin onun üzerinde bıraktığı kalıcı izi kabullenmeyi öğrenir

Saroo Brierley’in kendi hayat hikayesini yazdığı “A Long Way Home” isimli kitabından uyarlanan filmde, 5 yaşında Hintli bir çocuk olan Saroo ağabeyinin geri dönmesini beklerken bir tren vagonunda uyuyakalır. O uyurken trenin yola çıkması sonucu küçük Saroo uyandığında kendini evinden kilometrelerce uzakta bulur. Artık kayıptır ve eve nasıl döneceğine dair bir fikri yoktur. Kendini Calcutta'da bulan Saroo büyük mücadelelerden sonra Avustralyalı bir çift tarafından evlat edinilir ve sevgiyle büyür. Ancak ailesini bulma isteği giderek bir saplantıya dönüşür. Elinde hiçbir şey olmadan ilerlemeye çalışan genç adamın içindeki çaresizlik zamanla hayatını da etkilemeye başlar.

Gerçek bir hikayeyi temel alan The Best of Enemies, sözünü sakınmayan insan hakları savunucusu Ann Atwater (Taraji P. Henson) ve düzenlenen bir topluluk zirvesine isteksizce eş başkanlık etmek zorunda kalan yerel Ku Klux Klan lideri C.P. Ellis’in (Sam Rockwell) beklenilmedik ilişkisine odaklanıyor. 1971 yılında Durham, Kuzey Karolina’daki okulların ırk ayrımının kaldırılması üzerine düzenlenen zirvede yaşananlar, Durham, Atwater ve Ellis’in hayatını sonsuza kadar değiştiriyor.

Madame Emery ve kızı Geneviève Fransa'nın Normandiya bölgesinde küçük bir liman şehri olan Cherbourg'da küçük bir butikte şemsiye satarak geçinmektedirler. Film 1957 yılında 17 yaşındaki Geneviève ile 20 yaşındaki oto tamircisi Guy Foucher'nin birbirlerine aşık olmaları ile başlar. Çift evlilik planları yaparken Guy'ın annesi buna karşı gelir. Bir süre sonra askere alınan Guy Cezayir'e savaşa gönderilir. Guy uzakta iken hamile kaldığını öğrenen Geneviève zengin bir kuyumcu olan Roland Cassard'ın evlilik teklifini kabul etmek zorunda kalır. Yaralandığı için erken terhis edilen Guy, Cherbourg'a döndüğünde Geneviève'in gitmiş olduğunu görür.

Film, El-Kaide saflarında savaşacak insan temin ettiği, 11 Eylül saldırılarını gerçekleştirenleri de kendisinin El-Kaide'ye dahil ettiği suçlamalarıyla yakalanan fakat sağlıklı bir yargılama süreci görmeden 14 yılı aşkın bir süre Guantánamo'da tutulan Mohamedou Ould Slahi'nin gerçek hikâyesinden uyarlandı.

Evsiz bir jokey, bir milyoner, bir kovboy ve seabiscuit adında bir at... kendilerinin ve ülkedeki herkese ilham kaynağı olan bir yarış atının gerçek öyküsünü anlatıyor... 1920'lerde efsaneye dönüşen sıradışı bir drama... seabiscuit sizi hayatınızın yarışına götürecek...

Oliver Stone'un 1986 tarihli filmi Salvador, yönetmenin en başarılı filmlerinden biri olarak kabul ediliyor. Salvador'da hayatını dünyanın dört bir yanında haber kovalayarak kazanan bir savaş muhabirinin El Salvador'da yaşadıklarını anlatılıyor. 20 yıldır nerede olay çıkarsa soluğu orada alan foto muhabiri Boyle, içkiye ve uyuşturucuya olan düşkünlüğü yüzünden işsizlikle yüzyüze kalmıştır. El Salvador'da yaşanan iç savaşı izlemenin bir çözüm olabileceğini düşünen Boyle yola çıkar...

Winner, ABD Hava Kuvvetleri'nde görev yaparken ve NSA'da müteahhit olarak çalışırken ahlaki değerlerinin sorgulandığını gören Teksaslı zeki bir genç uyumsuzdur. Geleneksel ihbarcı gerilim filmlerinin yeni bir yorumu olan bu ergenlik hikayesi, prensiplerine bağlı kaldığı için zulüm gören idealist bir genç kadını konu alıyor.


Genç bir adamın kendinden yaşça büyük evli bir kadınla İlişkisi vardır. Genç adam kadının kocasını çok kıskanmaktadır. Sonunda onu öldürmeleri gerektiğine karar verir. Kadını da buna ikna eder ve bir gece kadının kocası sarhoşken onu öldürürler. Kadın etrafına kocasının başka bir şehre, çalışmaya gittiğini yayar, ilişkileri artık daha rahat devam etmektedir, fakat 3 yıl sonra aniden...

Eva Khatchadourian, Kevin'a hamile kaldığı gençlik yıllarında bütün kariyer planlarını ve hedeflerini bir kenara koyarak çocuğunu dünyaya getirmeye karar verir. Fakat Eva, Kevin doğduğundan beri oğluyla yakın bir bağ kuramaz ve oğlunun tuhaf ve aykırı davranışlarıyla ilgili hep kendini suçlar. Kevin giderek toplumsal ve ahlaki normların dışına çıkar. Babası Franklin, Kevin'in sadece bir "çocuk" olduğu konusunda ısrarcıdır ve bu konuda Eva'nın elinden hiçbir şey gelmez. Ancak Kevin aslında daha yeni başlamıştır ve yapabilecekleri, hayal edebileceklerinin çok ötesindedir.

Wake in Fright Sydney’e uçakla gitmeden önce bir gece kalmayı planladığı Bundanyabba’ya varan öğretmen John Grant’in hikayesidir. Bir gece kalmayı planladığı yerde beş gün kalır ve sonuna doğru yaklaşır. Birkaç gün sonra sis kalkar ama eğitimli John Grant değişmiştir. Yerine bir ağacın altında elinde tüfekle oturan kendinden nefret eden bir adam gelmiştir.

Fakir ve eğitimsiz bir adam olan Cameron Todd Willingham, 1992 yılında kundaklama sonucu üç kişiyi öldürmekle suçlanır ve idam cezasına çarptırılır. İki çocuk annesi Elizabeth Gilbert ise davanın tartışmaya açık yönlerini ve mantığa aykırı sonuçlarını ortaya dökerek Cameron'ı kurtarmak için elinden geleni yapacaktır.

Outback kasabasının çorak ve zalim topraklarında, Charlie Burns (Guy Pearce), yerel hukuk adamı Stanley'den (Ray Winstone) inanılmaz bir teklif alır. Küçük kardeşi Mikey'i idamdan kurtarmak için ağabeyi Arthur'u bulup öldürmesi gerekmektedir. Charlie, intikam, sadakat ve vicdanı arasında savaş verirken, Stanley, İngiltere'deki uygar yaşamından vazgeçer ve kanunları ve düzeni koruyup masum eşi Martha'yı (Emily Watson) çevresindeki vahşilerden korumaya çalışır...

Film, ergenlik çağındaki iki genç kızın arkadaşlıklarının hikayesini anlatıyor. Kendileri dışındaki herkesi dışarıda bırakarak, kendi yarattıkları hayal dünyasında yaşamaya başlayan bu iki genç kız birbirlerine sımsıkı bağlanırlar. Birbirlerinden aslında hayli farklı olan, farklı sınıflara mensup ailelerden gelen bu iki kızı birbirine çeken nedenler izleyiciye arka fonda sunulmaktadır. İlk başta izleyici bu iki genç kızın aşırı bağlılıklarına, kendilerini ayrıcalıklı kişiler olarak görmelerine, hayallerinde sürdürdükleri film yıldızlarıyla, opera sanatçılarıyla, kraliyet ailesi üyeleriyle dostluklarına sevecenlikle yaklaşmaktan alıkoyamaz kendini.Film izleyiciyi onların bu iki kişilik dünyalarının tam da ortasına fırlatır. Onların 4. dünya adını verdikleri bu sanat ve keyif dünyasının büyüleyici atmosferine kapılmamak olanaksızdır. Öte yandan arkadaşlıkları giderek tehlikeli bir seyir izlemeye başlar ve ebeveynlerinin yanlışları bunun üzerine tuz biber eker.

After a cavalry group is massacred by the Cheyenne, only two survivors remain: Honus, a naive private devoted to his duty, and Cresta, a young woman who had lived with the Cheyenne two years and whose sympathies lie more with them than with the US government. Together, they must try to reach the cavalry's main base camp. As they travel onward, Honus is torn between his growing affection for Cresta.

Yıllardan 1885’tir. Nebraska’dan Iowa kentine sürülen 3 kadına, eşlik edecek isimlerden biri yine Nebraskalı olan Mary Bee Cuddy’dir. Sert bir mizacı olan Mary Bee’ye, hayatını kurtardığı George Biggs de yol boyu eşlik edecektir. İkili bu zorlu yolda güçlerini birleştirerek hareket eder... Oscarlı aktör Tommy Lee Jones’un, 2005 tarihli Üç Defin filminden sonra yeniden yönetmen koltuğuna geçtiği film Glendon Swarthout’un romanından uyarlandı. Jones filmde başrolü ise Hilary Swank ile paylaşıyor…

Batı ekonomisinin çöküş yaşamasının on yıl ardından, Avustralya madenleri halen daha aktiftir; canlı kalmayı başaran endüstri, umutsuz ve tehlikeli adamların hedefi olmuştur. Eric, böyle bir suç örgütü tarafından soyulur ve böylesine zor bir zamanda tüm varlığı olan arabasını kaybeder. Kanun ya da yasanın kalmadığı bu yerde artık aklındaki tek düşünce intikamdır. Çeteyi bulmak üzere yola çıkar, ancak bulabildiği tek kişi yaralanınca yarı yolda bırakılan, yarım akıllı Rey olur. İki adam bir araya gelir ve sonuçlarını kendilerinin dahi hayal edemeyeceği bir yolculuğa çıkarlar.

Avustralya'nın Apollo 11 görevi sırasında aydan çekilen resimlerin aktarılmasında üstlendiği görevle ilgili oldukça nostaljik bir komedi.

Daha iyi bir deneyim sunmak ve site trafiğini analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz.

0 Yorum
Yorum Yap
Yorumlar moderasyona tabidir